Tarihte Bugün:  Şiire Gazele
Kurabiye, Gogol ve Ölü Canlar

Perşembe 14 Ocak 2010

Geçenlerde bir gün uzunca bir metni el yazısı ile temize çekmem gerekti,canım çıktı! Kalemi tutmakta o kadar çok yorulmuştum ki bir an evvel bitsin bu işkence diyerek yazımı doktor yazısı formuna sokmuştum. Ama o an içimde binbir korku ile başa çıkmaya çalışıyordum. Kalem tutamayacak olma korkusu!

O akşam elime kalemi aldım 6 sayfa boyunca aklıma ne gelirse yazdım kağıtlara. Karar vermiştim, bundan sonra her akşam en az 3 sayfa yazacaktım böyle. Hatta üşenmeyecek bu yazdıklarımı da aynen bilgisayara geçirecektim. Klavye cadılığı bile körelmişken bir de kalem tutamıyor diye hayıflanıyorum değil mi, ne komiğim!

Biraz panik yapmanın kimseye bir zararı yok aslında. Çoğu mantıklı kararlarımı bazı korkularım en üst seviyeye çıkmışken alırım ben. Birşeyi yapmak için önce korkutulmam gerekiyor sanırım. Korkularıyla terbiye edilmiş bir çocuk da değildim oysa. Zaten kendimi eğitme işi ne zaman bana kaldı, o zaman oldum böyle. Şimdi kalemle yazınca yoruluyorum diye bir daha yazamayacak korkusuna kapıldım. Bu korkuyu sevdim. Müstehak bana.

Yine geçen akşamların birinde kendimi elimdeki tarif defterine “Bir Delinin Hatıra Defteri”nden alıntılar yaparken yakaladım. Gogol bu anlara tanıklık etseydi edebiyatı bırakır, kendini kurabiyelere methiyeler döşerden buluverirdi! Ancak kurabiyeler o kadar güzel kokuyordu ki yanına güzel kokular sürmüş güzel bir kadın gelse dönüp bakmazdı bile. Malum o da bir erkekti ve ilk etapta midesinin keyfini düşünmek zorundaydı. Gogol da bir insandı neticede. O akşam uğrasaydı ona da biraz kurabiye koyardım, hem bir de kahve yapardım belki de, belli mi olur?

Bazı garip huylarım olduğu gibi, gecelere anlam katmak bakımından bazı özel isimli geceler düzenlediğim de oluyor. Gereksiz bir Fransız özentiği… Bunlardan biri de “okuduğumuzu pekiştirelim geceleri”. Seneler evvelinden göz gezdirdiğim satırlara şimdiki aklım ve beynimle bir kere daha göz gezdiriyorum. Bu akşamlardan birinde konuğumuz yine Gogol idi.. Ölü Canlar, seneler önce elime aldığımda nasıl bir mayışıklıkla elimden bırakıysam öyle karşıladı beni! Canımı çıkardı yine. Halbuki Gogol da bir insandı, böyle yapmaması gerekirdi. Belki de hala ilk okuduğum zamanlardaki gibi burnum havadayımdır, ön yargılarımla dünyayı yerinden oynatabilirimdir. Büyümemiş de olabilirdim, ama böyle yapmamalıydın Gogol.Hem naber, o  zamanlar kurabiyenin evde yapılabildiğini bile bilmiyordum, şimdi kokusundan sarhoş ederim adamı.

Senden ricam, Gogol, beni yalnız bırakman. Münasebetsiz zamanlarda elime çarpmaman, gözüme görünmemen.. Sonra çok üzülüyorum. Sonra kendimi çok yüzeysel bulup depresyonlara giriyorum neden böyleyim diye. Neden diye sorma,Gogol. Sadece anla.


Paylas!
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • Digg
  • del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Technorati

bu yaziyi sevdim!
Bu yazıyı 4 kişi beğendi:

Levent, Suat, h-yaman, ayşegül

1 Yorum Yapildi .

  1.  
    oNLy_R
    26 Ocak 2010 | 19:05
     

    Hayatı olduğu gibi kabullenmek gerek. Zira zaten günü gelecek kendimizde kalem tutacak gücü bulamayacağız zaten merushcuuum… Olduğu gibi kabullenmek gerek, olduğu gibi… Yorma kendini bunları düşünerek. Sen kurabiyelerini yapmaya , biz de yaptıklarını yemeye odaklanalım, KÂFİ..

    Kurabiye ile hatun kıyaslaması hususunda ise bir açıklama yapmasam iyi olur.. Malum kamuya açık buralar, site sahibesi olarak başın derde girsin istemem :)

Yorum yapın

(gerekli)

(gerekli)


Merhaba,
Yorum yapmak icin isminizi ve e-posta adresinizi yazmaniz gerekiyor. E-Posta adresiniz gizli kalacak.


RSS | Geri Besleme Urlsi