Yollar Akıp Giderken

Yağmur yağıyordu ben giderken, havada gözyaşı havası vardı, ondandı sanırım yol boyu dinlenen tek şeyin “yolun kendisi” olduğu…” Gidilmek istenilen yol ” bana çok uzakken , o yol beni çağırmıyorken, bu boş yollar yoldaşım oldu.

Melodiler sürekli huzursuz, kalemden/klavyeden çıkanlar sürekli sorgusuz. Elinde tutunacak dalı kalmayan nineler gibi oluşumuzu önceden kesitiriyor muyduk biz ? Gecenin en dibinde, elinin altındaki klavyeye aldırmadan en huzurlu melodileri dinlemek de vardı. Sinir yapıyor bu fazlasıyla bünyede.

Sustum.. Gülde kızıl idim soldum.

Başlık Yazmayı Bile Unutmuşum

Yazı Ekle butonuna günlerdir çalışmıyor muamelesi yaptığımın farkındayım sayın pek değerli meruşkomcuğum. Ancak bu tamamiyle  kendime “merush bak kızım eski yazıların yanda görücüye çıkıyor, bak geçmiş zamana ne alengirli cümlelerin varmış, şimdilerde ne o öyle saçmalayabiliten doruklarda.. o halde hiç yazma kızım sen, otur öyle” dediğimden mütevellit. Bunda son derece haklıyım ben. Bu yaşıma kadarki deneyimlerimin gördüğüm geçirdiğim herşey de bu haklılığımı kanıtlıyor. Ben ki edebiyat dünyası ile haşır neşir bir kimseyim. Doğaldır kendimi beğenmiyor oluşum. Beğenmemekten kastım çok fazla doğala yönelmiş olmam. Kahvehane ağzı kimi zaman, kimi zaman da çenesi düşük koca karı kıvamı. Hayır sevmedim.

Sonra baktım olmuyo yine yazmadan. Hadi blogda saçmalıyorum, arada güncük yazıyorum, arada bir de ahkam kesiyorum orda burda, ama yok. meruşkomumun tadı yok diyorum. Aferin iyi ediyorum.

Günlerim aslında o derece yoğunlukra geçmiyor. Halletmem gereken tonlarca kafa ağrısı da yok. Bir kaç parça şeyi yerli yerine oturtuğumda herşey güzel devam edecek eminim ki. Ben sanırım bu aralar “aklımın iplerini saldım”.o sebeple sanıyorum ki tüm bu yaptıklarım.

Herşeyi yerli yerine oturtmalı.

Okunacak kitaplar okunmalı.

Sonra görüşmeli. Evet.

Masaüstüsü

Masaüstü bloğunu görüp bakmış olanlar vardır sanıyorum. Sıklıkla bakarım oraya. Bakmakla kalmadım bu sefer ,hazır fotoğraf makınam bozulmuş, yenisini de almamışken bir masaüstü screenshotu alayım dedim. İyi etmişim. Ne yapayım canım sıkılıyor ise, ve yarın yola gideceksem gözümde büyüyorsa. Sıkkınlığım bundan mütevellit ise.

desktop.JPG

 

Blog İnsanları

Günlerdir kafamı yeşilvadiye takmış bulunmaktayım. (tasarımı için kafa patlatmak değil zira uğraşımın nedeni :Pp normal bir kullanıcı gibi düşününce kendimi daha verimli oluyorum ben o bakımdan Levent Bey, kızmayınız) Neyse. Sabah kalkıp elimi yüzümü yıkayıp işe geliyorum ben benzer bir çok hayatta olduğu gibi. İşe gelirken sıklıkla gazetemi alıyorum, yarım yamalak okuyorum çoğunu. Sonrasında efendim yeşilvadiyi açıyorum. Takip Listem canım benim söyle bana ne alemde bizim kişicanlar diyorum. Hemen gösteriyor, okuyorum güzelce yazdılarsa şayet bir şeyler. Tabi ben okumayı çok sever bir kimse olduğumdan diğer bloglara da sıklıkla göz atıyorum. (zira bunlar reklam kokan hareketler değil yalnızca) okumaya değer pek güzel şeylerle karşılaşıyorum elbetteki. Ama bu yazımın konusu onlar değil. berbat olan bloglar !

Berbat derken, şöyle efendim. Bloğa girer girmez makınanız bir güzel kasılıyor. Bir kaç popup u kapatmakla cebelleşirken aman da ne duyayım. Absürd ötesi bir müzik geliyor fondan. Yahu kardeşim biz resmi bir firmayız. Bilgisayarından İsmail YK melodileri fışkıran insanları işe almıyoruz ki. Nedir yani bu. Sizin yüzünüzden işten atılmalar mı gerçekleşsin ? Bu mu dur isteğiniz ? Koşar adımlarla ayrılıyoruz o şahane blogtan.

  • Neymiş efendim, bloğa müzik koyma fasilitesini yapmıyormuşuz, hoş değilmiş.(en azından isteğe bağlı çaldırabilirler)

Öte taraftan, karanlık ,  boğucu,  buram buram heavy metal kokan blog sahipleri, bilmem farkettiniz mi ama hiç kimse sizin müzikal kişiliğinize hayran kalmıyor. Siyah iyidir, karizmadır ama güzel kullanıldığı ölçülerde.

  • Neymiş efendim, kapkara ürkünç ve de içi manasız bloglar sevilmiyormuş.

Diğer yandan, sidebar a (şair burada bloğun sağ ya da sol kısımlarından bahsediyor) şirin mi şirin objeleri koymanız göz ve de nizam açısından hoş durmuyor. Halet-i Ruhiyeniz ,bir adet last fm şeysi, bir kaç tutam banner serpiştirildiğinde de sevimli hale gelebiliyor blogcuklar.

Yemek bloğu sahiplerine de önerilerim var efendim. (itiraftır; sıklıkla takip ediyorum bir çoğunu) “Harikasınız ! ” diyorum ilkin. Ağzımın suyu akıyor her seferinde. Son derece leziz tarifler alıyorum. Ama ama sevgili pek hamarat yemek bloğu sahipleri lütfen altın gününden kalma muhabbetlerinizi devam ettirmeyiiz yorumlarınızda. Bunları okuyup ne yapacağız ki biz. Yapmayın eylemeyin.

Ve ve ve bebek blogları !

Şekli ,şemali, sidesi, barı, rengi, yorumu ne olursa olsun. O bloglardaki bütün bebekleri yerim ben !

// çok mühim edit : bundan sonra “vadideki zambak” adı altında bloglarla ilgili tesbitlerimden bahsedeceğim. bunu ilerleyen zamanlarda yeşilvadiye de ekleyeceğizdir. Bilgilerinizi rica ederim efem.

Anne Eli Değmiş Gibi

Biraz cümle sarfetmek gerekli. Kelimelerin uçuşmasına müsade etmeli. Bir gece yarısı, yeniden oturmuşken bu parlak ekranın başına böyle anlamsızca kalmamalıydık diye içerlemiyor değilim. Ama hislerim bu denli karmaşıkken karar almamam gerektiğini öğrendim ben. Büyüdüm sanırım biraz olsun.

Kocaman kız oluşumu gördü annem geldiğinde. Artık kendim olduğumu, bir hayatım olduğunu. Anlatacak çok şeyim yoktu belki ona, ama hep sordu o . Bekler gibi bir şeyi. Kokusunu alır gibi. Hayatta en çok istediklerini sıraladı bir bir ardından

Bir çay bardağında hayat buldu özlediklerim.

Küçük küçük parçalar aldık hayatın sunduğu ikramlardan. Gevezeliğimi kimden aldım acaba diye düşündüğüm yıllara gülümsedim. Boşa yormuşsun beynini dedim kendime. Boşa yorduğun hayatların tabağında.

Uykumu getirdim en çok. Uyumak istedim nefesinin doluştuğu evde.

Şimdi gece uzun. Soğuk. Boş.

 

Yeni Yayın Dönemi

Söz verdiğimiz üzere (bugün ne çok söz vermek lafı geçti öyle değil mi? ) Aliye’nin hemen akabininde buradayız. Ben anneciğim hanfendi ile olan anılarımdan bir demet sunmayı planlarken günündevamında öyle çok şey oldu ki. Kırgınlık, kızgınlık vslerimi es geçiyorum. Bahsi yersiz bunların dönüp dolanıp. Her gün aynı şeylerden bahsedecek değiliz ya..

asude hanım

Öğleden sonra gibi cumartesi gününe gelmesini beklediğim laptopum geldi. Kendisi beklediğimin fazlası güzeldi. Fazlasıyla becerikliydi. Asildi de bir yandan. Kaynaştık çok kısa zaman geçmeden. Uslu bir kız olacağına söz verdi. ASUS idi yeni laptopumun markası. İsmine uygun olarak ASUDE HANIM demeyi uygun gördüm kendisine. Evet.

Asude Hanım eski kardeşinden daha becerikli. Huysuzluk etmediğim sürece bana katlanacak gibi duruyor. Taş gibi görünmekte zaten. DVD izlemeyi seviyor, Oyun oynamaya bayılıyor. Biraz da programcı, ağır bir abla. Boş zamanlarında da CD PLAYER olarak zamanını geçiriyor. Pek hamarat doğrusu.

Kendisi gelir gelmez haliyle türlü testlere tabi tutuldu. Quake, Flatout, StarCraft keyfini en iyi performansta yaşattıktan sonra kendilerine Photoshop, Dreamweaver  vs kardeşler monte edildi. Hepsinden de memnun kalındı.

Monitörünün tepesinde bulunan kamerası ile yan apartmanda oturan penrere önü teyzesini aratmayacak,klavyesinin kenarında bulunan microfonu ile de milyonları o şahane sesimden mahrum bırakmayacak. Hey yavrum hey.

Görmemişin bi laptop u olmuş duydunuz mu ??

Ekran Başına

Amanın!

Sabah elimi yüzümü yıkadıktan sonra giyinip işe geldim ben. Annemciğim hazretleri yollarda perperişan idiler evlerine dönerlerken. Beklerken kendilerinden gelecek olan “ben geldim..iyiyim ben” cümlecağzını gazetelere göz attım. (ne -ler’i be bir adetcik gazete var idi önümde) Gazetelerde bangır bangır şu habere yer verilmiş :

Aliye ekranlara dönüyor !

Yazımın başındaki o şahane “Amanın!” işe tam burada ses olup ağzımdan çıktılar. Aliye ekranlara dönüyordu, minik veletler okula alıştırılma dönemini bitirip ablalarıyla okula başlamışlardı, annem sağ ve de salim evine gitmişti ama hala blog merush hanfendisi yayılmış bir güzel elinde kahve gazete okuyordu. olamazdı.

Bu gece, Aliye’den hemen sonra ekranlardayız efendim..

neyse.JPG

 

 

Sezon Finali

Bir otobüse binmiş bana doğru geliyor şimdi.. Elleri gezinecek saçlarımda, kokusu sinecek heryerime. Kalbim kanat takacak, dünyadaki en değerli şey olacağım. O‘na sahip olduğum için şükredeceğim. Gidecek…

Annem gelecek…

Bugünlerde birer birer ekrana dönüyor tüm diziler, tatillerden dönülüyor, okullar açılıyor. Yazı bitiriyor insanlar.

Bense, hep geç kalınmışlığımın eseri olarak ancak kapatıyorum sezonu..

Sezon finali, yokum bi’süre…

 

Her Düşkırıklığının Bir Sesi Vardır

Sesi soluğu çıkmayan bir bebekten şüphe eder anneleri, ya başına bir şey gelmiş olabilir , ya da minik hanfendi/beyfendi bir yaramazlık peşindedir. Büyükler de öyledir kimi zaman. Ne vakit sessizleşsem etrafımdakiler anlam arayışına girerlerdi. Hayra alamet değildi benim suskunluğum. Yemek yerken boğazıma bir şey kaçırabilirdim, türlü cinlikler planlıyor olabilirdim. Birine (aslında en çok bana) zararı dokunacak bi şeydir benim suskunluğum.. Bu sefer susmayayım istedim. yansıtayım istedim olanı biteni. Bir el geri çekti elimi, bir ses öteye attı hevesimi, bir tokat şekil buldu yüzümde. Herkes bir çaba içerisindeydi, en çok ben ağladım.

Sesi soluğu çıkardı eskiden düş kırıklıklarımın. Şimdilerde kimse duymasın (söyleme sakın) diye/dedire içime attığım tüm suretlerim şekil buldular aynada. Herkes herşeyi duydu, herkes konuştu, ben duymadım bu kez. Beklediğim herşeyi yerle bir edecekti duyacaklarım. Göreceklerim yıkacaktı tüm hayallerimi.

Yazarak anlatılacak gibi değil. Öfke şekil bulsaydı hislerimin arasında tonlarca harfi tüketebilirdim yan yana getirip. Öfke değildi ki bu..

Ben bembeyaz bir odada tüm hepsinden arınmayı beklerken karanlıklar içine hapsedildim yeniden.

Bir rüyaydı bu da böyle…

Dudağına Reçel Bulaşmış

Alakasız girişler/çıkışlar/yanlışlıklarla doluyuz..Kimin ne dediğinin öbürü tarafından kayda değer bir yanı yok.Aslında kimsenin bir önemi yok..Herkes birbirine dost/düşman..Herşey iyi/kötü..Heryer huzurlu/huzursuz..Tek bir farkımız var..Ötekilerden iyiyiz/kötüyüz..

Güzel günlere olan inancı hiç bitmeyen biri olarak hep karamsarlıklarla dolu yazmamın tuhaf olduğunun bende farkındayım..Hayata hep bir kaç adım geriden gelen birinin dizeleri ancak bu denli karmaşık olmalıydı..Oysa benim içimde binlerce umut/neşe/huzur/sevgi vardı.. Kalp atışları ne kadar sıklıktaysa benim de gülücüklerim o denli sıktı..

Di´li geçmiş zaman şimdilerde yaşadıklarımız..Sanki hep “dünde” kalmış gibiyiz..Toplamışız dünden kalma anıları..Doldurmuşuz cebimize..Bir onlar biz biz..Yaşıyoruz..

Adına ne denirse densin…

Kaybetme yarışı bu..Jokerim de gitti..

“Senin gibi beni kimse sevmedi”

Uyur gibi yapınca geçer belki…

// 7 Eylül 2005 (insan eskiden yazdığı kurgularla dolu öykülerde kendini bulur mu ? Vaktiyle masal tadında anlattıkları gün geliyor insanın yanında beliriyor.. )

Uyur gibi yapınca geçmedi dün gece meruşcum..

Hayatı Sıfırlamak Gerek Bazen

Sus Pus

Saatler ilerlesin,konuşmasın kimse,günü bitirelim aşkla..
Dokunmasın kimse,karışmasın kimseler..Bir sır gibi saklayalım,bir gözyaşı gibi akıtalım dudaklarımızdan..Büyüsü bozulmasın yerle bir olmasın umutlarımız..Öyle bir şeydi beklediğim..Öyle bir şeydi istediğim..

Zaman ilerliyor,ya engin denizler çıkacak karşımıza ya bomboş bakan gözlerimiz bir kere daha sarsılacak..Geç kalınmışlık hissi eritecek akla her gelişinde..savunmasız bir beden olacağız..gözyaşı akacak..Bitmeyecek bu acı…Dinmeyecek.
Hep mutluluk cümleleri ile seveyim istedim…
“Mutluluğun yararsız sözcükleri” ile  anlatmak istedim seni..Ama hala bugün gibi saklıyorum ardımda seni..Ne çok iz buluyor ardımda bıraktığım gülümseme..Ne çok yanılıyorum hayatta ben..Aldanıyorum gülüşüme kendim bile..İnanasım gelmiyor..

Gülüşümü bıraktım..
Toplarsın nasılsa diye arkamdan..

Günü aşksız bitirmek ne denli güç…..

//ne garip.. tam bir yıl sonra… geleceği önceden sezen bir gerzeğim ben !

 

Yeşilvadi Bizimdir!

Merhaba !

Seferoğulları ile Tellioğulları idi onlar; senelerdir bir kavganın içinde yaşayıp giden. Aslında ince düşünenler onların birbiri için vazgeçilmez olduklarını anlamakta geç kalmayacaklardır. Seferoğulları olmadan Tellioğullarının bir esprisi yoktur çünkü.

İnternette bir yeşilvadi gibiydi bizler için. Kocamandı,görkemliydi. Herkes bu bereketli topraklardan kendine pay istedi. Forumlar açıldı onbinlerce, firmalar kendilerine yer buldular.Zaman değişti sonra. Devir artık blog devri. Nefes alan her 5 canlıdan 3ünün bir bloğu var artık. İnsanlar kendilerini bilgisayarlarının başına geçerek ifade eder oldular.

bloglarımızda hayatımıza dair kareleri sunduk, güzel zamanlarımızı paylaştık onbinler ile. Arkadaşlarımızın bloglarına yer verdik hep. Paylaştık bulduğumuz takip ettiğimiz blogları.

Ama hepsine bir yerden ulaşmamız mümkün değildi.
Kocaman bir balona binip dünyayı izlemek hepimize cazip gelir diye düşündük. Oturduğumuz yerden dünyayı geziyorduk internet sayesinde zaten, bunu daha ileri götürmek istemez miydik ?

Ve YeşilVadi açıldı!

Yeşil Vadi sayesinde dileyen bloğunu tüm insanlığın huzuruna çıkarabilecek. Takip listesine eklediği bloglara kolaylıkla erişebilecek, Diğer bloglarda neler olmuş görebilecek. Yeni yeni bloglar keşfedecek ve de mutlu mesut insan mertebesine erişebilecek..

Hayırlı ve de uğurlu olsun efendim.

Simdilik sadece blog kısmı ile yayındayız. Süprizlerimiz son sürat devam edecek. Destekleriniz için şimdiden teşekkürler.

Merush                                                  Levent

merush@yesilvadi.org                             levent@yesilvadi.org

3 Eylül 2005

Senelerden 2005 aylardan Eylül..

Merush evinde oturmuş, muhtemelen yine bu PC başında “acaba bugün hangi oyunu oynasam?, acaba bugün hangi klasörleri düzenlesem? Akşama ne pişirsem? ” gibi hayati sorunlarla boğuşmaktadır. Merush için yapılacaklar listesi zaten o günden yaklaşık bir 6 ay kadar önce tükenmiş hepsini 7851562 kere tekrarlamıştır. İyidir hoştur yine de merush.

Merush’un eli kalem tutar çocukluğundan beri, ilk gençliğinden beri de klavyeye dokunur o narin parmakları. Yazmazsa çıldırır merush. Konuşmadan da yapamaz. Ama öyle bir zaman gelmiştir ki merush’un hayatında konuşacak oldukları hep uzaklara düşmüştür. Çareyi PC ile dostlukta bulur merush. Bol bol oyun oynar. Yazı yazar.

Sonra bir gün kendisine “hey yavrum merush! senin neden bir domainin yok??” der. Kızar kendisine. gider 7$ a merush.com u satın alır (havaya bak be!) Yupiler olsun ki merush un bir domaini vardır, alan için de meteryus’un kafasına terlik fırlatması yeterlidir. herşey / herkes hazır ve de nazırdır artık.

Sağ baştan sayar merush..

  • merush?
  • alan adı ?
  • alan?
  • PC?
  • klavye??

Herkes “burdayıııızzzzz!” derler. Aferindir.

Ama olmaz. Olamaz. Merush kendi yazari kendi okur.. Sıkılır merush.

Ulothrix ile tanışırlar. Çok meraklı bir insandır ulothrix, merush da boşboğaz olunca hayatındaki en minik ayrıntıdan haberdar eder kendisini. Mutlu ve de mesut sanırlar adlarını adeta, o şekilde yaşar giderler.

Sonra…..

Merush.com u umuma açarlar ikisi kafa kafaya verip. (ya da merush ona kafa atar diyebiliriz)

Harika bir olaydır bu

Vatana millete hayırlı olsundur

Böyledir işte..

Her Eylül ayının 3. günü tüm dünyada coşku ile kutlanmaya başlar. havaya fişekler atılır (havai olanlardan)

Yaşasındır. Kutlu ve de mulu olsundur!