
Küçükken, balkonundan tüm şehir görünen evde plastikten küçük bir çam ağacı süslerdik yılbaşı geldiğinde. Renkli toplar, süslü kağıtlar , boyna dolayıp “Banu Alkan”cılık oynadığımız rengarenk tüyler arasında sevinçle beklerdik yılın başlamasını. Yılın bitişini beklemek değildi bizim yaptığımız biz yeni gelecek olan yılı kutluyorduk. O günlerde “geçsin bitsin bu yıl” kaygılarımız yoktu. Ne vakit ki o geçen yılbaşları bizi de “büyüttü” o zaman başladı hep bu telaşlarımız.
Yeni bir yıl demek yeni telaşlar, yeni heyecanlar demekti bizim için. Yeni günler gelsin, yeni umutlarla içimiz pır pır etsin diye bekleşirdik yemek masasında. Önce en güzelinden bir yemek yenirdi. Herkesin çenesi düşmüş olurdu, herkeste bir gevezelik ve neşe hakim olurdu. O gün bir de üstüne okul varsa bambaşka bir telaşa bürünürdük, yılbaşı çekilişinde hoşlandığı oğlan bana hediye aldı diye iri kıyım bir kızdan dayak yediğim yılbaşı dışındakiler hep pür neşe içinde geçmiştir. Öğretmenimiz canımız bizim, pek meraklı bir kadın olduğundan hemen ertesi gün “yılbaşı kompozisyonu” isterdi bizden. Pozisyonu yatkın olmayan kişiler gelirdi derhal yamacıma, elim o yıllarda fena kalem tutmazdı benim (ah bak görün, çocukluktan gelme bu yeteneğim) ancak aklım kıttı elbet o vakitte arkadaşlarımın kompozisyonunda da kendi evimizdeki yılbaşını anlatmış olduğumu farketmem 3 - 5 seneyi buldu. Senaristliğim yokmuş henüz o vakitler demekki. Çok güzel yılbaşılarıydı, yıllar biterdi, yıllar başlardı ama biz “büyümezdik” . Hayat çok güzeldi o vakitler, biz daha güzeldik.
Şimdi ben penceresinden tüm şehir görünen eve gidiyorum, yeni yılı karşılamak için giderken, bir yanım da “artık bitsin bu yıl” diyor. Yılın bitişine sevineceğim ben, bu yıla yetti bu kadar hüzün, darısı yeni yılın başına.. Yeni huysuzluklarımı 2007 çeksin.
m e r i k r i s t m a s o l s u n ![]()
Facebook'ta Paylaş
FriendFeed'de Paylaş













6 Yorum Yapılmış