
Kucağıma klavyeyi almış, bir müzik aletine dokunuyor tandansı yaratmaya çalışıyorum. Ses çıkaran tek şey, parmaklarım olsun istedim bu akşam. Yoksa Tv’den gelen seslere uygun bir şekilde ilerliyor hareketlerim; kafa karıştırmaktan öteye giden bir durum değil bu, elbette. Tırnaklarımın gereğinden fazla uzadığına da böyle anlarda karar veriyorum. Muhtemelen, bu takıntıma yenik düşerek yazı ortalarında bir yerlerde tırnaklarımı kısaltacağım.
Günler fena halde karışık bir şekilde ilerliyor. Gündem karışık, ruh halim karışık, okuduklarım karışık, izlediklerim karışık. Tüm bu karışıklığın ortasında ise güzel müzikler duruyor. Bir tek onlarla hayat buluyorum son zamanlarda. Dinlediğim her şeyden ayrı bir öykü yaratmak istiyorum. Ufak notlar alıyorum, çantamın içindeki kağıt kalabalığına yenilerini eklemek için bir yarış halindeyim adeta! Geçenlerde radyodan gelen melodiye methiyeler döşemek üzereyken kendimi yakaladığımda çok şükür ki kırmızı ışığa yakalandım. Hepsini uygun bir a4 ile buluşturup bir anlam bütünlüğü kazandırdığımda burada da yer veririm diye düşünüyorum.
Farklı düşünceler de kanat çırpmıyor değil engin denizlerimde. Denizlere övgü bitmek bilmez bedenimde, malum. Denizlere ait bir ruhum var, hep suda öleceğime inandırmışımdır kendimi. Buna rağmen, kusursuz bir korkusuzluğum var suya karşı. Şu an denizlerin beni çağırdığına inanıyorum. Ölmek için değil elbet. Deniz, kokusu ile buluşmamı fısıldıyor geceleri, ilhamımsa bir minik şişenin içinde, su yüzeyinde dolaşıp durduğunu. Kısa bir zaman kaldığını biliyorum sadece. Belki de sonsuz bir deniz ziyareti olacak bu.
İnsanların ne kadar ikiyüzlü olabileceklerini tahayyül etmek çok zordur benim gibi saf insan sevgisi içerisinde olanlar için. Küçük bir an sadece, yenik düştüm. Hep eleştirdiğim insani duyguya yenik düştüm. İnandım. Ortadaki iki yüze bakıp bakıp güldüm sonra kendime. Kendimden çok değer verdiklerimi gözden geçirdim kafamda, hepsini arındırdım. Bu aymazlığa daha fazla müsaade edemeyeceğim konusunda güç birliği yaptım irademle. Şimdi kimse için kötü niyet beslemediğim halde, bana kötü niyetle bakıldığında görünen bir yüzüm oluştu. Hiç yadırgamadım, aksine yakıştırdım bunu kendime.
Değişen dünyaydı, gelişen zaman. Yenilginin kıyısında oturmayı çok iyi bilirim. Bilerek ve isteyerek kendimi kıyıya sürüklediğim anlar çoktur. Kendime daha özenli anlar yaratmayı hep bu zamanlarda öğrendim. Kimseden görmediğin o özenli, naif zamanları, insanın kendisi için yaratması gerektiğini öğrendim. Sanırım hızla büyüyor, büyüdükçe kendime daha sıkı tutunuyorum.
Büyüklüğüne inanırım sonra ve daima saf sevginin. Ne kadar uzatırsan o kadar büyümezmiş ama zeytin dalı, orda yanılmışım. Pat diye kırılıverdi koca bir uçurumun ötesine uzatmak istediğimde. Oysa benim tarafımdan bakıldığında aradaki mesafe bu kadar değildi, kırılmamalıydı. Hep bir kaybedişti onlarınki, bu sefer izin vermedi zeytin dalı benim kırılmama; kendi kırılıverdi. Öylece saf, narin, zeytin dalım.
Merush Hanım
|





