29 Kas

1 Comment

Affetmek, başlangıçtır.

  Merush

1384086_10151931967128516_89141016_n

Sessiz ve vahşidir zaman, neleri paramparça ettiğini asla anlayamazsın.  Eksiklik hissetmek hep bundan. Geç kaldığını söyler, kaybetmiş olduğunu yüzüne vurur. Her şeyi zamana bırakmak aptal işidir.  Zamana güvenirsen yarı yolda kalırsın. Tarih itaat edeni değil, direneni yazar.

Doğduğun andan itibaren kurallar karşılar seni.  Herkesin aynı anda benimsediği şeyler doğruluk çatısı altında seni bekliyor, içeri girmek istemezsen okkalı bir küfür savurduğunu düşünüyor, sana karşı kin duyuyorlar. Hiç biri seni sevmiyor, sen de onlar gibi kör karanlıkta kaybol istiyor. Tutturdukları düzende sessiz ve itaatkar, yol almanı istiyorlar. Taşkınlık yapamazsın, sesini yükseltemezsin. Okula gideceksin, başın eğik her büyüğe karşı. Uzanmak istediklerini hep en uzak rafa kaldıracaklar, pes edersin diye. Kendi sahip olamadıkları her ne varsa sende, onunla saldıracaklar sana. Kendini kötü hissedeceksin, ait olmadığını düşündüğün bu dünyada var olmak istemeyeceksin sonra. Belki yaşama hevesi daha ağır basarsa bu kez onlardan olacaksın. Susan, kabullenen ve en kötüsü bundan hiç rahatsız olmayan.

Daha fazla ne kadar mutlu olabilirim diye heba ederken zamanı, kendinden uzaklaşıyorsun. İçindeki koca canavarı durdurmanın yolu yok, hep daha fazlasını istiyor. Kanına işlediler çünkü, ilaçlarıyla uyutup, onlarla ayağa kaldırdılar. Oyuncak ettiler seni. Ruhunu esir aldılar.

Yanı başında bir insan büyürken bunları düşünüyor insan. Yanı başında bir birey, OLmak üzereyken bunlardan başka hiçbir şey düşünemez oluyorsun.  Onlar istedi diye yaptığın her şeyden soğuyorsun ilkin. Gittiğin okullara, attığın imzalara küfrediyorsun. Seni, sen yaptığını sandığın her şeyden sıyrılıyorsun. Sadece ruhun kalıyor, sana sahip çıkan. Yanı başında büyürken bir insan, ona ruhundan başka verebileceğin hiçbir şey olmadığını anlıyorsun. Özgür, huzurlu, güçlü ruhun. Affetmeye başlıyorsun ardından, sana sundukları bu sahte hayat için affediyorsun onları. Affetmek, başlangıçtır.

Kendi gibi olmayan herkesi kınayan gözleriniz yerinden çıksın. Tüm değer yargılarınız yere batsın, kurallarınızda boğulun. Ben büyüteceğim, O’nu da, kendimi de, sevgimi de ben büyüteceğim. Hepiniz susun, artık ben konuşacağım.

02 Eki

0 Comments

Anladıklarım

  Merush

1185123_10151664706029342_1600811042_n

Aklıma ne geliyorsa yazdım. Hepsini kilitli bir deftere hapsedip yepyeni bir defter açtım kendime. Aylarca bekleyip durdu bir köşede.  Doğru zamanı beklerken, yaşamımın bu yeni rengini idrak etmeye koyulmuştum. Tüm hücrelerim tazelenmiş, bakış açım değişmişti. Ama bunu gün yüzüne çıkaracak mecalim yoktu. Rengarenk ve bir o kadar da zor bir dönemdeydim. Kalbimin çarpıntısını paylaşmayı bırak, üzüntülerimi anlatacak dermanı bulamıyordum. Çoğu zaman anlayış beklemeyen ben, bir anda tüm ilgiyi üzerinde isteyen, sürekli beklenti içerisinde olan, ağlamaklı ses tonuyla emir cümleleri kuran bir kadın olmuştum.

İçimden sürekli gülüyordum oysa. Müthiş bir mutluluk varken içimde, yüzümde onun esamesi okunmuyordu.  Hem çok mutlu, hem çok endişeli, bir o kadar korkak, çokça güçlü ve büyük bir yorgunluk içinde olabiliyormuş insan.  En mutlu zamanında, hayatının en kötü dönemindeymişçesine bitkin görünmek, olmadık sinir krizleri, akla takılmaması gereken binlerce detayın içinde buluvermiştim kendimi. Ruhen yepyeni bir dünyaya açılmış, her şeyi en baştan öğrenmeye koyulmuştum. Öğreneceklerim her geçen gün artıyor, nasıl yetişeceğimin paniği ile savruluyordum.

Zaman hızla akıp geçiyor, geçiyor, geçiyordu. Ne olmuştu da böyle bir ruh haline kapılmıştım ki? Küçücük bir bebek miydi bunca değişimi sağlayan? Hamilelik denen süreç sandığımdan kolay atlatılabilir bir şeymiş.  Bunu doğum sonrası eve adımımı atınca anladım. Literatürde adına lohusalık hüznü denmiş, depresyonu yeni anneye pek yakıştıramadıklarından olsa gerek.  İnsanoğlunun ilk bir yılındaki bu büyüme hızı ürpertici. Buna tanıklık etmekse mucize gibi bir şey. Hem çok yavaş, hem telaşa geçiriyor oldum günleri. Daha evvel bildiğim tüm kelimelerin anlamlarını yeniden öğrenir oldum. Doğru olanı öğretmek için, doğru olmam gerektiğini anladım. Aşkın, sadakatin, güvenin tüm tanımlarını sıfırladım zihnimde. Hepsini yeniden, en başından idrak edeceğim. Annelik sürekli bir vicdan azabı çekmekmiş, en çok bunu anladım.

14 May

0 Comments

Maziye bir bakıver

  Merush

Kuş gibi mazi. Birazdan ürküp kaçacak gibi, ansızın çekip gidecek, göğe yükselecek gibi.

Oturmuş bir pencere kenarına, maziyi düşünüyorum. Güzel sesli bir kadından bir ses yükseliyor sonra, maziye bir bakıver, diyor, neler neler bıraktık. Bakıyorum,  karşımda alabildiğince mavi bir deniz. Uçsuz bucaksız mavilikte bir kuş süzülüyor. İşte, diyorum. Mazi geçip gidiyor. Çok değil, bir kaç dakika evvelinde maziyi düşünüp, harcamış, türlü pişmanlık sonrası oturmuştum bu pencere kenarına. Maziye kızmak, onunla kavga etmek, bütün pişmanlıklarını ortaya dökmek kolaydı. Ben zoru seçtim, maziyi kabullendim, onu sarıp sarmalayıp bir öpücük kondurdum alnına. Avuçlarımda tutup  şevkat gösterdim ona, havalandırdım yeniden. Havalandırdım o ürkek, temiz, sakin kuşu.

Kalbimde bir yara değil mazi. Kalbimde hep güzel anılar, aklımda hep büyük umutlarım. Uçup giden mazinin ardında belli belirsiz bir gelecek göz kırpıyor. Korkutuyor çoğu zaman, şaşırtıyor, telaşlandırıyor. Bir daha asla eskisi gibi olmayacak binlerce şey geçip gidiyor gözlerimin önünden. Bir daha asla yalnız kalamayacağını düşünmek seni de telaşlandırmaz mıydı? Ama giderken o kuş, havalanırken maviliğe, gözlerimin içinde öyle güzel baktı ki. Yeşillikler doldu birden, belli belirsiz bir gelecek içerisinde yemyeşil umutlar belirdi. Tüm korkular yeşillere açıldı, tüm telaşlar kayboldu uçsuz maviliklerde.

Geçip giderken mazi, edilmiş onca duanın, verilmiş onca emeğin teşekkürünü ediyor gibiydi.

28 Mar

0 Comments

İlk Kelime

  Merush

Çoktandır, ilk kelimeyi arıyorum.

Sana yazmaya başlamak için o ilk kelimeyi aradım aylarca. Bir türlü dilimin ucuna gelmedi, bir türlü başlayamadım satırlara.  Birkaç küçük kağıt parçasına anlık heyecanlarımı sığdırdım, bir iki de şarkı söyledim senin için; sanki daha evvelinden bize yazılmış gibi.  Şiirlere göz gezdirdim uzun zaman, belki o ilk kelimenin ilhamı gelir diye.  Aylarca senin için, özenerek seçtiğim defterler boş kaldı.

Bu sabah, yeni evimize uyandım. Yepyeni bir şehirde, yepyeni bir sabahtı. Alışalı birkaç gün olmuştu henüz. Varlığını artık daha çok hissediyorum, bu evin seni düşünerek hazırlanmış olmasının da etkisi var mutlaka. Elimde koca bir bardak sütle güne başlarken, ekrana göz gezdiriyordum.  Yıllardır hafızamda olan bir şiir gözüme çarptı, bir başka anlamda okudum:

Dönsen ve öpsem incitmeden
Alının gücenik ülkesini
Benim ömrümsün sen, onurum, geleceğim.

Şükrü Erbaş

Daha anlamlı bir “Merhaba” olamaz diyerek başladım satırlarıma. Bugün ilk kez senin için cümleler kurdum. Bugün ilk kez, seninle dertleştim. Bugün biraz daha büyüdün içimde.

Merhaba.
Hoş Geldin.

02 Mar

2 Comments

Mutlu baharlar!

  Merush

tumblr_mf6dfvLmRw1rlsjh8o1_500

Her türlü yorgunlukla baş edebiliyor insan ama zihin yorgunluğu fena şey.  Benim gibi işleri kendi planlayıp, yoluna koymadan içi rahat edemeyenlerin en büyük sıkıntısı eli kolu bağlı olmaktır muhakkak. Aylardır öyleyim. Her şeyi zihnimde tartıp, planlayıp, hazırlıyorum lakin iş harekete geçmeye gelince elimden bir şey gelmiyor. Bunları yapacak olan kişiler de genellikle benim kadar titiz olmayınca zaten sıkıntıda olan zihin daha bir sıkılıyor, geriliyor, patlama noktasına varıyor.

Bu anları kolaylaştırmak için birkaç satır okumayı tercih ediyorum. Bu seanslar her seferinde daha büyük bir zihin yorgunluğu ile sonuçlanıyor.  Evvela, okuduğumu anlayamıyorum! Bir cümle için beş cümle kuruyorum, satırlar ilerlemiyor, hepten sıkıcı bir hal almaya başlıyor bu durum.

Oradan kurtarıp kendimi, film izlemeye geçiyorum. O da ne? Onlarca teknik aksaklık benimle geliyor! Bir biçimde izlemeye başladığım film, ilk 10 dakikasında uyuyakaldığım filmler listesine hızlı bir giriş yapıyor.  Uyandığımda karşılaştığım bu gerçek sayesinde zihnimdeki yorgunluğa bir tanesi daha ekleniyor. Kendimi dağlara taşlara vurmak istiyorum.

Dağa taşa tırmanacak mecal olmadığından son çare olarak müzikte arıyorum şifayı. Her gün yepyeni keşiflere yelken açtığım günlerin hediyelerini birer birer açıyorum. Hepsinde hülyalara dalıyor, beynimde adeta klip çekiyorum şarkılara! Bir süre sonra ne dinlediğimi unutup aklıma gelen bir başka şeyi araştırırken buluyorum. Genellikle hurafelere kafayı taktığımdan bulduğum her yanıtla daha bir şişiyor, geriliyor, kendimi ağlama krizlerinin ortasında buluyorum.

Ve bu enfes aklımla, zihin yorgunluğuna en iyi gelen şeyin ağlamak olduğuna kanaat getiriyorum.

Bizim burada günler sulu sepken, telaşlı ve yorgun geçiyor. Baharı müjdeleyen en iyi ihtimal ise kalbimdeki heyecan. Mutlu bahar günleri efendim.