Senin hayatında neyin değerli olup olamayacağını belirlemeyi görev addetmiş insanlar var.Kimi zaman bilerek ve isteyerek “tüm kalbinle” bunu onlara teslim ettiğin doğru; bunu kabulleniyorsun. Bunun dışında gelişenlerse seni paramparça etmek dışında bir işe yaramıyor. Hayatın konusunda sonsuz yetki verdiğin mercii, bunu kendi iç savaşına kolayca dahil edebildiği gibi, yenilgiye uğradığını da sana haber vermiyor. Diğer tarafta da zaten konumuzun dışında olanlar var; hayata karışmayı, ortalığı karıştırmak olarak anlayanlar.
Daha çok ilki hüsranla sonuçlanacak hikayelere imza atıyor. Sen alıyorsun kalbini eline, uzatıyorsun. Alıyor, oynuyor, kırıyor, bozuyor, tamir etmeye kalkarken onarılmaz hale getiriyor. Kalbin köşesinde çizikler oluyor, eski güzelliği kalmıyor. Çizikler çatlaklara dönüşüyor, bilirsin ki çatlaktan içeri kötülüklerin girmesi çok kolaydır.
İki kere elime aldım kalbimi, birinde kırıp dökenden daha acımasız oldum. İnsan kendi parçalayınca toparlaması daha kolay oluyormuş kalbini. Bu sefer yine aldım, almak zorunda kaldım asllında.Ama yok. Bir damla çiziği bile haketmemiş kalbim. İnsan kendi kalbini elinde tutmak istemez mi? Oysa ne zordur değil mi başına ne geleceğini çok da önemsemeden uzatıp vermek kalbini. Bilerek isteyerek uzatığın anda sana geri yollanmasına ne dersin peki? Çok mu soru soruyorum? Cevaplasan ölür müsün?
Kavga edelim.
Bana sırtını dön ve uyu.
Sabaha geçmiş olsun.
Merush
|




