18 Nis

0 Comments

Doğu’nun Elleri

  Merush Hanım

“Aras Doğu’ya…”

Küçücüksün, bir su damlası. Gamdan ve kederden ırak, coşkun bir denizin kenarındasın. Karışmak niyetindesin denize, adını aldığın nehir gibi. Yaşamı bilmiyorsun, yaşamanın ne ağır bir yük olduğunu. Karışmak istiyorsun o coşkun denize. Çağlamak niyetin. Acelecisin, ah gençlik! Soluğunu taşıyamıyorsun, soluksuz karışabileceğini sanıyorsun denize. Yanılıyorsun. Küçücüksün, bir su damlası. Gamdan ve kederden ırak o coşkun denizin kıyısında bekliyorsun. Adının tüm görkemi ayaklarının altında; sen akıyor, çağlıyorsun.

Küçücüksün, buhar olup kaçıyorsun denizden. Geziniyorsun semada. Kıyısında denizin öylece kalıyoruz, kıyıya varmanı beklerken semada izliyoruz gölgeni. Yitirilmiş bütün âlimlere uğruyorsun evvela. Doğu’nun kalbine iniyorsun. İncisin. Öğretileriyle ışıldıyor, bir ses oluyorsun. Duyulmamış tüm sırları fısıldayacakmış gibi az sonra. Kışın güneşi gibi, bir anlık kararıyor, uğraş veriyorsun ısıtmak için. Küçücüksün ve dünyayı taşıyorsun ellerinde.

Küçücüksün ve bir o kadar uçsuz bucaksız. Tüm soruların cevabısın, tüm gerçeklerin yabancısı. Yunus’sun bazen, her şeyin mutlak nedenini ilahi tecelliye bağlayansın. Kendini insanda seyredensin. Evvelin ve ahirin sırrını müjdeleyensin. Doğu’nun ellerinde büyüyen, ahadiyet sırrına meyledensin.

Küçücüksün, gökyüzü kadar. Koynunda bulutları taşıyorsun. Evrenin sırrını çözmüşçesine bulutlara şarkı söylüyorsun. Kanatıp derin bir yarayı yeniden, ağlatıyorsun. Yağmur oluyorsun, yaşınla temizliyorsun yeryüzünü.

Küçücüksün, bir yağmur damlası. Yağmurla birlikte tekrar denize iniyorsun. Kıyısına varıyorsun, gamdan ve kederden ırak coşkun bir denizin. Bir anne avucuna dolduruyor seni. O’nda büyüyorsun.

 

01 Mar

2 Comments

Evvelki dostluğun yok

  Merush Hanım

Çoktandır uğramıyor kalem sana. Yazmaya erinmiyor da, gözlerinden korkuyor kalem. Baktığın yere revan olmaya, dokunduğun her şeye itaat etmeye hazır şu kulun tek gücü kalemdir oysa. Kızgınlığım kalemden güç alırsa çoğalır sandım, sustum bu yüzden. Yuttum kelimeleri, sana dönmedi kalemin yüzü.

Ölüm gibi, tutsaklık gibi… Bir fırtına tuttu bizi, mücbir sebepten ağlar durur kalem.

 

 

—–

Öteden beri tekrarlar dilim, tek bir bahçede yetişir aşk, diye. Tek bir surette karşılık bulur. Yerdeki taştan, gökteki aydan bağımsız, asi, sevilenden öte, hesapsız. Adım attığı kuru toprağı yeşerten kudret, kalbe iliştirdiği bu duyguya hürmet edelim diye sınıyor bazı zamanlar. Ara sıra sert bir rüzgar esiyor, dengede kalmayı bilen erişiyor o üstün mertebeye.

Binlerce ozan yazmış şimdiye değin. Her mertebeye uygun kelimelerimiz bol. Şükrane olarak başımızı bile sunarız yar’dan gelen bir küçük iyiliğe!

Güç değil taşıması, aksine geçemediğim kapı kalmadı bu hisle büyüyeli. Sığamadığım tüm dar zamanlara sığdım, kabul gördüm hiç beklemediğim elden. Sıramı beklemekten acizken sabrı tattım. Her defasında bir minnetle karşılık verdim, her defasına eğildim önünde, erinmeyerek.

Göz, görmeden de sever. El, değmeden de sever. Kulak sever, hiç sesini duymadan. Kalp hep sever, koşulsuz. Işıklı, engin bir yoldur burası. Alabildiğince mavi, hudutsuz.

Şerh koşar dil ansızın hepsine. Sen benim canımsın, der, ben cansız nasıl yaşarım? Sen benim gözümsün, ben gözsüz nasıl görebilirim? Bir muhabbet bağının içinden geçmiştir o çünkü. Dostluğu bilmiş, aşkın büyüdüğünü görmüş dostluğun yanında, çoğaldığını. Uzağı yakın etmiş muhabbet. Baki kılmış aşkı.

Kesilince dostluk, kesiliverir ışığı yolun. Göz, görmedikçe bitap düşüverir, kalp buldurur yolunu. Koşulsuz sevebilen kalp de olmasa karanlık yolda nasıl yürünsün?

Azalttıkça dostluğunu sen, çağırsan da bulamaz olurum ışıksız yolda seni. Dönmez yönüm sana. Geçmem kapından, basmam odana. Uzanmam yanına.

Ne basayım odana nazlı da civan, evvelki dostluğun yok.

10 Ara

2 Comments

Yazgımız bir, yazıyla ölümsüz olsun.

  Merush Hanım

Söz ya da ses değil, yazıdır hayatta tutan aşkı. Kesilince yazı, dayanıverir boğazına keskin bir bıçak.

Eskiden, uzakken sevdalılar birbirine, söz verirlermiş; Seni hep bekleyeceğim. Söz vermek, kalbin en büyük avuntusu, kıpkırmızı. Söz almak ise umut deryasının içine savuruverir insanı, alabildiğince mavi. O eski aşıklar kırmızı ve mavinin orta yerinde bekler. Bazen dar gelir, bazen çöker, çoğu zaman da ayazdır orası, buz keserler. Oysa verdikleri sözün peşindedir ikisi de; Seni hep bekleyeceğim. Beklemek iyi gelmez sevdalarına, devinimsiz bırakır. İki tarafın da beklediği bir aşkta kavuşma sahnesi beklemiyoruz elbet, bunun için biraz fazla öğütüldük acıyla.

Ses var şimdiki zamanda. Kilometrelerde öteden duyulan nefes… Gürültü de var sesle gelen. Başka sesler var ardında, kocaman bir dünya. Yakın eder evvela, azar azar karışırlar dünyanın içine bütün sesler. Tek tek tüm seslerin içinde kaybolup giderler. Yakın olmaya çalışırken sıradan olurlar birbirine. Eskide söz verip bekleyen aşıklar, ses olup karışırlar sonsuza.

Oysa eskiden ve şimdiden bağımsız olan yazıdır. Ölümsüz. O yüce deryadan bizlere bahşedilen yazının aşka doğru yol alması mucizenin ta kendisi. Öğütüldüysek de acıyla, mucizelere inanmayı bırakmadık. Kalem yüzü görmemiş bir aşk, sonsuza eremez bu yüzden. Aşkın tüm yükünü göğüsleyen yazıdır. Yazıda hayat bulur aşk, güç bulur. Bu yüzden yaz, bileğin acıyana dek tut kalemi, parmakların rahatsız olana dek dokun harflere. Yazıya dokunmayan aşk, gerçek olamaz.

Hürmet et sana gelen yazıya, değsin kalbin satırlara. Derman ol sen, yük olma kaleme. Kesilirse yazı, bil ki aşkın boğazındadır keskin bir bıçak.

Yazgımız olsun kavuşma, yazıda ölümsüz olsun. Yazıyla sonsuz.

18 Kas

0 Comments

Yüreğim / Yüreğin – Mekansız

  Merush Hanım

Henüz 7 yaşında annesinin terk edişiyle çocukluğu bitmiş, kendini bu acıya katlanamayan babasını teselli ederken bulmuştu, Ceylan. Acılardan biraz olsun uzaklaşmak isteyen babası o yaz sonu tayinini isteyerek küçük bir kasabaya yerleşeceklerini söylediğinde bile bunu olgunlukla karşılamıştı.

O yaz sona ererken, hayat yeniden başlıyordu o küçük kasabada.

Kasabanın yoksul ailelerinden birinin kızı olan Ömür daha ilk günlerde Ceylan için dost olmuş ve dostlukları kasabada kaldıkları 8 yıl boyunca devam etmişti. 15. yaşların henüz bastıkları o yaz sonu babası artık başka bir şehre taşınacaklarını söylediğinde 8 yıl evvel annesiz kalışını hatırlayıp kendini yeniden yapayalnız hissetmişti.

O yaz sona ererken, hayatlarında yeni sonlara açılan o kapı aralanmaya başlıyordu.

Aradan geçen 15 yıl ceylanın hayatında kalıcı hasarlar bırakmış, babasız kalışının hemen ardından Azab adını verdiği bir hastalığın kollarında bulmuştu kendini. Hastalığının en can yaktığı o günlerde eski fotoğraflara bakarken son günlerini çocukluğunun güzelliği ile doldurmak niyeti ile hiç yanıt almayacağını düşünerek Ömür’e bir mektup yazmıştı. 15 sene sonra selam yolladığı çocukluğundan acı, kahır ve ölüm cevaplarından bihaber…

İlk mektuba aldığı yanıt sonrası günlerce ne diyeceğini bilememişti. 15 yıl önce bıraktığı Ömür hayallerinde öyle farklı bir yerde duruyordu ki, satırlarda hep onu aradı. Mektuplar sürerken hastalığı daha kötüleşen Ceylan’a son bir umut Londra yolları göründü. Çocukluğunun güzelliğine hastalığı ve ölümü yakıştırmadığı için bundan son ana kadar Ömür’e bahsetmemişti. Hoş, Ömür öyle farklı bir alemde yaşıyordu ki ona bunlardan bahsetmeye gerek görmedi. Temmuz başı gittiği Londra’da zaman ilerlemiş, yaz sona ermekteydi.

O yaz sona ererken, ben kızımı kaybettim.

Henüz 7 yaşında annesiz bıraktığım kızım, tam yeniden kazandığım anda ellerimden kayıp gitti. Değer miydi, diye düşündüm uzun uzun. Yaptığımın cezasını böyle mi ödemeliydim? Sen terk edip gidersen ben de seni hepten onlara hasret ederim, mi dedin ya Rab? Ancak sırası değil, kendi çizdiğim hikayemin figuranıyım artık. Ne Ceylan geriye gelebilir artık, ne de babası. Beni herkesten çok seven adam olan, babası.

Londra’ya O’nunla gideceğimi bilmiyordu bilse, izin vermeyecekti. Gittim peşinden. O yaz boyunca hastane kapısında bekledim, geçmişin günahını ödüyordum her saat. Ölmeden iki gün evvel yeniden tanıştık kızımla, anlattı bana Ömür’ü, çocukluğunu… Kendi çocuğumun hayatını bir yabancı olarak dinlerken kahroluyordum. Hem Ömür’e hem de hasta yatağında onu terk eden o adama hala delicesine tutkundu. Ölümüne günler kala bu iki tutkusunun aynı hikayenin baş rolünde olduğunu öğrendi.

O yaz sona ererken, gözleri kapanıverdi Ceylan’ın. Sona erdi tüm mevsimler.

 

Vakit bitti.
Arta kaldı hayat, ab-ı hayatı içtiğimiz el geldi yapıştı boğazımıza.
Bitiyorum.

Hissetmiş olmalıydım, bambaşka biri olarak çıktı karşıma çocukluğumun Ömür’ü.Bir türlü yaklaşmadı hayallerimdeki ile satırlarındaki.Hayatımın birer birer sonlarla tanıştığı yıllarda senin nerelerde savrulduğunu bilemedim. Kızgın bir mektup yolladım sana giderken, ne büyük ahmaklık! O kızgınlığı şimdiye mi saklamalıydım acaba?

Mektubuma belki yanıt vermişsindir diye, seni merakta bırakmayayım diye, çocukluğumun içini ferahlatayım diye, o saflığa hastalık kelimesini yakıştıramadım diye, toprak, ölüm… Bir heves aradım seni yeni ünya aracı şu lanet bilgisayarda. Saçlarından tanıdım ilkin seni, gözlerinden. Gülümsüyordun yanındaki adama sarılmış, Ne hoş! Gözlerin aynıydı, çocukluğumuzdaki gibi. Yanındaki adamsa hiç değişmemiş geçen iki yılda, gözleri aynı.

Ne o? Şaşırdın mı O’nu tanıyışıma, Ömür?

Azab içinde kıvranırken ben, beni sahipsiz, bir başıma bırakıp giden adamı unutmuş olmam mümkün mü? Hem de hala delicesine özlerken, şu son günlerimde kapıya bakarken hala hala bir umut taşırken içimde, nasıl unuturum?

Ah! Derdi bana sahiden, çocukluğunun neşesi duruyor gözlerinde, diye. Sönünce gözlerimin feri, O da çocukluğuma gitti demek. Sana.

Kalp ağrısına deva, zamanmış derler. Çok şükür daraldı zaman. Bu acıya katlanacak günüm çok değil.  Hep yaz sonlarına denk düştü hayatım.  Sona eriyor şimdi de yaz. Açıldı ardına kadar tüm kapılar. Cihanın sahibi fısıldayıverdi ömrüme alemin şifresini. 3 hecede dökülüverdi dilimden. Kefenin üç kuşağı varmış, sardım belime. Yuttum son lokmamı.

Ceylan.

 

 

NOT : Nisan ayında başladığımız ve mektuplarla devam eden bu online roman, beklenmedik bir biçimde sonra erdi ne yazık ki. Seri’nin indirilebilir halini yakında yine buraya ekleyeceğim.  Tüm mektuplara aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz;

16 Kas

0 Comments

Sen

  Merush Hanım

Burada şiir bulunmaz, bilirsiniz. Aşağıdaki satırlar bir misafirden. Şiirin öyküsü benim kalemimden en yakın zamanda burada olacak. 

 

Gecenin yarısı.
En dibi bunalım saatlerimin.
Daha yeni döndü başım, yeni buğulandı gözlerim,
Sarhoşum yine, ama alkolle ilgisi yok.
Geçen günlere baktıkça, yıllar geçiyor gözümden
Yetmiyor gücüm hasretine
Her gün yeni yıllar birikiyor, üşüyen ellerimde.
Sebepsiz korkular közlüyor kalbimi
Ölüm korkutmuyor yaşamak kadar
Ve yaşamaktan korkmuyorum sensiz kalmadıkça

Cesaretimsin benim
Her cephenin önündeyim sen yanımda oldukça
Her savaşı kazanırım, düşmanım sen olmadıkça.
Gece bastırıyor omuzlarıma
Kadehimin dibindesin artık
Daha hızlı içiyorum seni içime çekmek için
İçtikçe kayboluyor zaman,
Yarınlardan rüzgarlar esiyor gözlerime
Çiçekler uçuşuyor çevremde
Tuna gibi, Nehir gibi kıvrılıyor etrafımda kokuları
En derin nefesimle içime çekiyorum yarınları

Derken daha bir bastırıyor gece
Hasretin damlıyor gözlerimden, ılık ılık sızıyor içime
Yastığa koyuyorum başımı, gözümde Tuna’nın ışıltıları
Bir  de gözlerinin hayali parlıyor karanlığımda, geceye inat.

Git gide uzuyor gece.
Bense sıkıyorum kendi gırtlağımı, öldürmek istercesine.
Sensizliğe inat hapsediyorum nefesimi,
Kapıyorum gözlerimi senden başka bir şey görmesin, diye.
Çünkü ben her gözümü kapadığımda seni görüyorum.

Git gide uzuyor gece.
Ben ısındıkça üşüyorum.
Hatıraların volta atıyor kafamda, uyuyamıyorum ayak seslerinden.
Kalbim uyutmamaya niyetli zaten, deli gibi çarpıyor sen her beni düşündüğünde.
Sevgim sığmıyor içime damla damla akıyor gözlerimden
Ben her gece karanlıktan topladığım özlemlerimi biriktiriyorum sana,
Geldiğinde hepsini vereceğim avuçlarına; şaşıracaksın.

Derken geliyorsun yanıma,  hiçbir söz yetmiyor bu mutluluğu anlatmaya.
Susuyorum, sarılıyorum sana bir daha ve bir daha ama hep ilk defa.
El ele geziyoruz biraz, konuşuyoruz sağdan soldan
Ne kadar şükretsem az gelir bu mutluluğa

Sonra uyanıyorum, bakıyorum yatağa sıcacık yerin.
Yanımdaymışsın dün gece de her geceki gibi.

Sen benim, yaşama sebebimsin.

2002-Denizli