Cumartesi 10 Mart 2007
Fonuna birkaç parça Pinhani, bir tutam Teoman iliştirilmiş bir Cumartesi günü geçip gitmeyi bekliyor hayatımdan. Diğer tüm günler gibi yerini alacak “geçmiş” sayfalarında. Akla hiç bir not düşmeyecek belki bugünden arta kalan, akla hiç bir gülümseyici anı da kalmayacak. Akla öyle bir “şey” düştü ki bu Cumartesi gününde ne yerinde durduruyor, ne hareket ettiriyor. Öyle bir “şey” ki bu, daha evvel tanımında zorlandığım diğer “şey”lerin hepsinin özetini yapıyor aklınca. Ukala, gaddar bir “şey”.
Havanın iyiden iyiye aydınlanması bir yana, bir kaç gün sonra saatlerin gün ışığından faydalanmak maksatlı değiştirilmesi bir yana dursun , kurguladığım çok başka bir durum var havaların ısınmasıyla ilgili. Samimiyetle söylemek gerekirse havanın ısınmasını istemiyor gönlüm. Bahar demek neşe demekti çünkü. Oysa bizim Neşe evde oturmuş depresyonun gerektirdiği her türlü ince eylemi itina ile gerçekleştiriyor. Aile desen epey uzakta. Bahar demek neşe ve aile buluşması idi. Kalabalıklardı bahar. Baharda heryer tazeydi. Şimdi bahar gelse kaç yazar ? Bahar geldi diye balkonda bol reçelli kahvaltılar mı yapabileceğim ? Pazar koşusuna mı çıkacağım ? Neyi değiştirecek bu bahar ? Münasebetsizliğim üzerimde, tüm mendeburluğumla diyebilirim ki, beni bu güzel havalar mahvetti! İstemiyorum ben bahar, yağmur yağsın, şimşek çaksın Arap Kızı camdan baksın. İnsanlar ya otursunlar evlerinde kös kös ya da sıkıcı işyerlerinde Cumartesi günlerini öldürsünler. İnsanlar bir gün yalnız kalacaklarını düşünsünler ya da ; doya doya yaşasınlar kalabalıklıklarını. Herneyse.
İçtiğim çayları hesaba dökersek, yürüyen 3 adet çaydanlığa eşdeğerim. Zehir gibi düşüncelere yaraşır bir biçimde kopkoyu, can yaktığı gibi el de yakacak kadar sıcak. İnce belli kadına yaraşır bi zariflikle cam bardakla sunulmuş. Süs bebek gibiyim. Fırfırlı etek giydirilmiş, düğünün orta yerinde zıplayan 3 yaşında prenses bozuntusu küçük kız gibi. Sadece görüntüden ibaret olsa idi yaşamlar, hayat tımarhaneye dönerdi oysa değil mi?
Bırak şimdi sözlerini uçurtma zannedip süzdürmeyi gökte. Şimdi sus, bu yalnızlık kadar koyu bir çay koy.




