Eylülden Taneler

Eylül geldi gene.Sildi süpürdü yazdan kalma yapmacık kırıntıları..Bizi bize teslim etti gene..İyi geldi Eylül..Kendimizle barıştık belki yada çoktan düşman olduğumuz kendimize bir darbe planı daha yapmaktayız şu aralar..Öyle yada böyle bir “kendine dönüş”tür Eylül..

Sonbaharın sessizliği bi başınalık ve bir başına yalnızlık..keyifsiz umutsuz yorgun “benlik”

Çiçekleri Ezmeyelim !

Sulak yerde yetişmiş bir zamane çocuğu olamadım ben. Hep ufacık kaldım.. Gelişimim olduysa da bu hep enine oldu. Enlemesine genişlemiş çocukluktan hoşlanmadım ben. İlk olarak şekeri çıkardım hayatımdan. Çayı şekersiz içmelere başladım. Kırklama denilen o çay içme şeklini de zaten hiç başaramazdım. Ziyadesiyle bir kase küp şekeri yutabililirdim o şekilde devam ederek. Her bardak çay ile bir kase şeker yeme fikri bana cazip gelmediği gibi  aynı dönemlere annemin şeker hastası olmasının denk gelmesi ile benim çaylarım şeker ile alakalarını kestiler. iyi de oldular. Şimdilerde bir milim şeker atılsa çayıma ortalığı savaş alanına döndürecek denli gözüm dönüyor. Neyse benim konum bu değil şu ara. Konu da ne ?? Konu belirlemedim ki ben hay aksi..

Çiçekleri ezmeyiniz yazardı bizim ilk okulun bahçesinde.. (heh evet konuyu buraya getirecekmişim de ben çay ne alaka bacım? ) Bizler de o çiçekleri hiç ezmezdik bu yüzden. Yoksa evet bizler birer psikopat idik ve bayılıyorduk çiçek ezmelere. Bizi bu hevesimizden mahrum edenlere nefret doluyuz şimdilere.  Ben çiçekleri ezmezdim.. Annemin salonu da botanik bahçesi gibiydi. Dokundurmazdı çiçeklere bir türlü. İyi niyetimin kurbanı olarak çok kereler çiçeklere su verme girişimimde annemin terliği ile kafa kafaya (bazen de kıç kıça) gelmişliğimiz çoktur.

Evet ben büyüdüm anne. Ve artık çiçek ezmiyorum. Yandan yandan yürüyorum.. Vallahi de billahi de..

 

bak anne

 

Yaba Daba Duu

bildiğim en güzel aptal sarışın fıkrası :)

10000.gif 

Yesyeşil Elma

Elmalara karşı zaafım her sene Eylül ayının ortalarında ortaya çıkarken bu yıl biraz öne alınarak Ağustos sonuna tekabül ettiler. Ben bu duruma gayet kolaylıkla adepte oldum olmasına da dişetlerim pek yadırdadılar durumu.. Acaba diyorum sıklıkla sorun çıkarmayan taş gibi dişlerimin etleri Eylül aylarında daha mı sağlıklı olmaktalar? Bir alakası var mıdır, hiç değilse bu bir kel alaka mıdır.. Meraklardayım. Belki de bir alakası yoktur ve tüm suç benim aynı akşamda 7 adet orta (tamam kabul bazıları büyük) boy yesyeşil elmaları “haaarrrrttt” demek sureti ile yemiş olmamda mıdır.. Olabilir.

 

 

Elmanın sağlıklı bir şey olduğuna emin olmam ilk okul yıllarıma denk geliyor benim. O zamanlarda annem elinde elma ile tepemize dikilirdi. Biz de elma için “sağlıklı ve de öööğğğhh” tanımı getirmiştik aklımızca. Ama sonra ben doğru yolu elma da bulurken kız kardeşlerim muz denen o gerzek meyveyi daha çok yakıştırdılar damak tadlarına. Ama ben hep elma sevdim.. Bravo bana.. Hem dişerim beyaz hem de gayet rahatlıkla fındık ceviz gibi bilumum kabuklu yemişleri kırabiliyorum gayet sert ve dayanıklı olan dişlerim ile.

Ha bir de elmalı diş macunı bir harika ! Tavsiyelerime devam etmek isterdim ama sabah evden çıkarken çantama tıkıştırdığım üç adet elma ile bakışıyorum.. Birini şimdi..birini öğlen.. birini de … yımm hemen !

Bak Gidersem Dönmem

Şarkı sözlerinden çok güzel malzemeler çıkıyor. Hiç değilse benim gibi “başlık bulma özürlü” bir yazar için gayet leziz başlıklar çıkıyor aralardan. Perihan Mağden gibi olacak benim de sonum. Gerçi ben onun gibi yalnızca Ajda şarkılarından kitap başlığı seçmiyorum. (ara not: bakınız Perihan Mağden kitapları ) ( ara gaz : meruşcum entelliğine hastayım )Misal şimdiki başlığım kimin söylediğini bilmediğim uyduruk bir şarkıdan alıntı. Belki de şarkının adıdır bu , ama sizce benim umrumda mı bu ? ha ha ha elbetteki hayır

Ülkemin orasına burasına bombalar koyan hayvani dürtülere sahip kimselere buradan kafa atma isteklerimi iletsem de birşey değişmeyecek biliyorum. Ya da ormanları cayır cayır yakan insan dışı varlıklardan bahsetmek yersiz.

Zaten yaz bitmiş. Ve ben hala parmak arası terlik sendromu ile ilgili tek satır yazmamışım bir de kalkıp ülke sorunları ile mi bik bik öteceğim !!

Zaten üzerimde tonlarca ağırlık var. Rejim yaparsam üzerimdeki tüm baskılar , duygu karmaşaları vesailer de gider mi.. ?

Peki ben neden çok su içiyorum..

Dalga-Dalga

Hiç bir günü diğer gününü tutmayan ben ve hissiyatlarım doluştuk bir çantanın içine düştük yola. Elimizi kolumuzu bağlamamış olsalardı daha çok resim çekip daha çok gecelere tanıklık edecektik.. Olsun dedim ben.. Yeterdi .. “yeter”di bu kadarı..

dalga dalga dalga dalga dalgalanıyor, hatçayı görenler aman sevdalanıyor ağırlıklı ağaçlıklı bir yoldu gidilen.kulağa geçirilen tek kulaklı mp3çalarda Strativarius, arabada çalan denizin dibinde hatçe.

[vividentfulfireş şekline girip relax olmak ferah olmak istiyorum. dişlerimi fırçalarken aldığım o elma tadı yayılsın tüm hayata.. sert ekşi ve sulu yeşil elma istiyor canım]

 

Acıdan Geçmeyen Şarkılar Biraz Eksiktir

Sabahki kalp çarpıntımın yaşımla alakası olsa idi keşke diye düşündüm.  O geç(emey)en 10 dakikada aklım, beynim, kalbim, hayallerim, umutlarım, geleceğim gözlerimin önünden hoopp diye yuvarlanmak sureti ile düştü. hamile bir kadının yolda ayağının takılması kadar büyük bir felaketti bu.. ! Amanındı ! Olmasındı bir daha..

Hissiyatım asla herhangi bir yere dökülecek gibi değil. Hepsi bembeyaz bir odadaki o ana saklandı..Sadece o ana..

Biraz kopipasteden zatar gelmez kimselere…

[sarki]Bir şiirden bir sözden
Bir melodiden bir filmden
Geçirip güzelleştirmeden can dayanmıyor
Yıldızların o ışıklı fırçası azıcık değmeden
Bu şahane hüzün tablosu tamamlanmıyor [/sarki]

[siir]imrendiğin, öfkelendiğin
kızdığın ya da kıskandığın diyelim
yani yaşamışlık sandığın
Geçmişim
dile dökülmeyenin tenhalığında
kaçırılan bakışlarda
gündeliğin başıboş ayrıntılarında
zaman zaman geri tepip duruyordu. Ve elbet üzerinde durulmuyordu.
Sense kendini hala hayatımdaki herhangi biri sanıyordun, biraz daha
fazla sevdiğim, biraz daha önem verdiğim.

Başlangıçta doğruydu belki. Sıradan bir serüven, ratsgele bir ilişki
gibi başlayıp, gün günden hayatıma yayılan, büyüyüp kök salan ,
benliğimi kavrayıp, varlığımı ele geçiren bir aşka bedellendin.
Ve hala bilmiyordun sevgilim
Ben sende bütün aşklarımı temize çektim
Anladığındaysa yapacak tek şey kalmıştı sana
Bütün kazananlar gibi
Terk ettin[/siir]

Hadi eyvallah gülperi…

Fonda İzmir Var..TeleFonda Kimse Yok

Yalnızım.

Havada iç burkan bir tebessüm var. Kalbimde hiç beklemediğim yaralar açılmış. Gözlerimden akan bir damla yaş olmamasına rağmen nemli bakışlarım.

Bir sana yandım yine sende ölürüm
Yolda bir iz bırak ben o yolda yürürüm

Sürekli olmamış ya da olmayacak bir şeyin belli belirsiz doğuşunu izliyorum. Kendimden vazgeçtiğim o güne geri dönüp o vapura tekrar bindiğimi hayal ediyorum.. Hayalde kalıyor.. “hayali gönlümde…” diyor kadın o buğulu sesiyle..

Telefonlar çalıyor, beklenmeyen isimlere “alo” deniyor. Fonda İzmir beliriyor, TeleFonda kimseden ses gelmiyor…

Ruhum bekliyor olduğu yerde.

Uçak.. Babama Selam Söyle

Dün akşam fazlasıyla kalabalıktı. Aklımda sadece çocukluğum vardı dün akşam.. Bir anne kızına sarılırken, bir abla kardeşini öperken hep aklımda çocukluğum vardı. Kalabalık günlerim vardı. Yalnızlığın ne olduğundan habersiz olduğum anlarım vardı aklımda..

Sonra sakince girdim yatağıma.Gece aniden uyandım. kendime playlist oluşturmuş bir güzel uyutmuştum kendimi. akşamki yorgunluğu başka türlü atamazdım zaten üzerimden. dinginlik güzeldi. uyuttu beni bir el saçlarımda gezinerek.

Hazırladığım şarkıların arasında değildi sanki o. hatırlamıyorum onu da eklediğimi.. Ama ter içinde uyanarak duyduğum o ses bir daha beni uyutmadı..bir daha güzel rüya göremedim..

Bütün olanları bir yana bıraktı o ses. Çıkardı orta yere en ufak, en savunmasız, en yalın halimi..
“uçak…babama selam söyle…”

Kendi Kendime Mırıldanma

Biraz yorgunluk biraz telaşe bir tutam kafa karışıklığı çokca da özlem dolu bir pazar sonrası günü geçmekte. Hissiyatım dağlar kadar. Çeşidi de en bolundan. Üzerime bol gelen hissiyatları çıkarıp astım dolaptaki yerlerine. Ki ben normalde üzerime oturmayan giysileri kaldırıp atan bir insanım. (ve evet çoğu bol değil dar oluyordu artık giderek şişen bedenime).

Dolaptaki yerlerinde bir eksilme olmamış bu hissiyatların. Giderek artan bir iç geçirişle onlara baka baka geç kalıyorum sabahları işe gelirken. Aferin bana.

Giderek basitleşen (belki de yapaylaşan) kalemime çare olarak tüm eski -gizli saklı- yazdıklarımı toparladım. Okuya okuya bir derman bulacağım kendilerine. Sanırım tüm sorun okuma alışkanlığında gizli. Okuma alışkanlığım karışıyor giderek. Çokca okurken okul yıllarımda ona dair cümleler geliştiriyordum. Ki itiraf edeyim fena sayılmazdım. Ama çok sonraları güncük tadında yazmaya başladıkça bu kalem eridi bitti köreldi.. Ya da bana öyle geliyor.Üzerinde çok duruyorum bunun bugünlerde, haklıyım.

Okuma alışkanlığımı adam etmeliyim. Okuyacak tadlar bulmalıyım. Artık çocuk da değilim ki etkileneyim ordan burdan.. Kendimi okumalı, yeniden etkilemeliyim kendimi..

Hadi bakayım.

Devrimci Pınar Altuğ

Hanfendinin birinin kırıştırmadığı adam kalmadığı için bizim şahane bilgilerle dolu gazeleterimiz boy boy -özellikle- bikinili resimlerle döşenmiş rengarenk sayfalarına konuk ettiler elbetteki Pınar Ablamızı..

Hanfendi güzel, hanfendi tabiri caiz ise taş. Ben beğendim. Zira günlerdir baktığım resimlerde her ayrıntısını incelemek şansına nail oldum. Sonra anladım ki bu Pınar “Çocuklar Duymasın Pınar “.. o çocuklar büyüdüler Pınar Abla.. tahminen 13 - 14 yaşlarına gelen “Havuç” oğluşlar şimdi gazetelerdeki resimlerine baka baka iç geçirip “heyt ulen ben erkek oldum galiba” diyorlar muhtemelen içgüdülerindeki kıpırdanmayı sezerek.. Pınar Abla akıllı bir abla zannedersem. Teyzemin bi tanesi de demiş” aldatılan kadınların öcünü alıyor ” diye.. Aferin. Tüm aldatılan kadınlar gönderiniz bakayım şimdi kocalarınızı/sevgililerinizi Pınar Ablaya o bi güzel aldatsın.. Ceza olsun adamcağızlara.

Buna çok fazla tepki vermek de mantıksız. Aldatıyorsa aldatıyor. Ne yaparsa yapsın Pınar Abla. Yeter ki gazetemin ön sayfalarından bana başında yıldızlı şapkası ile bakış atmasın. Adamın biri ( sanırım senaristi mi ne) de çıkıp oradan “devrimci o!” demesin.

Devrim kim, siz kim..

hey gidi Che Guevera…Erken gittin be, daha Pınar Abla ile kırıştırırdın orda burda, yakışıklı adamdın vesselam..

( son paragrafım da devrim anlayışı bi taraflarına kaçmış olanlara kapak olsun )

Cuma’dan Artakalan Gün

Gün sessiz başladı, gün sakindi. Gün beni hiç yormayacakmış gibi başladı. Havada ılık bir tad vardı, ilk kez taktiğım küpelerimi çok beğendim, giydiklerimi yakıştırdım kendime.. Ve de pembe allık ( sağlık göstergesidir pembe yanaklar). Yürdüm yolda, “Ve” dedim “başladı bir gün daha…” Ardından her sabah uğradığım bakkaldan gazetemi aldım. Gün beni hiç yormayacak gibi başlamıştı. İçeri girdiğimde masada tonlarca kağıt parçasını beni beklerken buldum. Hava ılıktı hala, içimin sıcaklığı yetiyordu. Ama gün yormaya başladı.. Ve şu ana kadar tek nefes aldırmadı.

Hafifledim birden. Açılmayı bekleyen gazete sayfaları,  içilmeyi bekleyen -muhtemelen- soğumuş bir çay var önümde. Çayı tazeletmeli, gömülmeli biraz boşluğa.. Yeniden yorulabilmek için…

Aslında..

Unutmayalım, unutulmasınlar..

Aslında çok cümlem vardı, dün gece toparlamak istemiştim hepsini kafamda. resmini gördüğüm bir kız çocuğu vardı, kalemi kırılmış bir erkek çocuğu, ağlayan bir anne vardı, 80 yaşında bir dede sonra.. Düşüncelerim karıştı. Hislerim donuklaştı. Yazamadım haliyle hiç birini

Aslında bir yıl önce öğrendiğim bir  hikaye beni donuklaştırdı ister istemez.. “‘99 yılında, tam da doğum gününde, tam da onunla konuşurken, tam da “gece 3′te falan gidersin herhalde” dediğim bir gecede ilk aşkımı benden almışlardı.. ” demişti bir erkek.. çok etkilenmiştim bundan.

Aslında şu anda yazıyı burda kesmek istememin nedeni de budur.. Susmak istememin, halsizleşmemin ister istemez. Belki benin sular altına gömülmüş anılarım yok, belki benim hayallerim bir gecede yıkılmadı ama insanım sonuçta. Kalbimin ağrımasından belli insan oluşum..

Aslında susmalı

Aslında.. Aslında…

Cesaretsiz Yaşanmaz, Alırlar Elinden Hayatı

Hadi canım sende..

Şarkı yapayım derken göz çıkartıyorlar kulak tırmalıyorlar şu günlerde el birlik olan tüm gerzek sanat icraa ediciler. Yemeyenin malını yerler gibi ne o öyle.. Peehh, sevmedim bunu da. gidip birisi Harun biradere iletsin, kendini vurmak isteyecektir zira merush onu beğenmedi diye. Terbiyesiz!  

Biraz olsun saçmalamak istemiştim ben. Hayata dair kelimeler kurmak istememek, isteklerimin önüne geçmek, kimseye bir borcumun olmamasını istemiştim. Elime yüzüme dizime de dursun buraya kadar bana uğurlar olsun. Elini veren kolunu kaptırırda sonunda iyi gülen hep ben olurum. İyi gülmek nedir ? “Ehuahe” şeklinde cereyan eden gülmeler buna örnek gösterilirler mi ? Aman bana ne..

Nil gerzeğinden sonraki gözdem Demet Akalın abla. Kadın sanki hep aynı şarkıyı söylüyor. “kalbimi kapattım sen gibilere, sen de kendin gibi bir şerrrefsize aç” şeklindeki o şahane şarkıyı günlerdir dilimden düşürmüyorum, “kalbinimi kırdım, afedersin ” i söylerken öyle bir name tutturuyorum ki görülmeye değer. Bir gün kaset çıkartıcam ve demet hanfendinin o şahen şarkılarını rica edeceğimdir. bir de kim olduğunu bilmediğim bi ablanın “ben nasılll isterseemm” adlı o harika şarkısı var.. onu da almalıyım, tabi önce ablanın adı öğrenilmeli..

Canı sıkılmış bir merush ne yapar sorusunun yanıtını aldık her berabercek. Bugünkü oturum sonra ermiş durumda. Saygı ve sevgi çerçevesinde başka baharlarda görüşmek üzere.

Hadi gülüm yandan yandan..

Yazma Bir Yetidir.. Ben Onu Kaybettim.

Havanın çok sıcak olduğundan ya da canımın sıkıntılarından ya da özlemlerimden ya da tüm hafta boyunca süregelen yorgunluk hallerimin sinir stres yapmasından ya da ya da ya da… Bu ya da ayrı yazılıyor biliyorsun dimi sen blogcuk. Tıpkı dahi anlamındaki de nin ayrı yazılması gibi. Öğren bunları blogcuk cahil kalma hayattan .

Günlerdir saçma sapanlığıma yenilerini ekliyorum. Yeniden zorlanıyorum hayata tutunmak için sanırım. Güleç yüzüm yerini huysuz bir surata bırakmış. Ya da öyle sevgisiz anlara şahit oluyorum ki gülüşüm yerin dibine giriyor. Ya da bıkkınlığım artmış ya da huysuzluk yapmak için doğmuşum ben. ya da ya da ya da evet ayrı yazılıyor bu ya da . bu ya da şu falan diye düşünmek istemiyorum ben. susayım mı blok.. hayır susmayayım.

Susmam demek tonlarca kayıp demek zira. Susmam demek hayatan beklentisiz kalmak demek. Oysa benim beklentilerim eksilmedi ki. Ben hala daha hayatla bağlarımı adam etmek için uğraşıyorum. Nice güzel anlara tanık oluyorum öte yandan.. Bu öte yan beni kendine son sürat çekiyor, çekimine girmişim anlarımın hislerimi derine saklamayı yeğleyip hooopp yeni bir konu buluyorum kendime..

Misal yeni çıkan şarkılar.. Yok yok bunları ayrı bi yana yazayım ben blokcuk baya bi yer kaplayacak bu yazı sanırım kocaman bir ana sahifemiz olmasın bakmak isten tık tık tık yapar devamını okur.. evet. kimler geliyor içeri odaya ??

Okumaya Devam Et…»