İçime ceviz kadar, ceviz karalığında bir düğüm atmıştın giderken. Özlemeye dair ne varsa ezberlemiştim kısacık bir zaman diliminde. Zaman zaman aklıma senle geçirdiğimiz anları getirdim. Anılar yaklaştıkça sen uzaklaşıyordun. Özlemenin dayanılmaz ağrısı yerleşmişken kalbime, ansızın yenik düştü kalbim. Ritmi değişti, göğsüme yakın bir sızı yerleşti. Özlemini içimden söküp atmak için uygulandı kemoterapiler. Özlemin giderek derinlere iniyor, daha fazla yayılıyordu hücerelerime. Ansızın içimdeki ceviz karası düğüm çözüldü. Özlemin usul usul koptu yerleştiği yerden. Bir mucizeye inanır gibiydi seni sevmek…
….
Edebiyata ilk giriş senelerinde hep bir “düzyazı nedir, çeşitleri nelerdir?” sorusu peşimizdeydi. Roman, hikaye, masal, deneme, makale, fıkra, eleştiri…… Düz yazının “dümdüz yazı” olmadığını kavramamla başladı serüvenim. Edebiyatı içinde barıdırdığı her “tür”le seviyordum. Çoğu zamanım bu konuda harcağım mesai ile gidiyordu. Edebiyat işciliği ağırdı, uzun bir yoldu sonu bilinmeyen. Araya seneler sonra Felsefe girdi. Birbirinin içindeymiş gibi izlenim veren, birbirinden apayrı şeylerdi oysa ikisi. Çokca sene aldattım edebiyatı felsefe ile. Aldatmak da denmez aslında, terk etmiştim.
Şimdi aradan seneler geçmişken -felsefe ile yollarımız ayrılmışken- yeniden bir dönüş yapmak istiyorum edebiyata.. Kendimi biraz suçlu hissediyorum, bu huzursuzluğu Edebi Söylemler başlığı altında yazılar yazarak atabilirim diye umut ediyorum. Umutlanıyorum.
Facebook'ta PaylaşFriendFeed'de Paylaş













2 Yorum Yapılmış