Tarihte Bugün:  3 Eylül 2005
Aforizma VI

Bir kitap düştü yere
Geceydi, hatırlıyorum. Uykuya dirençsizliğim henüz başlamamıştı, sabah erken kalkma telaşlarımda da. Gençtim, değil mi? Sadece güzel olduğumu düşünür, sadece güzel olduğum için sevildiğimi zannederdim. Bunca sene sonra tüm bunları ilahi bir duyguyla besleyip anacağımı hiç tahmin etmezdim. Eteklerim gibiydi aklım, havalanması an meselesi olan. Şimdi aklıma en mukayyet olduğum çağımdayım, o gecenin önünde hayalimde bir beyaz tül perde var. İçerisini tam göremiyor, ama çok güzel olduğunu hep biliyorum. Hiç çıkmamışım gibi o odadan. Bembeyaz bir oda şimdi zihnimde tüm yaşananlar. Mürekkep bile damlamasın masumluğuna diye kalemimi sakladım, sadece dilimde anlatacağım bir masal olsun istedim. Anlatırken küçük kızımızın rüyasına girsin diye özenle seçtim masalın cümlelerini. Bir bir ördüm onları zihnimde, bir ters, bir düz. Dümdüz.

Kapandı bir pencere
Gençtim ya hani, güzeldim. Evi süpürken tüm tozları kanepe altında biriktiren acemiydim bu işte. Düzelsin isterdim, üstünü kapatınca düzelmesini beklerdim tüm hatalarımın. Bana göre üstünü örttüğümüzde kolayca unutulacak olan hatalar aslında gençliğime verilemeyecek kadar büyük adam işiymiş meğer. Bunu sonunda anladım. Ekranda SON yazana dek bütün bunların “koşulsuz sevgi” sandığımın altında kaybolacağını düşündürdüm. Sandığa oturup bekledim uzun süre, gelmedin. Şimdi çocuk olsam oturup beklemeye devam ederdim, usluydum çocukken. Geleceğim dediğinde seni orada sonsuza dek bekleyecek olan çocuk değildim artık. Kalktım.

Ayrıldılar.
Ayaklarımın altından çekildi deniz birden. Suyun benden kaçtığını hissettim, ona yaklaşırken tek istediğim kocaman bir dalganın altında kayıplara karışmaktı. Deniz beni hem çağırıyor, hem suyun altında susuz bırakıyordu. Su tamamen kaybolduğunda deniz de gider mi? Gitmedi deniz, suları çekildi. Ortasında denizin daha önce duymadığım şarkıları söylüyorum, kupkuruyum denizin ortasında. Hemen arkamda  “koşulsuz sevgi” sandığım duruyor, sen geldiğinde içine saklanıp muzurluk yapacağım. Aklım hala çocuk, ama genç değil. Bir daha olmayacak.

Kadın erkeğe dedi ki:
- Baktım
dudağımla, yüreğimle, kafamla;
severek, korkarak, eğilerek,
dudağına, yüreğine, kafana.
Şimdi ne söylüyorsam
karanlıkta bir fısıltı gibi sen öğrettin bana…
Ve artık
biliyorum:
Toprağın
Yüzü güneşli bir ana gibi
En son, en güzel çocuğunu emzirdiğini…

Fakat neyleyim
saçlarım dolanmış
ölmekte olanın parmaklarına
başımı kurtarmam kâbil
değil!
Sen
yürümelisin,
yeni doğan çocuğun
gözlerine bakarak…

Sen
yürümelisin,
beni bırakarak…

Kadın sustu.

Salı 10 Ağustos 2010
 Merush Hanım |  5 YORUM |  12 BEĞENİ
Pazar, rüyalar ve Cansever.

*

Erken kalktım bu sabah. Erken kalkılan her Pazar günü, öğlen uykuları için en güzel bahanedir, bunu fark ettiğimden beri Pazar günlerine daha erken uyanmak için çaba gösteririm. Bu Pazar, ağrısından yerinden kalkmak istemeyen bir baş ile kendini dışarı atmak, iç sıkıntısından kurtulmak isteyen bir ruh ile baş ettim. İkisinin de kendi haklılıkları vardı ve benim en son isteyeceğim şey bir çelişki hali idi. Bedenimde süregelen bir çelişkiyi ise bunca sıkıntı sonrası bir katliama dönüştürecek kadar kör gözlü idim. Uzun sürmeyen bu mücadele ağrıyan başımın galibiyeti ile son buldu. Galibiyet ne kelime! Bu başarı onu öyle çok şımartmıştı ki iki saatlik molalar vererek her yere imzasını attı.

O uykulardan birinde, bir konuğum vardı, Edip Cansever. Bir odaya girmiş, tanımadığım eşyalar arasından tanıdık bir şeyler arıyordum. O sırada üzeri ayna ile işlenmiş bir kutunun içinde bir kağıt, kağıdın içinde bir deri parçası buldum. Üzerinde bir şiir, “Bitti o sevda”

Bilinçaltımın bana ettiği oyunlara artık aldırmıyor, ona kucak açıyordum.

……..

Ne çok şey biriktirmiştim oysa içimde. Her seferinde başa sardığım o düşünceler kemirirken ruhumu, desibeli yüksek bir çığlık duyuldu karşı kıyıdan. Bir martı, çığlığı sonrası kendini denize salmış, gözlerimi kamaştırıyordu. Onların çığlıkları ile şekil buluyordu sevdamız, bazen kesiliyordu sesleri, bazen gidiyorlardı, çok geç olmadan geri geliyor; dolaşmaya devam ediyorlardı minik adamızın etrafında. Karşı kıyıyı kendilerine mesken tutmuş, bizi izliyorlardı. O gün elini tuttum senin, soğuktu. Martılara bakıyordun, gözlerin onlardan çok önce gitmişti oysa. Fark edemiyordum. Sen sustukça kesildi onların çığlıkları da, sen yerinden kalktın, gözlerime baktın, martılar da çekti gitti.

Bitti o gün o sevda.

Bitti o sevda kesildi çığlıkları martıların
Su gibi bitti, suya karşıt gibi bitti
İtti kıyıyı adına deniz dediğimiz şey
Unuttuk ikimiz de her türlü yetinmezliği
Kaybetti kumarda gözlerim
Kaybetti kumarda gözleri.

Bir koru rüzgârlandı göğüs boşluğumuzda sanki
Uzaklaştı ağaçlar birbirlerinden
Yakınlaştı ağaçlar birbirlerine
Yani her soluk alıp verişimizde bizim
Bir mekik gibi kalbin
Bir mekik gibi kalbim
İşleyip durdu bu yitikliği yeniden

Ne kaldı
Farkında mısın bilmem
Gündüzler..
Gündüzler biraz azaldı.

Edip CANSEVER

//Ben hep arkadan bakmaya hazırlamıştım kendimi, hala cümlelerimin bu yöne aktığına bakma, mantık hatası de yaptığıma, görmezden gel.

Pazar 18 Temmuz 2010
 Merush Hanım |  5 YORUM |  6 BEĞENİ
Mutsuz bir ana dair

DSC04196 by merush.

Mutsuzken, karşımdakileri üzmemek ya da benzer bir sebeple kendimi daha çok üzmemek için mutlu görünürüm; bilirsin. Çünkü mutsuz görünsem bunu çözecek kimse bulamam karşımda, çünkü mutsuzsam içimdeki küçük kız çocuğu da sırt çevirir bana, onu da oyalamak için mutlu gibi görünürüm. Derdimi ortaya sermeyi sevmem, hastayken mızmızlanırım ama çok şey beklemem. Birçok şeyi kendi kendime halletmeyi severim. Baş edemeyeceğim kadar büyük sorunlar olarak görmem hiçbir şeyi.

Öngörüm çok güçlüydü bu sefer. Geçen gün söylediklerimi biliyorsun. Demek istediklerimi birazcık pekiştirmem gerekiyordu sadece. Şansım yaver gitti, denk geldi. Buna ne kadar şans demek doğru bilmiyorum, ama iyi oldu. Eksildiğini söylemiştim, sorgusuz sualsiz yine ben kötü oldum. Kimse altında yatan nedeni merak etmedi, etmesini de istemezdim zaten. Kötümser değilim, sadece realistim. Bazı şeylerin benim içimde kalması çok daha doğru. Çok büyük bir güç var bizi birbirimize bağlayan, onu ben görüyorum, şu durumda bana yeterli geliyordu. Ve fark ettim ki artık sadece o güç kalsın istiyorum. Yan yana olunmayacağı zaten gün gibi açık. Ben istedim bunu. Bilerek, isteyerek ben yaptım; gram canım acımadı. Ajda şarkılarındaki kadın kadar ruhsuzum. Zerre kadar pişman değilim.

Ama dalga geçmedim hayatla. Olmadığı gibi göstermedim. Anında bir tokatla karşılık vereceğini öğrenecek kadar büyük oldum her zaman. Haddimi bildim. Hayata söz geçirmek bir yana, dalga geçmedim. Kalp kırdım çokça belki ama tuttum da. Umurumda değilsin mesajını vermedim. Deliler gibi umurumda olan şeylere sadece kayıtsız kaldım. Sessiz kaldım, senin rolüne büründüm.

Yaşamımdaki rolü sadece arıza çıkarmak olan insanlar var. Sana bunlardan çoğu kez bahsetmedim. Kendim baş ettim hep arızalarıyla. Aslında gördüğün, gösterdiğim farklı bir şeylerdi. Biraz kalp kırıklığı topladım sonra. Artık çok konuşmuyorum, sesim çıkmıyor. Gülüyorum ama kendi kendime, eksik etmiyorum. Kalbe en iyi gelen şey, gülümsemektir çünkü. Sağlığım kıymetli artık, elden gitmesine katiyen izin veremem. Sen de vermek istemezdin eminim. Sen değerli olduğumu hissettirmezsen ben kendime hissettiririm,  hiç de yorulmam. Yerini ancak ben doldurabilirim. Bir başkası asla. Ben de öyle yapıyorum. Gülümsemeyi eksik etmiyorum. Sabahları yürüyorum, vişne suları ile besliyorum kendimi. Niye? Çünkü bir kere ödüm koptu. Sızladı mı için? Hissettin mi? Hayır. Madem hissetmedin, hissetmediler, tek hisseden bendim madem; ben korurum kendimi. Senden de, ondan da, şundan da, bundan da.. Her şeyden.

Sen görmüyorsun ama kocaman bir güzellik geldi yüzüme. gözlerime… Alnım açık, bir gün gelir orta yerine bir öpücük kondurursun belki.

Çarşamba 14 Temmuz 2010
 Merush Hanım |  8 YORUM |  6 BEĞENİ
Cumartesi Mektubu

Hava gölgede fenalık geçirtecek kıvama geldiğine göre  kendimizi serinletmek için soğuk espriler bulabiliriz değil mi, Emre? Size bu mektubu Friendfeed’de 500. abonem olmanız dolayısı ile yazıyorum. Bunun yalnızca yazı yazmak için bir bahane olduğunu bilmenizi isterim. İzniniz ile size biraz kendimden bahsedeceğim. Şüphesiz ki mektuplar, samimi olmalıdır.

Bugün burada, Cumartesi. Muhtemelen sizin bulunduğunuz coğrafyada da öyledir. Saat konusunda farklılık gösterebileceğimizden 13:44’ün altını çizmek isterim. Sertab’ın yeni şarkılarından birini dinliyorum şu an, çerez gibi olanlardan hani, atıştırmalık bir şarkı. Son günlerde biraz üzgünüm. Bunun dolaylı olarak yada doğrudan kimse ile bir ilgisi yok. İnsanlara kızmayı, onların  yaptıkları için kendimi üzmeyi bırakalı çok oldu. Çok net bir örneğini yakın zamanda da gördük. Alkış tutulası bir performans sergilediğimi düşünüyorum. Tiyatral da değildi üstelik, tamamen içten gelen bir yetenek!

Çok üşüyen bir insanım. Yaz çok geç gelir benim buralara bu yüzden. Camlarım hemen açılmaz seyir halindeyken mesela, bir hafif rüzgar değse tutuluverir oracıkta boynum. Ah, güzel boynum. Neler çekti o, ufak bir sızıyı mı kaldıramayacak? Ama böyle düşünmem, çok çektiği için biraz daha özenirim ona, korurum. Bu haftam çokça hasta geçti bu nedenle. Ateşim yükseldi yer yer, midemde hoşlanmadığım hareketlenmeler. Neyse ki çok sürmedi, dün akşam itibari ile yavaşça çekti gitti bedenimden bir hastalık hali daha.

Dönüp dolaşıp okuduğunuz kitaplarınız var mı, sizin de? Bu aralar yine Gazap Üzümleri okuyorum. Kendimi kötü hissettiğim dönemlerin başrolünde hep o olsun isterim nedense. Onların saflığına üzüleyim, ağlayayım isterim. Kendime ders vermek isterim belki de. Hayatın sahte yüzüne tokat gibi bir cevap barındırır sahici kurgusu.

Yaz için birkaç ay önce planladığım hiçbir şey gerçekleşmedi. Hayat galiba dedikleri kadar varmış; siz planlar yaparken bildiğini okuyan. Kötü düşünmeyin hemen, planlarımın şahane olduğuna kanaat getirip. İyi kalpli bir Polyanna olan ben, toplasan kaç gün kendimi karamsar denizlerde yüzdürmüştüm ki! Hayat sağ olsun, ağız tadı ile depresyona girmeme de izin vermiyor. Yeni ufuklar, yeni hayatlar sunuyor. Bir kere daha hayran bıraktırıyor kendine. Hal böyle iken gerçekleşemeyen planlar için ağıt yakmak, yerini bir heves yeni beklentilere bırakıyor. Ay ortaları kendimi kısa bir tatile çıkaracak ve son şekli aldıracağım elimdeki hamura.

Hamur demişken, iki haftadır mutfağa girmiyorum. Bu, bir insanın kendisine yapacağı en büyük kötülük olsa gerek. Akşama leziz kurabiyeler yaparak buna son vermeyi düşünüyorum. Hem belki Pazar gezmesine giderken çantama da atarım birkaç tane…

Cumartesi 3 Temmuz 2010
 Merush Hanım |  4 YORUM |  3 BEĞENİ
Leke İzleri

Eve gelirken az önce, üzerimdeki lekelere bakıyordum, ne çok sakardım. Akşamın tüm menüsü neredeyse üzerimdeydi! Konuştum onlarla, her birini hayatımdaki o karanlık anlara bahşettim. Çoklardı, kimisi bir damla su bekliyordu, kimisi valizini almış yanına; besbelli uzundu ziyareti.  Geç geldim dedim ya eve, gelir gelmez mektubunuzla karşılaştım. Üzerimdeki leke izlerini düşünürken hala, onların hakikatin kustukları olduğunu işaret edişinize hayran kaldım. Aklımdan geçen tam anlamıyla buydu, aklımdan geçenleri başka satırlarda görmeyeli çok oldu, bu ne çok sevindirici. Kalbim kırık geldim eve. Kalbim yorgun. Saymakla bitmeyecek, bitmedikçe de hükmedecek yaralarla uğraştım. Tek derdim kapanmaları iken, kendi derimi kazıttım. Yarama ilk müdahaleyi yapmakla geç kaldığım gibi, sakar bir ustalıkla baş edebileceğimi zannettim. Ne çok yanılıyorum son zamanlarda. Ah, ne kör bakıyorum.  Doğum lekesi dedikleri de buydu galiba, keskin bir yara belki de. Ben bu yaraları, bu lekeleri en başından beri değiştirmek için çabaladım. İnatla, keskin bir zeka ile karşısında durdum, haylazlığımın gölgesine sakladım isyankarlığımı. Bütün derdim yok etmekti bu yaraları, yetişemedim. İrademle güç birliği yaptığımı söylemiştim ya, laf. Öyle basit anlarda yakalanıyorum ki savaşa. O kadar hafif dertlerin içersindeyken savaşmayı hak etmediğimi düşünüyorum. Savaşa değecek kadar güçlü olmalıydım. Akşam boyunca tek derdim tırnaklarımda eksik olan renkti, hay aksi, nasıl unuturum? Bunun öncelikli bir sorun olduğuna ikna ettiğimde beynimi, iradem yetişiyor, alıyor eline keskin bir bıçak; kanatıyor. Kan akıyor, içim akıyor, aklım yerine geliyor, kalıyorum yara izleri ile. Oldu mu size bir iz daha… Hep en hafif anlarımda yakalandığım bu savaşların yaralarını taşıyorum. Lekeler de büyüyor, benim gibi. Kendimi güçlendirerek büyütürken, lekelerimi de güçlendiriyorum, kalıcı oluyor hükümdarlığı.

Siz şimdi, mutsuz olduğumu düşüneceksiniz. Leke izleri, yara izleri derken hep bir boyun eğiş içinde olduğumu. Böyle düşünmenizi istemem. Çok güçlü bir bağım vardır hayatla. Korunaklıdır gölgeliklerim. Yenildiğim her savaş sonrası alnımdan öperek uyandırır beni iradem. Daha güçlü kalkarım ayağa. Bu kez Manhattan’ı fethedebilecek denli bir güç dolar eteğime, vaktimiz kalırsa,belki, Berlin’i de.

Cuma 25 Haziran 2010
 Merush Hanım |  5 YORUM |  6 BEĞENİ