Nereye Tutunacağını Bilmeyen Kelimeler

İlacı olsa idi “kel” in kendi kafasına sürerdi derler hep. O kel, saçları olsun ister mi istemez mi hiç kimse önemsemezdi. Kelsen eğer ki, saça ihtiyacın vardır. İstemeyerek kel olmuş, ama bundan mütevellit acılar çekmemiş olamaz mıydı insan?

Kimin ensesinde şekil bulacağını bilemediğimiz şaplaklar gibi. Bir önceki masalın sonunda kurulan tüm cümleler, olası bir masalda yeniden kurulacaktır ne de olsa. Torbanın dolması gerekliliği bize yazı yazdırma cüretinde bulunur mu peki? Bulunuyor. Göz önünde olmak için, göze gelmemek için.

Canım masal anlatmak isteyebilirdi benim dün gece. Küçük masum kız çocuğu toplama şansım olsa idi sokaktan belki gerçe olurdu bu hayalim. Ama o saatte hiç bir çocuk bulunamazdı yağmurun ortasında, soğukta. Vardır belki de, nereden bulacaksın ki onu. Hem zaten konuya müdail olması gereken o değildi ki. O telefon açılsa herşey değişecekti. Biliyorum ben.

Atatürk’ün yazdığı güzide eser Nutuk içerisinde şifrelenmiş yazılar tesbit edilmiş. 19 kere tekrarlamış kimi kelimeleri Ata.. Şifre vermiş bize. Ben buna benzer bir şeyi yapmıştım vaktiyle. Güzel de olmuştu ilk günler. Ama epey bir zaman geçtikten sonra içindekileri ben de anlayamaz tada gelmiştim. Şimdiki cümlelerim de farksız bunlardan. İçinde ne olup bittiğini bir tek ben biliyorum. ve korkarım ki bir zaman sonra ben de algılama güçlüğü çekeceğim bunları.

Giderek sıradan olduğumu, sırada bekleşen kalabalıktan bir farkım olmadığını seziyorum. Ve bunu özümsüyorum, seviyorum.

Benimsemek… Aidiyet uyandırıyor bu benim içimde.

Sonra geliyorum satır sonuna, “özümsemek” kelimesinin ne kadar biçimsiz kaldığına aldırmıyorum. Geri dönüp bakmıyorum. İniyorum bir satır daha.. “Yayınla” diyorum.

Gidiyorum.

Rüya gibi öyle değil mi ?

Fistan giymiş etekleri kalaylı

Sıradan bir pazar. Hani “erken kalkayım da gün yetsin bana” diye düşünülen, ama gece çok geç yatıldığından günün yarısından sonra uyanılan bir pazar. Alelacele bir kahvaltı sonra, okunacak gazeteler, yıkanacak çamaşırlar, toparlanacak bir ev, bakılacak bir saç baş arasında dolanarak geçirilen saatler. Sonra gidip arkadaş evlendirme, “bir yastıkta kocayın” dilekleri, biraz kurt dökme, “hüf gün bitti yine” , hadi bana iyi geceler en sonunda.

Şu pazarların bitmeyeninden yapacağım ben günün birinde, görürsünüz.

Kış mevsimine kış kış diyorum buradan..

Kış ayı demek benim için aslında çok güzel şeyleri ifade ediyor. Kahverengi giyisiler, koyu renk ojeler, boğazlı kazaklar, atkılar bereler.Hepsi bu mevsimde harika oluyor ve ben hepsine bayılıyorum. Kış geldiği zaman mutlu oluyorum bunlara kavuşacağım için. Ama yok. Günlerdir her akşamım bir kenara büzüşmüş elimde kitap öylece kalakalmak ile geçiyor. Soğuğu sevmiyorum ben. Gitsin artık kış.

Dinç olmak için illaki güneş gerekmez biliyorum, belki de üzerimdeki o mahmurluğu, depresifliği kışa bağlamak bencilce, bunun da farkındayım. Ama günlerdir cümle kuramayışımı, içimden birşey gelmemesini ne ile açıklayabilirim ki başka.  Hadi güzelim kış ; kış kış…

Kuşüzümü..Tadını Unuttum.

Şimdi yan tarafta bulunan “Geçen Sene Bugün” ile dertleştik. Bir sene önceki hissiyatımın zerresi değişmemiş. Büyümeyi bırak, yerin dibi selamlamış beni. Yine aynı hislerle doluyum.

Annem’den gelmiştim o vakitler. Baba kokusu üzerimde idi. Kardeşe dair söylemlerin hepsini tükettiğim zamanlardı. Geçen sene bugün, çok özlediğim günler olacağını kestirmiştim ben. Aklıma gelmişti. Sonra söylemişti genç adam filmin sonunu..

Biraz içim bukuldu benim. Kahkahalarımı gizlediğim o akşama yine girdik.

O gün de anlatamamıştım, şimdi de öyleyim.

Tadını unuttuğum kuşüzümü.. Belki melhem olur özlemime diye çıkıp dışarı bulamayacağımı bile bile kuşüzümü arayacağım. Pilav içine karıştıkça durulsun diye gözlerim. Karıştıkça, kokusu yayıldıkça bir nebze rahatlayayım..

Ne çok yaram varmış öyle, bugün açılan.

Neyse, anlatmayı hatırlamadan yazmayacaktık öyle değil mi ? Değil!

Bak Çantama

Sevgili cosmo kızları, size üzüleceğiniz bir haberim var ! Artık birbirinin kopyası olarak caddelerde sokaklarda salınamayacaksınız. Bir örnek çantalara son verildi. Şimdi benden görüp aynısından edinmeye çalışmayın boşyere. Çünküü bundan sadece bende var. Benim o. Söyleyin size de yapsınlar.

Çiçek Bakıyorum Ben Artık!

Kendimi çiçek bakımına adamak istemişimdir hep yıllardır. Ama bunu emekliliğimde bahçeli bir evim olduğunda kır saçlı halimle başarabileceğimi zannediyordum. Annem gibi evi botanik bahçesine çevirip insanların yaşam alanına kast etmek vallahi hiç aklımdan geçmedi.

Neyse. Kendimi bugün birden depresyonda hissettim ben. Aman ne vahim. Önce düşündüm, her depresif kadın gibi kuaförde almalıydım soluğu. Ama saçlarım son derece formunda idi, diğer kadınsal dertlerim de henüz yoktu. Gayet güzel bir depresyon kadınıydım anlayacağın.  Sonra kendime atkı-bere öreyim istedim ben, ama düşündüm her renkten bir sürü atkı ve bere sahibiydim, vazgeçtim. Öylesine boş boş gezerken internet simalarında bir de ne göreyim ! :

Online çiçek bakmaca.

Çok sevdim. Hemen kendime bir çiçek aldım. Beslemeye çalıştım. (burada itiraf etmek istemediğim bir gerçek var ki o da şudur: öğrenene kadar 5 adet çiçek öldürdüm! evet ben katilim. seri katil hemde.)

Acemiliğimi atlattım sanırım az da olsa. İlerleyen günlerde çiçeğimle ilgili bilgilendirmelerime devam ederim.

Huzursuz

Ne yapsam beğenmiyorum. Ne giysem yakışmadı bu sabah, hangi ayakkabıyı giysem uymadı pantolonuma, hangi küpeyi taksam bir öncekinden kötü oldu, saçlarım şekil almadı, hangi tokayı taksam bilemedim. Kazağımı hiç sevmedim, çantam alakasız oldu üzerimdekilerle.

Uğursuzluğum üzerimde, memnuniyetsizliğim. Pozitifliğimden eser kalmamış, polyanna arka sokakta ağlıyor şimdilerde.

Oysa benim istediğim…….

Sen Bilmezsin Bunu

“Kalbimin Virajları “‘ndan esinlendim bu sabah yine. Sabah gözlerimden uyku süzülürken aklımdan geçen yastığa gömüp başımı o viraja girmek idi. Sen bilmezsin, ben daha çok küçüktüm o vakitler, derin yaralar almamıştım, derin çizgiler yoktu yüzümde. Senin olmadığın bir yerde idim ben o vakitler, virajlıydı yollar. Gülümseyişini taşımıştım ben ordan.. Bana ait olmadıkça benim olan bakışın ile..

Virajlı yolları düşünüp uykuya dalarken birden aklıma vapur yolculuğu geldi. Kırmızı pantolonlu bir kızın “sevda”sına gidişi.. Gidemeyişi, geri dönüşü. Geri dönüp de yola çıkmadan önceki hiç bir şeyi yerinde bulamayışı… Sen bunu da bilmezsin. Sana anlatmadım ben, tıpkı diğerleri gibi..

Çok canım sıkkın. Çok uzağım “biz”den. Seninle böyle olabileceğim aklıma hiç düşmezdi. Kendimle böyle olabileceğim de gelmemişti aklıma, seyrime düşenler hep bir kaç neşeli anıyken şimdi üzerlerine toz yığını kaplatmışım.

Bana böyle yazılar yazdırmamalıydık, bizi bu hale getirmemeliydik.

Herneyse..

Alır Yürür Mavi….

Karışık bir kaç şarkı sözü aklımdaki yalnızca. Tutturduğum türküler bir yanımda, öte yandan çığlık çığlığa rok (yazıldığı gibi okunur)  şarkıları, bir yanımda fasıl, kadın tarafım eski türk filmi şarkılarında. 

Safiye Ayla gelse çıksa yanıma, elele tutuşsalar Selda Bağcan ile .Adalılar selam dursa ordan, Emel Sayın göz süzse, Axl Rose en dar şortuyla göz kamaştırsa.

Ah…

Karman çorman bir hallerdeyim.

A Bu Hayat Böyle

Evet Nazan Öncel dinliyorum. Ama inatla eskilerini. Son albümüne olan sinirimi dile getirmiştim zaten. Şimdi konu yine o değil. Hayret bir olay ki bu sefer bir şeye takılıp daimi olarak onu dile getirmekten vazgeçmiş durumdayım. Zaten kesin karar alayım diyorum kendimce, sürekli aynı şeyleri tekrarlamak yerine yazmamayı tercih edeyim. Şimdiki konum da -yine- başlık ile alakasız..

Çünkü efendim, ben hayat ile ilgili dırdırlarımı çok önceleri bırakmıştım. Çok önceleri kendime söz vermiştim sürekli hayattan şikayet etmeyeceğime uslu kız olacağıma. Ama ne tezattır ki asi kız yanım hayatın getimiş olduklarını kabullenişime de tepki gösterdi. Yine ikizler oluşumun ceremesini çektim anlayacağın.

Dün gecem hiç olmadı benim.  Pazarı yaşamadım ben hatta. Kalbim uykuda idi hep, gözlerim görmüş olduklarıyla mutlu olurken ağladı. Aklım kaydı.. Sabah bir güzel tonlama yüzünden de şimdi arsız bir bakış altındayım..

Ahahaha yazının içine tavşan koydum, hadi bulan varsa beri gelsin!

 

Yeme Beni Nazan!

Nazan öncel çalmakta. Ortaokul esprileri tadında 7in bitirdin beni adında bir albüm hazılamış ablacığım. YEDİN BİTİRDİN BENİ demek istiyorum kendisine buradan. O ne berbat bir şarkı!“aşşşkığğğğmmm baksanaa baaağğ” adlı şarkıdan bahsediyorum burada. Ah Nazan abla, bunu bana yapmayacaktın. Sen ki benim her daim canıma kastetmiş kadınsın. Geceleri nefessiz kala kala ağlamışımdır sayende ( hiç bir derdim olmadığında bile) ama ama geçen gün bir magazin programında -sanırım Pınar Altuğ temalı bir haberin fonunda idi- duyduğumda o şarkıyı kendimi değil de, seni boğmak istedim. Son derece berbat bir şarkı yapmışsın. Ve lanet olsun ki dilime dolanmış durumda.. Dünyayı kurtaran adam nerrrdeee ????  Derhal kapatıp Sen Beni Öldürüyorsun açıyorum en temizinden. Albümün geri kalanını dinlemekten korkuyorum, müzikal zevkine güvendiğim biri bana bahseder elbet.

Vaktiyle ettiğim büyük yeminimi bozuyorum ! “Nazan , sen ne yaparsan yap, dilersen flüt bile çal ben dinlerim!” demiştim ben kendisine bir çay daveti esnasında.  Canım benim, nasıl mutlu olmuştu. Ama buraya kadarmış, tahammül edemem bu şarkıya ben.

Ay bu ne ayol. Yeme beni. 7rmem kendimi sana Nazan!

Sı-kıl-dım

Stil dosyasını havaya uçurarak blog diye bir txt dosyası yapıp, lucida console ile lucida lucida yazsam içim rahat edecek sanırım. Yazacak çok şeyim olmasına rağmen yazamıyor olmamın suçu stiller demekki.

buraya da , oraya da el atmalı.

hayat bazen 1 kg demir bazen de 1 kg pamuk gibidir ayrıca. *

Baydı Ram. (ahahah mal!)

Gitti bitti bayram. Görülmek istenenler görülemedi. Öpülmek istenen eller öpülemedi, harçlık verilmedi, şeker hemencik bitti, yüzüm gözüm çikolata oldu, baklava sevmem ben.

İçinde Bu Kadar Öfke Mi Vardı?

Bire on katarak ağırlığımca altın saydım.  Öyle ağırlaşmışım ki sayma eylemi epey uzun sürdü. Kalemsiz kaldığım günleri saymak bir yana dursun , öte yanım hep özlemleri ölçmekle uğraştı. Sıkkın bir hissiyat idi bu, yerin dibine geçirilmesi istenen.

Görmek istediğim yüzler çıkmadı önüme yol boyu. Görmek istemediğim yüz de yoktu oysa, herkese eşit oranda gülücük dağıtmış bir yüz, aynadaki aksine hiç istemediği denli yaralar aldığını itiraf etti çok sonra. Sıkıntıların tavan yaptığı günleri, tüm o sıkıntıları bir süpürge yardımı ile halının altına itmeyle bitirdik. Değişen pek bir şey olmamıştı, sıkıntılar yer değiştirmiş, daha bir ayak altında olmaya başlamıştı yalnızca.

Zor gelen bir oyundu bu. Henüz klavye ve mouse kavrayamamış ufak bir elin , geçip PC oyunu oynamasına benzemişti bu durum.  Alışılagelmiş travmalar yerini almıştı sahnede.

Cümleler kırık dökük. Anlatılmak istenen yine yok içlerinde. Yine anlaşılmaz harfler yanyana. Gerginliğin anlamı yok.

Şekerlerin hepsini yutmuş bir çocuk. Bırakmamış yarına.. Öyle de.. Geç.

Saç Önemli Bir Organdır. (Organ??)

Bir kız çocuğu serilip serpilip bir genç kız olduğunda ilk iş saçlarının o berbat (!) halinden kurtulmak ister [zira, hiçbiri beğenmez o yaşlarında kendisini]  annesinden izin aldığı ölçülerde saçlarına bir şekil verir. [ve evet biraz zor izin verir anneler]. Benimki de vermedi ! Otur dedi oturduğun yerde. O vakitler saçlarım kahvenin her rengini barındıran bir renkteydi, ama benim için dünyadaki en berbat saçtı [tamam çok kötü değildi şimdi düşününce]. Bana kına verdi annem, kına yaktım saçıma. Pek beğendim o hiç belli olmayan kızılı, saçıma bir “şey” değmesi yeterliydi çünkü. Sonra zamanla abarttım olayı, kınanın yerini Koleston aldı. (tüp boyalar için profesyonel derler, ama sürmesi çok zordur) Becerikli kız kardeşler bu iş için ideallerdi. Kuaför yasaktı! Büyüdüm, kardeşlerden uzaklara serpiştirildim. Yeteneksizliğim saçlarıma da yansıdı, dip boyası gelen çirkin biri oldum tatil zamanlarına kadar.  Sonra kuaförlerle tanıştım. Hepsini çok sevdim. Kırmızının tonlarından vazgeçmedim. Diplerimden bir milim uzamıştı saçlarım, affetmedim ! Gittim yine aynı renge boyadım. Evet güzel oldum.

Kadın programı tadında bir blog olmuşken bu, herkeslere şeker gibi bayramlar dilerim .Evet.