Pazar 26 Kasım 2006
Evet. Hakikaten biliyorum ben bunu. Öğrenmiştim ilkokuldayken. Kalemi düzgünce tutmayı başarır başarmaz yazabilmiştim. Hatta ilk yazdığım kelime ismimdi. Merush yazmadım ama ben, o vakitler meruş vardı yalnızca araya sh ekli dahil olmamış, yozlaşmamıştım henüz. Meruş da yazmadım ben Meral yazdım bariz bir şekilde ( Aha evet benim adım tam olarak oydu, unutmuşum kullanmayalı). Soyadımı da yazdım, tabi o vakitler şimdiki soyadım yoktu, zaman çok değişti. Ben kalem bıraktıktan sonra soyadım değişti, klavyeye de hiç soyisimi yazma ihtiyacı duymadım ben. Klavyeye çoğunlukla merush yazdım ben.. Şimdi de yazacağım.
Merush. Evet merush benim adım. Depresif ruh haline girdiğinde kendini param parça eden, hayata gülücük saçmayı olduğu yerde bırakıp yoluna huysuzlukla devam eden bir merush ile tanışmak da varmış kaderde. Bildiğim tüm insan isimlerini depresyon ile özdeşleştirirdim ancak hiç aklıma düşmemişti gün gelip de merush isminin bu batağa sürükleneceği. Öyle yaptım ben, affedilsin.
Neyse konu bu değil. Konu benim her seferinde inat edip kendimden uzak tutmam kendimi. Aslında içimde tonlarca kelime geziyor. Tonlarca söz öbeği bekleşiyor. Yeri değil diyor, susuyorum. Yerinin bembeyaz bir oda olduğunu biliyor gözlerim, doluyor yaş ile.
Bu kadar.





Ne kadar da zorlanıyor insan öğrendiklerini uygulamada. bin kağıt karalar, yüreğindeki bir zerriyi anlatırsın; Onuda bir kişi ya anlar yada yanlışa yorar…