“Tutkunun Romanı”, içinin ateÅŸiyle yeryüzünü tutuÅŸturmaya hazır, acıyı ve sevinci, korkuyu ve öfkeyi, dostlukları ve ihaneti, aÅŸkı ve nefreti kendi özel bahçesinde yeÅŸerten; güçlüklere, engellere, baskılara meydan okuyarak savaÅŸmaktan yılmayan; yeryüzü uçurumlarını sınayan Leyla Gencer’in, “La Vida Turca”nın romanıdır.
GeçtiÄŸimiz günlerde kaybettiÄŸimiz Leyla Gencer’in anısına, 1992′de yayımlanmış bir Zeynep Oral kitabı olan Tutkunun Romanı’nı aradım evin içinde. BulduÄŸumda sonsuz bir heyecan duydum. Yeni kaybettiÄŸimiz bir yazarın kitabını elime aldığımda hep tuhaf olurum zaten.Yeni kaybettiÄŸimiz Leyla Gencer’i anlatan bu kitabı okurken de aynı hisleri yaÅŸadım. Ancak bu çok özel bir histir; öyle her kitapta etki göstermeyen.Bu kitapta gösterdi. Uçurumun kıyısından havaya atılmak isteyen bir kızın bir romanı.Tutkusuyla ve sesiyle uçuruma daha çok yakınlaÅŸan bir kadındı. Varlığını adadığı ÅŸarkı söylemek onun için bir tutkuydu. Bu tutkuydu onu ülkeden ülkeye savuran.
Anısını tazeledikten hemen sonra geç kalmış bir “uÄŸurlar olsun” gönderiyorum Leyla Gencer’e. Ve de sonsuz bir teÅŸekkür. Bu teÅŸekkürün en güzelini Zeynep Oral’ın satılarıyla gönderiyorum, tüm kadınlar adına.
Fransızca ÅŸarkıların egemenliÄŸinde bir Cumartesi günü geçiyor önümden. Bense, Fransızca ÅŸarkıları söyleyen kadınlara özenmiÅŸ, kırmızı papuçlarımla bir duvarın üzerine oturmuÅŸ izliyorum geçen günü. Geçen gün, yorgun. Geçen gün, telaÅŸlı. Önceki günlerin üzerime doÄŸrulttuÄŸu silahları korkutacak kadar cüretkar. Geçen bugün, tüm mutsuzlukların yakılan bir tütsüyle havaya karıştığı bir gün. Havaya yayılıp ulaÅŸamadığı her yere ulaÅŸsın diye…. İçimden bugün, herkesi mutsuz etmek geçiyor.
Masamda sarı bir gül, hemen yanında ödenmesi gereken faturalar, hemen ardında klavye, ekran, birikmiÅŸ iÅŸler, gündelik telaÅŸlar… Derken, elinde koca koliyle içeri giren bir kargo elemanı.. Koli içindeki renkli ÅŸeyler, renkler, dokular.. Yazı hatırlatan ÅŸeyler, yaza dair ÅŸeyler. YaÅŸama dair bir inanç çıktı koca kolinin içinden. İnatla gülümsemeye devam etmek için..
Telaşa kapılmış bir günü yatıştırmak için elimizde bol malzeme biriktiğine göre, koltuk altımıza bir dergi, üzerine serileceğimiz yumuşak bir halı, gözlerimizde gelecek güzel günlerin hayali ile bitirebiliriz günü..
GeçtiÄŸimiz günlerde yaÅŸanan bir talihsizlikle deyim yerindeyse çalkalandı blog dünyası. Bu olayda ismi geçen kiÅŸilerle ilgili bir çok insanın husumeti varmış ki onlarca yerde yazıldı çizildi. Kimsenin derdi “birine bırakılan çirkin yorumlar” deÄŸildi. Herkes bu konu altından benim ismimi kullanarak öfkelerini kustular bahsi geçen insana.
Â
Sonra ben o yazıyı kaldırdım. Zannedildi ki affettim. Yanına kar kaldı yapanın.
Â
Oysa bilmediğiniz çok şey gelişti bu süre zarfında. Yazıları kaldırmama vesile olan şeyin ne olduğunu elbetteki hala açıklamayacağım ancak, günlerdir üst üste gelen e-postalar neticesinde konuyla ilgili bir kaç satır yazma zorunluluğu hissediyorum. (hey siz küçük beyinliler, sizler bunu reyting uğruna yapılmış olarak algılamakta özgürsünüz) Teker teker insanlara laf anlatmak zorunda olmadığımı düşünüyorum.
Â
Volkan Yılmaz bu talihsiz yorumu kendisinin yaptığını ileri sürerek çirkin tavrına devam etmiÅŸtir. Bu doÄŸru. Ancak Volkan Yılmaz konuyu açıklamak istemese de bunu burada söze dökmek zorundayım. BANA YAPILAN BU ÇİRKİNLİĞİ VOLKAN YILMAZ YAPMAMIÅžTIR. Mahalle delikanlısı konseptine tam da uygun olarak “BEN YAPTIM, NE OLMUÅž YANİ?” durumuna getirmiÅŸtir olayı. Kendisi ile bir sorunum olacaksa bu, olayı üzerine aldıktan sonra gösterdiÄŸi anlamsız ve çirkin tavır üzerine olabilir, ki bu da benim mesai harcayabileceÄŸim bir olay deÄŸildir.
Â
Bu bağlamda, Volkan Yılmaz ismi ile olan husumetlerinizde  benim ismimi kullanmamanızı rica ederim. Kimseyi yapmadığı bir şey için suçlayıp iftira atacak bir insan değilim. Her ne kadar kendisi, konu ile ilgili orda burda yaptığı yorumlarla şahsımı rencide etmeye devam etse de. Bu tavırlarını insanların karakter yapılarına bağlıyorum ve söylediğim gibi benim bunlara harcayacak zamanım bulunmamaktadır.
Â
Tüm bu olanlar neticesinde Eda Suner’in bloÄŸunu kapatması ile ilgili yazılar yazıp kapatılmayla ilgili  beni suçlayan algı yolu enfeksiyonu geçirmiÅŸ arkadaÅŸlara SELAMLARIMI İLETİR, İYİ ÇALIÅžMALAR DİLERİM. KeÅŸke biraz olsun sizin ayılıp bayıldığınız “o kadınlardan” olsaydım da neyin ne olduÄŸunu gözünüze soksaydım.
Demet Akalın’ın yeni albümünü dinlediniz mi? Ben buna maruz kalmış ÅŸanssız insanlardan biriyim. Sabahtan beri ofisin çeÅŸitli köşelerinden Demet Akalın ÅŸarkıları çıkıyor. Bütün bunlar ise, günün Pazartesi oluÅŸunu es geçerek Cumartesi konseptli bir yazı ile karşınıza gelmeye itti beni.
İbrahim Kutluay ile kendisini seneler önce ÇeÅŸme’de görme ÅŸerefine nail olmuÅŸ bir insanım ben. Bu karşılaÅŸmamızın önem arzeden tarafı, kendilerinin ayrılmadan önceki son günlerine denk gelmiÅŸ olmasıdır. Daha sonra kendilerini hiç bir yerde bir arada göremedik. Esas oÄŸlan gidip baÅŸka bir Demet bulup evlendi, Yeni Demet kariyet de yaptı çocuk da. Bizim kız Demet ise, tüm ÅŸarkılarında esas oÄŸlana göndermeler yaparak bugünlere kadar geldi. “Sevgilimi koluma takarım, Bebek’te üç beÅŸ tur atarım. Olmadı sinema yaparım, gördüğün gibi çok unutkanım” ÅŸeklinde mesajlar verirken eski sevgilisine, araya müzik endüstrisini karıştırmasa keÅŸke diye hislenmiyor deÄŸilim.
İsim neydi? Çıkaramadım… Hah, Demet Akalın, Esas kızın ismi bu. Daha evvel mankenmiÅŸ gugıldan öğrendiÄŸim kadarıyla. Hatta hatırlatayım müsadenizle, kendisinin bir ÅŸarkısını geçen yaz bir numaraya oturtmuÅŸtuk. Ama tabiki kendisiyle can ciÄŸer kuzu sarması kıvamına gelmemiz bir mucize!
Not : Kendisinin bir resmi ile bu yazıyı ÅŸenlendirmek isterdim ama 3 Kadın’ı anlattığım yazımın hemen üzerinde o kadınlarla beraber Demet Akalın resmine henüz hazır deÄŸil bünyem, neme lazım. (Neme mi lazım? Ahahah! Demet Akalın bu lafım üzerine gelip küfürlü yorum yazmazsa darılırım yeminlen.Neyse kapattım parantezi)
Değerli bulduğum 3 KADIN hakkında yazmamı istemiş Wykka. Ben de ne vakittir bu konuyu görüp yazmak istiyordum, pas gelmeseydi kendi kendime yazacaktım. Hayatımın her dönemine imzasını atmış kişilerin çoğu kadındır aslına bakarsanız. İlkokul öğretmenim, önemli eğitmenlerim, sevdiğim yazarlar, oyuncular şarkıcılar. İçlerinde en değer verdiklerimi saydığımda kadın cinsi ağır basıyor. Kız kardeşlerine tapan bir kimse olarak kız arkadaşlarımı da hayatımda önemli yerlere koymuşumdur.
Bu yazı için ilk aklıma gelen 3 kadından ilki, yazar ve psikanalist, Lou Andreas Salome. Sevgili listesinde Nietzsche, Rilke ve Frued bulunan bu kadın 19. yüzyılın en çok konuÅŸulan isimlerinden biriydi. Irvin Yalom’un Nietzsche AÄŸladığında adlı kitabında entellektüel, seksi ve cüretkar bir kadın olarak gördüğümüz Salome, belki de Nietzsche’i bir kadın düşmanı olarak görmemizin tek nedenidir. Kendine tapılacak kadar aşık ettirebilmiÅŸ bu kadın, salt bu özelliÄŸiyle bile benim hayatımda önem arzeden kadınlardan biri olmuÅŸtur. AÅŸk ve ÅŸehvet kadının elindedir.. Hakkında daha detaylı bilgiler almak isteyenlere H.F. Peters’in KızkardeÅŸim, Karım isimli eserini öneririm.
Bir diÄŸer kadın ise Anais Nin. Fransız asıllı yazar Anais Nin’i ilk okuduÄŸumda 15 yaşındaydım. O yaşın belki hiç anlamayacağı satırlarında gözlerim gezinirken beynimde yer etmiÅŸ olan “güçlü kadın” olgusu benimle beraber büyümüştür. Yazdığı günlükler ve daha çok erotik cümleler barındıran öyküleri ile bir devrin açılmasına öncülük etmesi de benim kendisine olan saygımı oluÅŸturur. Anais Nin, tamamen kendi olarak, kendi gibi ol(a)mayan bir çok kadının önünü açmıştır. Cüreti ve muhteÅŸem kalemi ile en deÄŸerli kadın yazarlardandır.. Ve ismi seneler geçse de eskimeyecektir. İsmini eskitmeyecek tonlarca kadının yetiÅŸmesini saÄŸlamıştır.
DiÄŸeri de elbette ki Ajda Pekkan.. Beni tanıyanlar, bu satırları okurken sıranın ne zaman kendisine geleceÄŸini düşünüyorlardı eminim. Ajda Pekkan, çocukluÄŸumun, gençliÄŸimin, kadınlığımın tartışmasız en önemli ismidir. DuruÅŸuna, sesine, bakışına, tavrına ayrı ayrı sayfalar dolusu yazı yazabilirim. Kendisine olan hayranlığım çok baÅŸka bir boyutta dolaşır. Öyle ki ÅŸu an bu satıları yazarken de sonsuz bir heyecan duyuyorum. O’na aşık olamayacak hiç bir erkek düşünemediÄŸim gibi , ismiyle “şöyle bir sarsılmayan” kadın düşünemiyorum. Kadın olmayı öğrendiÄŸim kadın.. Seviyorum.. KoÅŸulsuz.
Aslında bu listede Macide Tanır ve Simone De Beauvoir da bulunsun istiyorum. Ancak üçlemeyi bozmak istemediğimden konuyu derhal paslama kısmına geçiyorum. İşin paslama kısmında tıkanıyorum, gönlünden kimin geçiyorsa yazsın diyorum.. Sahi sizin hayatınızda önem arzeden kadınlar kimler?