Konsol

Bir ileti yaz dedi bana. Bir ileti. Dünyaya vermek istediğim mesajı sordu bana. Usul usul baktı gözlerime, klavyeyi işaret etti. Kod yığınlarının arasından çekip aldı beni, ileti yaz dedi. Yazdım. 

//blogcu.com temaları arasına girmiş olan bloğumdan vazcaymak üzereyim. Şöyle eli yüzü düzgün bir hanım kız bulursam münasip bir vakitte değişeceğim.

Susar Dudaklarımdan

Kapanır sonra perdeler, hüznün adını yalnızlık alır. Rol gereği birbirlerine sarılırlar, eften püften koşuşturmalar serpilir biraz oyalamak için “seyirciyi”. Anlatmaya çalıştığın masallarındır gözler önüne serilen. 

Aklıma eskilerden bir şarkı düştü : sabır taşı çatladı artık olamaz. (seni benim elimden kimse alamaz.. sacını başını yolarım gibi bişey ile devam ediyordu sanırım) Canımı sıktı bu hadise akşam akşam bak şimdi. Şarkılardan fal tutma sırası değil hanfendi, gömülünüz derhal derinlere.

Gömülmek isteyip de gömülemediğim derinlikler artık işin suyunu çıkarmış olmamdan mütevellit beni kabul buyurmuyorlar. Ben de uykum gelmesinden ziyade, koşar adımla kaçmak istediğimden uzak kalıyorum. Uzak.  (yakın olmak için uzak dur benden)

Neyse, susar benim dudaklarım.  Kısa cümleler kuralım artık gülperi.. Gülsene Peri ???

Eşşeğin Pazar Günüsü

Herkes sizi soruyor eşşek bey, nerelerdesiniz kaç zamandır diye meraklar içinde idi herkesler. Bugün çıkın ortaya da gününüzü bize anlatın dedim. Kırmadı beni sağolsun. Börek kalpli eşşekcik. (ay pardon,yufka)

Hayvan deyip geçmeyeceksin azizim, onların da bir kalbi var. Peluş deyip de geçmeyeceksin, sen oncaksın demeyeceksin yaratıkcığa… Senden zeki çoğu zaman.. Kış gelmişmiş, ayakları üşüyormuş, geçirmiş ayağına terliğimi evin içinde fink atıyor. Çekil dedim ayak altından, atarım seni çamaşır makınasına. Gitmedi, ben bunları yazarken hala terliklerimle geziyordu.Mutlu gibiydi.

Sıkılmış sonra , bana kitap ver diye tutturdu, vermem dedim sana kitaplarımı, rezil eder. Sayfalarını kıvırır, katlar, uyuz olurum. En son gördüğümde dergilere sulanıyordu, neyseki boyu yetmedi de uzanamadı.

 

Böyle idi işte. Peki ben ? Ben ne yaptım bu yağmurlu, soğuk pazar günüsünde ? Onları da başka pazarlar anlatırım, zira hep aynı, hep aynı..

Özlem Vurmuş Satırlara

Her gün mektup yazmak gibi bir şey sensiz olmak. Eline kağıdı alıp alıp buruşturmak, kalemle eline koluna desenler çizmek gibi. Hazmedemediğin tüm herşeyin elini kolunu bağlaması gibi. Cümlelere hep “ikinci tekil kişi” imişcesine başlamak gibi seni özlemek. İçimi sarartan bakışlar, kaleme özlemler hep senin yokluğunla geldi yanıma. Ürperdim en çok soğuk gecelerde.

Kalbe kırık tebessümler uzattım, kaleme yenik düştüm kimi zaman. Düşlerin tarlasına uzandım kalem elimde, özlemin kalbimde. Ulaşayım istedim bir an evvel “cennetim”e..  Çok özlediğim günlerde elimi kolumu bağlar oldu bu hasret, Kokusuna özlem duyar mı insan yanı başındaki nefesin ? Her anını paylaştığın yürek gelir otur mu taşmışcasına yüreğine.

Özlediğim tüm günlere inat geleceğim yanına. Oturup ne hali varsa görecek tüm ağır yüklerim.

Yeter ki sen gitme.

Sokaktan İzler

Kalbim yorgun düşmüş yürüye yürüye. Kara sular inmiş ayaklarıma. Öyle yürümüşüm ki hız kesmiş herşey, buz kesmiş dünya, yorgun düşmüş bakışlarım. Hayatın içinde bir yol, yolun sonunda karanlık, baba kucağı, kardeş kokusu.. Hepsinin önünü bir “sevda” kesmiş. Gözler uzağa dalmış. Ben biliyordum bu sonu. Filmin başında söylemişti genç adam. Unuttun mu ?

Tarifi mümkün olabilen hisler yaşamayı isterdim ben. Herkes gibi olup, sıyrılmak isterdim aralarından. Olamadım ama. Yapamadım. Denedikçe içeri gömüldüm, denedikçe yoruldum, huysuzlandım.. “bozuk bu” dedim, attım bir kenara. Halbuki bir gülücük yetermiş tamir etmeye.

Yürürken anladım.

Bi’ Rahat Dur

 

Sıklıkla gerilere attığım o derin hissiyatlarımı toparlama vakti geldi sanırım. Birer birer kusup herbirini önümüze devam etme zamanı geldi. Hadi bitsin bu hesaplaşma da. “Daha çok yaralanmam gerek benim bu hayatta” türünden şarkılarım da var benim. Öncesinde içimde şahane bir duygu var ondan kurtulmalıyım. Bir kaç zaman sonra babama sarılacak olma fikri beni çok mutlu ediyor. MUT şehri kucak açıyor bana , o derece yani. Taptaze bir sabaha onlarla uyanacak olma fikri harika. Balkon sefası, kuş üzümü, tarçın.. Öte taraflarımda yaralarım var. Sıkıntılarım. Bahsini geçirmeye cüret edemediğim neşelerim. İçime akıttığım yaşlarım. Gözüme değemeyenler. hepsini kendime sakladıklarım. can sıkıntılarım dün gece çöpe gitti. üzerimdeki tuhaflığın nedenini anladığımda kendime çok tuhaf gözlerle baktım, “yuhh be kızım” demek suretiyle.

Yine biraz küçük kız edasıyla ilgi bekliyorum sanırım.

Bir Bilsen Ben Ne Haldeyim

Uzun uzadıya bir şeyler anlatmayı öyle çok özlemişim ki. İçimi dökmeyi. Yazarak değil ama. Yazmamalı, uzandığım yerden konuşmalıyım. Hissetmeliyim bakışıyla beni “dinlediğini”. Ne zamandır erişemediğim bu keyfe bir kaç telefon görüşmesi neticesinde az da olsa erişebildim. İçimi ısıtıp ısıtıp önüme koydular benim, ama hiç tepki göstermedim buna. Sevindim de uzun bir aradan sonra yeniden “o sıcaklığı”  hissetmiş olmama. 

Anlatacak olduklarımı dinlemedi kimse benim çoğu zaman. Kimi zaman da ben hep geriye attım “anlatma zamanı” nı. Bekleyeyim, düzelir herşey dedim. Olmadı. Elime yüzüme bulaştı hepsi. Sonra ben pek bir şey yapmamayı seçtim. “Mola” vereyim istedim. Sonra yeniden konuşayım dedim, yanımda kimselere olmadı bu kez..

Ben hangi kulakların ağzıyım?

Neresinden Tutup Da Düzeleyim ?

Saatler önce uykusuzluktan bitap düşmüş bir şekilde, yenilen yemeğin ardından koltuğa gömüldüğümde aklımdan geçen tek şey uyumak idi. Üzerimde ağırlık yapan battaniyeden bir an evvel kurtulmalı ve uyumalıydım. Sürekli olarak devam etmeliydi bu uyuma hali.  Gözlerimi araladığımda televizyondan gelen ATV nin cikkiidi ciiik ciik sesi ile haber verdiği Avrupa Yakası nın başlama cıngılıydı. Evetti. Tabiri caiz ise “nah” uyursundu Merush Hanım. Uyumadım. Uyumamakla kalmayıp kahkahalar savurdum. Duvarlarda yankılandı sesim, diğer bina sakinleri dilekçe bile verdiler savcılığa gürültümden. Ama ama ama çok komikti! Çok güldüm ben kendi kendime. Üzerime çay döktüm, kanepeden düşme girişimlerim oldu. Ama ölmedim, güldüm ben, çok güldüm ben. Kahkahkah güldüm ben. Ama bitti. Avrupa Yakası bitti,sakinleştim, yavaşladı hareketlerim, uykum geldi, sinirim depreşti, ellerim gerginleşti, çattttttt diye çatlamak üzereyim şimdi!

Neresinden Tutup Da Düzeleyim ?

Saatler önce uykusuzluktan bitap düşmüş bir şekilde, yenilen yemeğin ardından koltuğa gömüldüğümde aklımdan geçen tek şey uyumak idi. Üzerimde ağırlık yapan battaniyeden bir an evvel kurtulmalı ve uyumalıydım. Sürekli olarak devam etmeliydi bu uyuma hali.  Gözlerimi araladığımda televizyondan gelen ATV nin cikkiidi ciiik ciik sesi ile haber verdiği Avrupa Yakası nın başlama cıngılıydı. Evetti. Tabiri caiz ise “nah” uyursundu Merush Hanım. Uyumadım. Uyumamakla kalmayıp kahkahalar savurdum. Duvarlarda yankılandı sesim, diğer bina sakinleri dilekçe bile verdiler savcılığa gürültümden. Ama ama ama çok komikti! Çok güldüm ben kendi kendime. Üzerime çay döktüm, kanepeden düşme girişimlerim oldu. Ama ölmedim, güldüm ben, çok güldüm ben. Kahkahkah güldüm ben. Ama bitti. Avrupa Yakası bitti,sakinleştim, yavaşladı hareketlerim, uykum geldi, sinirim depreşti, ellerim gerginleşti, çattttttt diye çatlamak üzereyim şimdi!

Yaz Kızım ;

Yazdıklarımla, dolayısıyla benimle alakadar olmayan “bazı” dostlarım ile internet üzerinden herhangi bir iletişime geçmeme kararı aldım. Mutluyum .

Günhappşundun

Salyalı sümüklü bir güne merhaba.

Evet benim de sümüklerim varlar, ve hepsi burnumun içinde bir yerlerde olmaları gerekirken hapşuuuu demek suretiyle dışarı fışkırıp duruyorlar. Üstüm, başım (kollarım) sürekli sümük içinde.  [hiç kimse tiksinmesin, bunlar hayatın gerçekleri.. ve evet kadınların da sümükleri var!] Hatta sevgili blog sabah büfeden aldığım şahane selpakları görmelisin. Kadınlar için özel üretilmiş cüzdan şeklinde pek bi orjinal selpaklar. Markası Selpak olmasa da o bir selpaktı gözümde. Sümüklü kadınlar için selpak ! Mavisinden ve de pembesinden aldım. Daha turuncu, fıstık yeşili gibi  arkadaşları da var. Bu gidişle onlardan da edineceğim.

Geçenlerde Şirinler izliyorum, bir tanesi  hasta olmuş,hapşuruyor devamlı. Hapşuran Şirin (öyle bir şirin yok ama o sırada hapşurduğu için bu sıfatı haketti o) Doğa Ana’ya doğru koşturuyor, “Doğa Happşuuuuuuaaannnaa” diye bağırarak. Çok güldüm buna, kaydedilsin.

E öyleyse bugüne günaydın!

 

(battaniye altına girip şunu dinlesem iyiydi.. neyse)

İsimsiz Korkular

Her sabah olduğu gibi oturdum koltuğuma, her sabah olduğu gibi değildi sanki bu sabah. Bir huzur vardı , içimde anlamsız korkular vardı, tarifi mümkün olmayan aşklar vardı bu sabahımda. Oturdum yerime elimde gazetem ile (hain bakkalım Ramazan münasebetiyle geç açmakta, dolayısıla Radikal yerine Vatan aldım içinde başka işe yarar gazete bulunmayan diğer bakkaldan) Çay içmedim elbetteki bu sabah yine Ramazan münasebetiyle. Gazeteyi okumaya fırsat bulamazken -ki daha değerli bir kaç kelam isterken canım- gelen angarya işlere göz attım. Değerli olan kelamlar beni havalara uçurdu, kalp ağrım dindi, günlerdir akla hayale sığamayacak korkularım bir çantaya tıkıştı. Kapı önünde bekliyorlar şimdilerde. Her sabah gibi olmayan bir her sabah gibi sabaha günaydım dedim ben. Hem içimden, hem dışımdan. Aydın ol dedim, güne, geleceğe..

Radikalin internet sayfasında bugun günün sözü olarak

“Yalnızlık” tek kelime. Söylenişi ne kadar kolay! Oysa taşınması o kadar zordur ki…
Goethe

var.. Günlerdir yalnızlığa ışık tutuyorum ben, günlerdir içimden hep içi yalnızlık dolu cümleler geçiyor. İsmini koyamadığım korkuların hepsi onun altına sığınıp hayale dalıyorlar. Dolu dolu bir sabah, korkuyla dolu bir sabah. Geleceğe olan inançla dolu bir sabah. “güzel günler olsun” temalı bir sabah..

Benim biraz başım dönük. Hava soğuk. Kış hissettirken  kendini bir yerde sıcacık bir bedenin seni beklediğini bilmek güzel. Gece olsa da girsem koynuna. yalnızlığıma, ya da kalabalıklığıma. Hepsini bir yana geç, günlerdir benden uzağa giden huzuruma.

İyi bir hafta/ay olarak başladı yine öyle bitsin. İleriyi görme kabiliyetim köreldi, ismini koyamadığım korkular ay sonuna kadar bu huzur devam eder diyemiyor maalesef. İçimden yalnızca iyi bitsin bu hafta demek geliyor. Hepsi sırayla… Gün.. Hafta.. Ay..

//Çölün ikliminde sular seller gibi sevdim seni.

Beklerken

Tüm dünyanı üzerine kurduğun taşlar yerinden oynarsa, altında mı kalırsın o taşların ?

Üzüldüğün, acı çektiğin, hayatında en değerli olanı kaybettiğin görülmüyorsa ne yapmalı insan? İsmini dost koyduğun sana “alışacaksın..” diyorsa, hiç bir ses gelmiyosa, bir tek kelime için saatlerin geçmesi beklerken ne yapmalı ?

Kimse görmüyor, kimse bilmiyor bizi.

Belki Zamanla Teker Teker Silinirler Aklımdan

Çok uzun zaman değildi oysa, aynadaki yüzlere gülümsemeden geçen gün sayısı artmamıştı henüz. Işıl ışıl dans ediyordu yıldızlar gökte. Sıkıntılar birer birer belirmeye başlamamıştı henüz, tüm hayatı alt üst edecek güçleri yoktu. Günler bir birinin aynısı olarak ilerliyordu, ne artı ne eksi idi hissiyatlar. Bir kabulleniş vardı, yalnızlığa selam olsundu. Göz kırpardık geceleri yalnızlığımıza.

Sonra sen geldin. Şarkıdaki gibi ; “Leyla yeniden can buldu bak sayende..”

Sonra dünya değişti, adımlar sıklaştı, gülücükler anlam buldu, yaralar açıldı belki, ama ruhsuzluktan iyiydi. Kalbimin aynası olduğuna tanık oldukça her geçen gün yeniden hayat buldu “Leyla”. Yeniden anlam buldu hep o kurguyla döşenmiş yazılar. İçinde özlem geçen, içinde sevda geçen her satıra tek tek ismini yazdırdın alnıma kondurduğun öpücükle.

Değişmedin kalbimde. Mucizemdin. Sonuna geldi sonra verdiğin “kum saati”.  Gidişler, gitmeye hevesler başladı. Özlemler değişti. Kokusuna hasret uyunan geceler yerini sesine bile özleme bıraktı. Daha çok türkü dinlendi o gecelerde, daha çok gözyaşı serildi gittiğin yollara.

Kalbime söz geçiremedim. Durduramadım gözyaşımı. Gücümü yerle bir etti yokluğun. Başa döndüğümüzü kabul ettik “yalnızlığımla”. Ayna şekil buldu yüzümde, ne artı ne ekside olan günlere hasret kaldık.

Yalnızlığım ve ben.. İkimiz de biliyorduk bu seferkinin o çok eskide kalan huzurlu yalnızlık olmadığını.

İkimiz de görüyorduk ortada bir “ikilik” varsa onun sen ve ben olmadığımızı..

Yalnızlık kaleme sardırır, yokluğunda çok yazarım, sen bilmezsin. “kurgu” zannedersin hepsini. Senden önce olduğu gibi..

“Verdiğin söz hükümsüz
Geçmedi gönül senden
Ettiğim aha inanma
Sana hiçbir kötülük gelmez benden”

Dilek

adını dilek koydu

Annem bana bir bebek aldı, saçları benimkilere benziyordu, aldım onu içeriye bik bik bik ötsün diye, (yok böyle değildi ,sanırım benim kafam karıştı) Bebek bıraktı annem bana giderken, huysuzluk etme sev onu dedi. Sevdim ben de. Sonra ağladım bi akşam ona, bakmadı yüzüme, sevimli bir bebekti. Ben de sustum içeri gittim ne halim varsa gördüm sonra.