Cuma 19 Ekim 2007
Sevinci arıyor ve
buldukça
yavrusuyla suya inmiş suna gibi coşuyorsa da
sevdadan sevdaya koşarken insan
sonuçta acıdır yöneten aşkı…
Tanıdığımda ortaokul yıllarımda idim Nihat Behram’ı.. Devrime merak salmış ufak bir kız çocuğu iken almıştım elime Darağacında Üç Fidan’ı. Ne sürgün yıllarıydı, ne o kuşaktan eser kalmıştı o günlerde. Hatta belki de en süt liman senelerdi. Ama içimde dizginleyemediğim öğrenme merakım beni o yıllarda yaşarcasına içine almıştı. Sevmiştim edebiyatı; kurguyu.. Sevmiştim sonra siyaseti. İkisini birlikte harmanlayan Nihat Behram’ı keşfetmem hiç de zor olmamıştı. O yıllardaki öğrenme merakımı eskisi gibi koruyabilseydim diye hayıflanmıyor değiliim şimdilerde.. Şimdilerde kafamı boşaltmak isteği dışında yüz sürmüyorum edebiyata, sırf aklıımı oyalayayım diye de siyasi kitaplarımı bekletiyorum elimin altında. Eskisi kadar kolay anlamıyor, eskisi kadar özümsemiyorum okuduklarımı. Hızla çoğalan tüketim çılgınlığı okuma hevesimi de alıp uzaklaşıyor bu dönemimden de. Bazen kendimi şartlandırıp o ortaokul kızı yapıyorum, şimdiden daha akıllı hissediyorum kendimi.
Nihat Behram diyordum.. Yıllar öncesinin dizeleri bugün hiç olmadık bir anda aklıma düştü. Uzun süredir okumadığımı farkettim. Eskiden olsa kitaplığımın önüne dikilir aklıma gelen konu ile ilgili kitabı bulup okurdum. Şimdi devir değişti; Google bakıyor bu işlere. O kadar yakın değil kitaplık artık, ya da o orada duruyor da ben gitmiyorum.. Bugün aklıma düşen dizede “ah, çılgın bir aşkın kollarında incelen bıçak seni öperek bilemeliyim” diyordu şair.. Tam da hissettiğim gibi, tam da demek istediğim gibi bir cümle tutturmuştu. Orada öylece benim yeniden okumamı bekliyordu o dizeleri. Okuduğumda günlerdir içimde biriktirdiklerim bir anda dökülüverdi eteğimden. Kalbimin orta yerinde kondurduğum acıydı yaşatan aşkı. Fuzuli gibi oluyorum bazen “aşk acı çekmektir” diye düşünürken buluyorum kendimi. Yaşadığım aşka biraz acı katıyorum, tatlandırıyorum kendimce aşkımı. Fuzili bir iş tutturuyorum..
Yedeğimde hep bir şiir olmalı
Korusun diye beni,
Sarsın
Solusun diye…
Birden kendimi şiire sığınmış buluyorum sonra. Akıp giden dizelere isimler kazıyorum. Harfler yüzleri oluyor onların, harfler çoğalıyor, milyon oluyor.. Sonra bir dize geliyor, susturuyor tüm yüzleri.. Unutuyorum tüm kelimeleri…Kayboluyorum içinde.
Kanla beklediğim şarkılarda gelişen sevgilim
belki de kalbinde düğümlenen
ölüme giderken duyduğum gülümseyiştir
bakarsın seninle artık görüşemem
alnına vuran ışığı
sakın kaybetme geceleri.






bir serçe kümesinin konması karşıki dala
belki hiçbir şeydir
ama sevgilimin mektubunda bir kuş resmi
beni coşkulandırabilir..
N:Behram / Dar Ağacında Üç Fidan ;)