Cuma 4 Ağustos 2006
Bazı hisler öyle kolay kolay oluşmaz, bazı yaralar kendi kendilerine açılmazlar, onların böyle yetenekleri yoktur. Buna şekil veren biziz, acılarımız,tatlılarımız ekşi ve de tuzlularımızdır. Şimdi bir kadın oturup “ne bir ses, ne bir haber gelmiyor artık senden……öylece kalakaldım deli hasretinle ben….” diyerek başlamış ise bir şarkıya anlamak lazımdır halinden. Bu hisler yaşanabiliyormuş demekki.. Ve öyle körü körüne bağlanmamak gerekirmiş şarkılara..
Çok uzaklarda bir erkek “dur..gitme, beni öldürme…ruhum dayanmaz bu gidişe …” diyor ise gitmesini istemediğine ona da hak vermek gerekir.
Anlamak lazım insan hallerinden, gitmemek gerek.. öldürmemek gerek.. Peki yaşanmasa bu hisler bu şarkılar olur muydu? Olmasınlardı,lazım değillerdi.. Kalbi sıkışabiliyormuş insanın, öylece kalakalıyormuş deli hasretiyle… nefes almakta zorlanıyormuş insan..
Payıma bunlar düştü bu sabah. Gözyaşım damladı klavyeye..Huysuzluğum arttı yine, doluştular gözlerime yaşlar.. Sesimin ulaşabildiği yerlere duvarlar örülü.
“gitme böyle zamansız…önce hayaller biter…” Aralara Okan Bayülgen huysuzluğuyla “burda bahar yok, adın hasret, gülmek güç…” diyor kadın arkadan.
Dünyayı dar etme isteği, çokca hasret, bolca gözyaşı, ve kilometrelerce nefret dolu bir sabah.
Günaydın..gül peri.. gülme peri, ağla.





nereye kadar ağlamak yahu?
gül biraz:)