Bire on katarak ağırlığımca altın saydım. Öyle ağırlaşmışım ki sayma eylemi epey uzun sürdü. Kalemsiz kaldığım günleri saymak bir yana dursun , öte yanım hep özlemleri ölçmekle uğraştı. Sıkkın bir hissiyat idi bu, yerin dibine geçirilmesi istenen.
Görmek istediğim yüzler çıkmadı önüme yol boyu. Görmek istemediğim yüz de yoktu oysa, herkese eşit oranda gülücük dağıtmış bir yüz, aynadaki aksine hiç istemediği denli yaralar aldığını itiraf etti çok sonra. Sıkıntıların tavan yaptığı günleri, tüm o sıkıntıları bir süpürge yardımı ile halının altına itmeyle bitirdik. Değişen pek bir şey olmamıştı, sıkıntılar yer değiştirmiş, daha bir ayak altında olmaya başlamıştı yalnızca.
Zor gelen bir oyundu bu. Henüz klavye ve mouse kavrayamamış ufak bir elin , geçip PC oyunu oynamasına benzemişti bu durum. Alışılagelmiş travmalar yerini almıştı sahnede.
Cümleler kırık dökük. Anlatılmak istenen yine yok içlerinde. Yine anlaşılmaz harfler yanyana. Gerginliğin anlamı yok.
Şekerlerin hepsini yutmuş bir çocuk. Bırakmamış yarına.. Öyle de.. Geç.
Facebook'ta PaylaşFriendFeed'de Paylaş












