Cumartesi 11 Temmuz 2009
Şu son günler öylesine bereketli ki, hengame ortasında kaldığım hiç bir dönemde bu kadar keyif dolu olmamıştım. Aslında garip bir biçimde süregelen aksiliklerle başediyorum günlerdir. Bitmek bilmeyen işler, aldığım kötü duyumlar, kolu alçıya alınan bir adam, ertelenen tatil, kırılan ön far… Bunların hiç biri beni üzmüyor işin tuhaf yanı. İçimde gezintiye çıkmış rengarenk bir kelebek ile günü devam ettiriyorum.
Eser kalmamış huysuzluğumdan!
Oysa zaman ilerledikçe üzerime yapışacak zannetmiştim bu huysuz olma hali. Olmadı. Üzerimde ne kadar baskı olursa olsun değişmedi gerçek. Buna sevinip üstüne bir de kaçamak mutluluklar yaşadıkça şükretmenin gerçek huzuruna erdiriyorum benliğimi. Bunlara etki eden koşulsuz gerçeğin belki de üst üste aldığım ölüm haberleri olduğunu itiraf etmeliyim. Belki de gerçek olan sadece O’dur.
Kızkardeşlerimin adeta örgü yumakları gibi birbirine dolandığı şu saatlerde, ofisin boğucu atmosferinden kendime yarattığım masal dünyası ile dalga geçiyorum. İç içe geçmiş bu yumakları sinsi ve hınzır bir kedi edası ile savuşturmak istiyorum. Gözüm kararıyor düşündükçe, patilerimi içine geçireceğim bir şey ararken masada beni bekleyen karpuz dilimlerinde buluyorum neşeyi. Karpuz üzerime damlıyor; bu sefer de elbisemin üzerindeki minik kırmızı çiçeklerle nasıl da uyum içinde oldu diye kafa buluyorum kendimle.
Bizim burda Cumartesi’yi neşelendirme aktiviteleri bunlar. Sizin orda daha eğlencelileri varsa gelebiliriz, yoksa da gelebiliriz eğlendirmek için.






neşesi yeter..
neşesi yeter..