Salı 17 Mart 2009
Slumdog Millionaire’i izledikten hemen sonra içimden geçen tamamen bu sözcükler oldu; keşke filmler hep mutlu sonla bitse, hayat zaten yeterince acı..
Minicik yüreklerin hayatın henüz başındayken yapayalnız kalışıyla başlıyor öykü. Boylarından büyük acılara direnç gösteriyorlar, koskocaman olmuş ama en ufak sarsıntıda yıkılan büyüklerine ders veriyorlar adeta. Onlar Mombay kentinin minik kahramanları. Dünyayı kurtaracak denli üstün bir enerjiye sahipler.
Bilgeliğin ne olduğunu düşünüyorum uzun uzun. Bilgelik salt okuryazarlıkla, salt eğitimle kazanılan bir yeti miydi? Peki ya aşk? Aşk sadece kavuşma arzusu muydu?
Slumdog Millionaire, bu sorulara daha evvel verdiğim yanıtları kökten değiştirdi. Hayata başladığın yer ne olursa olsun, karşına ne kadar kötü çıkarsa çıksın, tek yakınının bile kötülük yaptığı bu evrene direnebilmek için sadece inanç yeterliymiş; öğrendim. Kendine, güzel bir dünyaya, barışa ve aşka olan inanç insan hayatını ne denli değiştirebiliyormuş meğer. Eğitim denilenin insan olmaya yetmediğini, zorluklarla dolu hayata bağlanmaya çalışırken öğrenmiştik, bu şaşırtıcı değildi. Aksi bir fikirle, entellektüel küstahlığı takınıp burun kıvıracak yerler arayacaksak da bulamıyoruz. Avamlık hiç böyle şahane bir boyutta önümüze sunulmamıştı.
Dünyadan insanlarla, asıl dünyayı bize gösteriyor Danny Boyle. Dünyanın kaç bucak olduğunu öğreniyoruz. Filmi izlerken kırılan yanlarımızla, insan olabildiğimize şükrediyoruz. Farkında olmanın o gösterişli sesiyle şarkılar dinliyoruz, mutluğunun nerde aranması gerektiğini öğreniyoruz. Mutluluk, içinizdedir.. İçinizdeki o çocukta..







o zaman realitesini kaybetmez mi diye düşündüm birden ama katılıyorum hayat zaten acı en azından onlarla mutlu olmak ta güzel :)
This comment was originally posted on FriendFeed
o zaman realitesini kaybetmez mi diye düşündüm birden ama katılıyorum hayat zaten acı en azından onlarla mutlu olmak ta güzel :)