10 Adım

Can sıkıntısından mütevellit gerçekleştirdiğim bir ‘volta’ anında adımlarımı saydım. 10. adımdayken duvara çarptım. Çarptığım sadece duvar değildi, gerçekle de çarpıştım o sırada. Yaşantımın geçtiği alan toplamda 10 adımmış meğer. Rakam bana ne kadar ufak geldi. Sanki 50 adım çıksa sevinecektim. Sanki 50. adımda çarptığım duvar bu olmayacaktı. Derin düşüncelerin içinden geçerken ben, fikrim nice 10 adım hayalleri içinde gezinip duruyordu.

10 küçük adım. Sonra düşündüm, küçük kalsaydım daha küçük olan adımlarımla daha mı büyürdü dünyam diye? Saçmaladığımı içeriden gelen telefon sesi yüzüme vurdu, kocamandım, hanımefendiydim. Büyüktüm, ama hayatım 10 adımdan ibaretti. O da eğer fırsat bulup da volta atmaya mecal bulabilirsem…

Çarşamba 24 Haziran 2009
 Merush |  1 YORUM
Hergün güneş doğar, yeter ki açık olsun perdeler

 

Yalnızlığı en çok kendimden uzaklaştığımda hissederim ben. Kısa bir süre öncesine kadar kapatmıştım tüm perdeleri. Işıktan, sesten arınmış, koyu bir yalnızlığı seçmiştim kendime. Gülmediğim sanılmasın, gülüyordum. Karışıyordum insanların içine, belki de olmadığım kadar içlerindeydim. Kendime ne kadar yabancılaşırsam o kadar içinde oluyordum gerçek dünyanın. Bir adaptasyon sorunu yaşıyordum aylardır, artık bunu çocukluğuma bağlayacak yaşı çoktan geçtiğimi farkediyor ama engel olamıyordum.

Bir sabah korkunç bir ağrı ile uyandım.

Uyandığımda farkettim ne kadar ışıksız, ne kadar sessiz, ne kadar yalnız kaldığımı. Kendimle ne zamandır dertleşmediğimi düşündüm. İlgilenmediğimi. Koşulsuz bir kabullenişe sürüklemişim kendimi aylardır. Aylardır kendi kendine gelişsin istemişim hayat; O ise beni hiç önemsemeden öylece geçip gitmiş.

Sonraki sabahlar da o ağrı ile uyandım.

Bir sabah uyandığımda geçmişti. Kendimi dinleyerek, kendimle konuşarak, sadece kendimi önemseyerek bir kaç gün geçirmiştim ve hemen etkisini göstermişti işte. Olmaz zannettiğim şeyler olmaya başlarken, hayat beni farkederek geçmeye başlamıştı. Güne ne kadar güzel olduğunu fısıldadıkça o beni güzelleştirmek için çabalıyordu sanki.

Bir kez daha şükrettim içimdeki 5 yaşındaki kıza..

Beni farkedip ilerleyen hayat özel bir gün tutuşturdu elime. Bazı şeyleri de benim farketmemi ister gibiydi. Balonlarla kendini müjdeleyen gün, ne kadar önemsendiğimi, ne kadar değerli olduğumu, ne kadar özlendiğimi hissederek bitti. İki günde bir beni hapseden özlem duygusuna en iyi ilaç o günü hatırlamak oldu. Gelecek güzel günleri müjdeleyen bu günler varsın yaşlandığımı vursun yüzüme. İçinde huzur olan bir yaşamın senesi sorulur mu?

Pazartesi 22 Haziran 2009
 Merush |  YORUMLA
Nefes bulmak için…

Bir insanın kendisine yapabileceği en kötü şey, nefes bulduğu şeylerden uzak tutmaktır kendini.                     ~~ben, bu akşam.

Öyle yaptım aylardır. Aylardır hayatın geri kalanının benden çok değerli olduğunu düşünüp, kendimi önemsemedim. Beslemedim kendimi;doyurmadım. Okumadım. Dinlemedim. İzlemedim. Yazmadım neticesinde. Hayatın üç kuruşluk olduğunu kulak arkası yaptım, değer verdiğim şeyler birer birer uzaklaştı eteklerimden. Önceleri kışın soğukluğu dedim, bahar yorgunluğunu bahane ettim sonrasında. Bir gün çok neşe buldum, ittim bir kenara kendimi tüm şımarıklığımla. Ardından nefes almakta zorlandım, hayat çok zor geldi. Bu sefer de tüm mızmızlığımla kendimi ittim bir kenara. Ötesinden berisinden yetişebildiğim kadarı ile ayakta tutmaya çalıştım kendimi bir şekilde. İyiydim, iyi ediyordum ve bu yeterli zannediyordum.

Korktum, çok korktum. Bir defa daha uzak kalırsam kendimden artık yetişemeyeceğimden korktum. Sonra bu akşam oldu, oturdum. Bir sayfa okudum, biraz izledim, dinledim en sevdiğim melodileri ve yazdım.

Nefes bulmak için..

3-Sevdanı yola anlatsan yolun kalbi durur; kalbe bir karanlık çöker ardından. Ardından döktüğün yaş süzülüverir gözlerinden akan yola doğru. Akan yol durulur, durmak bilmez sandığın o en ürpertici anda yakanda bir düğüm olur. Düğüme bulanmış yokluğunda yas tutarım ardından. Sana döktüğüm yaş,kainatın bütün dertlerini son buldurur. Sana dökülen o yaşlar, bir dünyaya bedel olur.

2-Kalbime söz geçiremem, kalp denilen senin diğerlerinden ayrı yaşamana engel değil ki. Kalp dediğin senin gözün, gördüğün şey vuku bulur kalbinde. Ben gözlerimde her gün seni yaşıyorum. Bazen bir bebeğin yüzünde oluyorsun, bazense bir yaşlı adamın derin bakışında. Kalbimin sana koşması bundandır sevgili.

1-Seni özlüyorum. Aradığım herşey senin içinde; biliyorum. Dünyaya seni bulmak,sana yakın durmak için gelmişim. Belki bundandır ayran gönüllü olmam. belki de bu yüzdendir ordan oraya  atlayan başaklar gibi oluşum. İsyankarlığım kadar merhametim de çok büyük. Doldurduğum onca hayat var, her dokunduğum hayatta seni arıyorum aslında. Güzelleştirdiğim her hayat sana giden yolum aslında.

Orada öyle durduğunu gördüğümde, gözlerimden akan yaşı nasıl durduracağımın hesabını yapıyordum. Sense, bütün bunları bilmezden gelen o ifadenle, sadece izliyordun.
Sükunetine hayran olmuştum, şimdiyse sükunetin sonumuzu getiriyor; farkına varmıyorsun.

Çarşamba 10 Haziran 2009
 Merush |  YORUMLA
Çocuktan Al Bloğu

Nisan ayında blogu çocukların sırtına yükleyip uyanıklık ettiğimi düşünüyorum. Mayıs ayını da kıskançlığımdan mutevellit içimdeki çocuğa devredersem rahata erir miyim diye de düşünmüyor değilim.

Ancak bu ara biraz yoğunum. Üstüme üstüme gelen hayatın izin verdiği ölçülerde kendime zaman yaratıyorum. Yarattığım zamanların çoğunu uykuya vermediğimde işler için ayrılan o kocaman zamanda çok huysuz oluyorum. Aynı anda içimdeki çocuğun da huysuzlukları baş gösterirken, ruhumda yer etmiş anaç ev kadını son derece yorgun olduğundan kimseyi idare edemez oluyor. Ortalık fena halde karışık anlayacağınız.

Ben bu durumu toparlayana kadar sizler bekleme salonunda oturmaktan sıkılmış olabilirsiniz. O halde dışarı çıkın, beklemeyin. Dışarda kocaman çok güzel bir hayat var. Hem belki siz beklemiyorsunuz nasılsa diye ben de gelirim dışarıya. Olmaz mı?

Cuma 8 Mayıs 2009
 Merush |  3 YORUM
23 Nisan Kolbastısı

Bu yazıda, “23 Nisan’da bu blog benim” etkinliği kapsamında çok sevdiğim bir arkadaşımın 6 yaşındaki oğlu Murat Utku’nun ilk 23 Nisan gösterisini anlatacağım sizlere. Bu akşam iş çıkışı onlara geldim ve Murat Utku beni kapıda karşılayarak bugün ilk kez kutladığı 23 Nisan’ını anlattı. Madem bugün bloglar çocukların, ben bir de Murat Utku’nun bu heyecanını paylaşmak istedim.

Murat Utku 6 yaşında, anaokuluna gidiyor. Yaşıtlarından daha akıllı bir çocuk. Uysal ve sevimli. Yer yer fena halde bir yaramaz. Aramız çok iyidir onunla. Hatta bu yazıyı yazmam için bana patlayan şeker bile verdi! Şimdi o bana 23 Nisan gösterisini anlatacak ve ben de sizlere yazacağım.

“23 Nisan gösterisine babam ,annem, teyzem, halam,annannem,babaannem ve büyük babam geldi. Bir de Kadircan geldi ama o bir çocuk. Kuzenim benim, iki yaş büyük benden. O 8 yaşında.  Sonraa,23 Nisanda Kolbastı oynadım. Sonra okulda öğrendiğimiz şarkıları söyledik, oyunlar oynadık. Başka da bişey yapmadık. Bizim bir sürü resmimizi çektiler. Onları da gösterelim yazıda. Sonra çıkışta babam bizi yemeğe götürdü. Sonra annem izin verdi ve soğukta dondurma yediim. Sopsoğuktu. Ama güzeldi. Biraz kolbastı oynadık demiştim ya,  yok öyle deme sil onu. Kolbastı aynen demin sana oynadığım gibi bir oyundu. Sevdim bu oyunu ben. Başka zamanlarda da yapmak istiyorum. Beyaz gömlek siyah pantolon, siyah da papyon giydik. Kızlar da etek ve ne giydiler anne? Onlar da mı gömlek giydi? Tamam bu kadar. Biraz da resimlerimizi koyalım.Benim istediğim resimleri koyar mısınız?”

“Biz böyle çekildik, resim biraz küçük çıkmış burda herkesi tanıyamadım. Ama hepimiziz.Kutay da var heralde. heralde sınıf arkadaşlarım. Ama şu heralde benim. Kolbastı oynarken bizi çektiler”

“Burda da çekildik. ben annemi seviyorum. İyi olmuş bu resimdeki diğer insanları çıkardığımız. Annem bana kızdığında  bazen ağlarım bazen ağlamam. Annem çok güzel. Süslüdür,ben babamı da çok severim. Babam ve annem en çok herkesten sevilirler. Büyükbabamı ve babannemi de seviyorum. Keşke onlara resim çekilseydik. Onlar sahneye çıkamadılar, en arkadalardı. babam bazen işten geldiğinde bana istediğim oyunları getiriyor. Bazen de unutuyor ama yarın hemen getiriyor.”

“Bu resimde yemek yiyoruz. Çileği çok seviyorum. annem bana pazardan alacak. Yemekte makarna istedim ama yokmuş. Yaa bunu yazmayın silin. Sildiniz mi? ben de sucuklu pide yedim. Songül ablam da kiremitte köfte yedi, babam da benim aynısını yedi ama onun sucuklu değildi. Baklava yedik. tatlıyı Zeki abimler yediler. En son yemeğimi yedikten sonraa dondurmaaaa aldııkk. tek ben yedim. Sopsoğuktu. Annem izin verdi.”

“Şimdi de sen bize geldin Meruş Abla. makarna yedik. Çorba da içtik. Benim odamdaki yeni aldığımız koltukta yatacaksın sen. Orda 3 kişi de yatabilir. Ama sen 1 kişisin. Teyzem de burada. O salonda yatacak. Galatasaraylı olduğumu yazın. Formam zaten şimdi üstümde. Altım sort olduğu için annem hasta olursun dedi giydirmedi. Bu kadar. Bu 23 Nisanı çok sevdim ben. İnşallak birinci sınıfta da yaparız. Bu kadar. Atatürk’e çok teşekkür etmek isterim. “

Perşembe 23 Nisan 2009
 Merush |  3 YORUM