Çarşamba 30 Ocak 2008
Kış gelmişti.
Üzerimde görmediğin elbisem, aklımda bilmediğin şarkımız ile yola çıktım. Duymayı hiç istemediğim sözlerini yola akıttım giderken. Özlediğim cümleleri seni o son gördüğüm yerde bulurum belki diye yürüdüm. Yol ilerlemedi, yol sana gitmedi. Yolun ucunda bana hiç istemediğim sözleri söylettiğini düşünürken çıkageldi hayalin; “inanmadım” dedi..
Soğuktu.
Hani hatırlar mısın, çok soğuk bir geceydi yine. Biz hariç herkesin buz tutuğu bir geceydi. Ellerin varken soğuk işlemezdi bize. Ne vakit ellerin uzaklaştı o zaman soğuk işledi içime. Hiç çıkmamacasına iliklerime kadar soğuğu hissettim. Öylesine soğuk bir gecede içimdeki tüm duyguları soğutmak istedim. Beni buz kesen soğuk, işlemiyordu sevgine.. Soğutamadım.. Buz gibi ellerim ve içimde sıcacık sevginle eve döndüm..
Gerçek neydi?
Gerçek olanın ne olduğuna dair fikirleri aradım kitapların arasında. Tek bir satır aradım özümsemek için. O kadar hazırdım ki inanmaya. Sanki tüm şairler söz birliği etmişti. Tam inanacakken, “Mutlu aşk yoktur” diyen Aragon geldi hepsini geri gönderdi. Aşkın mutluluk ile beslenmediğinden dem vurdu. Mutluluk ile besleyemediğim aşkımı alıp koynuma uykuya gönderdi beni. Bir kadın ısrarla aynı şarkıyı söyledi kulağıma. Bir kadın ağladı, sonsuz uyku yakınlarımdan geçerken ellerin saçlarıma gitti, bu sefer de “yırttık…”





hayatta herzaman yırtmak niyetiyle…