Sapsarı bir geceydi.
Gitmiştin. Yerden göğe kadar sararmıştım. İçinde kuş cıvıltıları olan bir masal anlatmıştın giderken. “Bir gün ortadan kaybolabilirim.” Masala kandırıp bedenimi, öylece uykunun kollarına bırakıp gitmiştin. Uyandığımda yalnızca sonunu hatırladığım bir masalın orta yerindeydim. Soğuktu;üşüyordum. Yeniden uykuya daldığımda seni sapsarı bir odada buldum. “Ben senin hayatından gittim oğlum, hadi dur o sarı odalarda durabilirsen…” Gitmiştim hayatından..
Bir anlıktı.
Bir gece, hiç beklemediğim kadar güzelleşti dünya. Küçük bir andı. Bir anda yok olan sen, bir anda yokoluşunu aratmayacak anilikte karşıma çıktın o gece. Senin bu bir andalıklarına alışamayan kalbimin en çok yenik düştüğü gecelerden biriydi. Bilmedin sen. Kalbimdeki boşluğu, kırılganlığımı bilemedin. Çok zor geçen günlerin ardından, sana tüm cesaretimi toplayıp nasıl o sözleri söylediğimi hala bilmiyorum. Ama o gece, kendimi uykuya uğurlarken hiç olmadığım kadar huzurluydum. O anda miyadını doldursaydı yaşamım, isyan etmezdim. O huzuru bir daha hangi gece hissederim dersin?
Ölüm sessiziğiydi adeta.
Onca ağrıya sızıya rağmen sesimi alıp götürmüştü hayat. Konuşurken yoruluyor, yazarken yoruluyordum. Sesim ulaşmıyordu. Kalbimde onca ağrı varken bunu yazıya dökememek, bedenimde onca ağrı varken bağıramamak nedir bilir misin sen? Bastıramadım ikisini de. Herşeyin tek biryerden geldiğine inandırdım kendimi. Herşeyin en nihayetinde son bulacağına.. “Geçer, geçer.. Neler neler geçmedi ki” Geçsin diye bekledim, kalbimi de bedenimi de susturdum. Korumaya aldım. Dünyanın en güzel mavi elbisesiyle şımarttım kendimi, kimse yok diye, benden başka kimse sahip çıkmıyor diye. Öylece şımarttım, kandırdım. Kandım.
Ganimet.
Korkunç bir kadındı. Ağzını kocaman açmış, sararmış dişleri arasından tıslıyordu adeta. Görmediğim bir dünyadan, bilmediğim bir lisandan bahsediyordu. Olamazdı. O herşeyin en doğrusunu biliyor olamazdı. Benim de canım var, ben de insanım! Çok zor oldu kendimi ona teslim etmek. Savaşın ortasında kazandığı bir ganimet gibi davrandı bana. Kırptı, biçti. Kanattı. Parçalarımı yanlış yere taktığına inandım bir süre. Duygum yoktu, gözlerim önümü görmeme yardımcı olmuyordu. Seni benden 2 gün çaldı! 2 koca gün uyuttu beni, 2 koca gün sensiz bıraktı beni, sahipsiz bıraktı beni. Affeder miyim O’nu?
Küçücük bir oda.
Minicik bir odada uyandım en son. Etrafta gündelik telaşların hiç biri yoktu. Tanıdığım bir avuç insan yüzünden eser yoktu. Herkes nereye gitmişti? Bir süre sonra anladım ki, herkes değil ben gitmiştim. Hiçkimsenin olmadığı bir minik odaya kaçırmıştım kendimi. Bir gün, bir kaç gün, bir hafta orada saklamıştım kendimi. Tatil koymuştun ismini. Tatil. Sevmiştim bu ismi. Bana söz hakkı vermeyen tanımlamalarına alışmıştım artık. İşime de geliyordu bir yandan.
Ayın O’nu.
Yıllar bitip, aylar geçip, günler gelip, biriktire biriktire sevgini bugüne kadar getirdi. Bugün seni en son ne kadar seviyorsam ondan daha fazla sevdiğimi anladım. Sevginin yaralara ilaç olmadığını öğreneli çok uzun zaman olmuştu belki, ama bugün herşeye inat sevginin o sonsuz gücünü doldurdum kalbime. Bir süre daha kullanabileceği bir nefes depoladım. Bugün aldığım her nefese teşekkür ettim. Ayın O’nu, 4. defa gülümsedi bana. Binlerce sene daha gülümseyeceğine inandırarak bitti. Kandım, işime geldi kanmak..
FriendFeed'de Paylaş













2 Yorum Yapılmış