Tarihte Bugün:  Ahkam Kuşu : Blog nasıl yazılır? - August Rush, Sadece hisset.. - 352 x 288
Yeter ki yaz bana, senede bir gün

Gözlerim bozuk benim.  Epey bozuk. Lenslerim ne zaman ki gözlerimi acıtır veya yırtılırsa yenisini almadan önce bir süre gözlük takarım. Bu seferki süre de epey uzun sürdü doğrusu. Bu süre zarfında bir türlü gerçek göz numaram ile değiştirmediğim gözlük camlarım sayesinde dünyayı flu olarak görüyordum. Günün tamamına yakınını bir ekran karşısında geçiren gözlerim bu durumdan çok hoşlanmıyor olmalılardı ki akşamları erkenden koltukta sızmak sureti ile kapanıyorlardı. Hal böyle iken yazı falan yazmak da hakgetire. Bütün suçu gözlüğüme attıktan sonra bir alt paragrafa geçebileceğimi düşünüyorum gönül rahatlığı ile.

Aylardır dişe dokunur bir gelişme olmamış gibi hayatımda. Okuduğum herhangi bir şey etkilememiş, izlediğim filmlerin hiçbirinin büyüsüne kapılmamışım gibi. Oysa normal koşullar altında bunlara fırsat vermeyip üstüne gitmeliydim kitapların filmlerin. Öyle ya hayatıma değer katan birşeylerin eksikliği çok zorlardı ruh halimi. Muhakemesini yaptığım son bir iki ay içinde hayatıma katkı sağlayan tek şeyin edindiğim yemek kitapları olduğunu görüyorum. Bu uğraşım hem beni oyalıyor, ruhumu doyuruyodu. Hem de zaten yeterince yer etmiş fazlalıklarıma yenilerini ekliyordu. Durumdan işkillenmeye başlamıştım. Uğraş dediğin şey insanı sıkıntılarından arındırmalı, hafifletmeli, sevimli bir insan yapmalıydı. Oysa benim bu uğraşım başıma bela oldu. Şimdilerde sinirli ve şişko bir kadınım! Hayata küsmem ve kendimi yeniden yemeye içmeye vermem an meselesi.

Senenin bitmesine yakın bu yıl şu oldu, gelecek yıldan beklentilerim şudur başlıklı yazılar yazma isteğim de gelmiyor değil hani. Küçükken 2010 senesinin hayalini kurardım. Şayet hayal dünyam ve çocuk ruhum benimle kafa bulmuyorsa 2010 senesi  kuşların kelebeklerin özgürce kanat çırptığı, at arabalarını neşe içinde taşıyan atların koşturduğu,denizinde balığın bol olduğu bir sene olacak. Eğer tersi olursa  Noel Baba’ya küsecek ve bir daha hayal kurmayacağım.

Perşembe 3 Aralık 2009
 Merush |  12 YORUM |  5 BEĞENİ
Zeynep’i bu hafta ettiler gelin…

Teyzem, amcamın karısı..

Önce onlar evlenmiş, zaman geçmiş aradan sonra bizim gençler birbirini beğenmiş. Evlenmişler onlar da.. Annem olmuş ablasına gelin, babam olmuş abisine bacanak…

En sevdiğim kuzenlerim hep onların çocukları, öyle ya hem amcamın oğlu, hem teyzemin kızı… Teyzem büyüktü tabi annemden; ablaydı. Bazen annesi, belki de kaynanası.. Bize de hiç görmediğimiz anneanne, babanne sevgisini gösterendi.. Hele amcam… Önceki senelerde hastalanmıştı amcam, yüreğim ağzıma gelmişti. Baba hasretim ne kadar büyüktür benim,babamın abisiz kalacak olması içimi nasıl kabartmıştı.. Babamın üzülecek olması kahretmişti.. İyileşti amcam..

3-5 gün önce babam, “Sana bir şey diyeceğim, korkma ama” demişti..”Teyzen rahasızlandı, hastanede şimdi..” Hiç beklemediğim, aklımın ucundan bile geçmeyen bir haberdi… Babam bilirdi nasıl korkacağımı ama mecburdu söylemeye… Mecburdu çünkü, bugün pat diye “Teyzeni kaybettik kızım” diyemeyeceğini biliyordu…

Bugün benim annem ablasını kaybetti, henüz sesini duyamadım. Kardeşimi kaybetsem ne durumda olurdum düşünmek bile istemiyorum. Annemin sesini duymaya ilk kez korkuyorum.

Bugün ben teyzemi kaybettim.. Eze’mi… Bize küçükken “Eze” demeyi öğretmişti bir komşumuz.. Teyze değil Eze derdik ona, ama sadece O’na.. Teyzeme teyze, O’na Eze derdik… Eze, anne yarısıydı asıl… Ve ben bugün annesiz kalmaya bir adım daha yaklaştığımı hissediyorum…

söğüdün yaprağı nârindir nârin
içerim yanıyor dışarım serin
zeynebi bu hafta ettiler gelin

zeynebim zeynebim allı zeynebim
beş köyün içinde şanlı zeynebim

Salı 3 Kasım 2009
 Merush |  3 YORUM |  2 BEĞENİ
Yağmur Vururken Cama*

“Hiç bir şeyde gözüm yok
Sen yanımda ol yeter…”

Güzel günlere olan umudumu parçalamıştım o rüyadan uyandığımda. Gördüğüm o rüya bir gerçeği tüm çıplaklığı ile yüzüme vuruyordu. Sensizlik.. Aslımda sensizdim, özüm, benliğimin tüm kapıları sensizliğe çıkıyordu. Kabullenmesi çok güçtü belki, belki de yaşadığım herşeyin en anlamlı yansıması idi. İdrak edecek kudretim yoktu; üstelemedim.

Bir rüyanın belli belirsiz hatlarıydı yüzün ilkin. Sensizliğin tavan yaptığı rüyadan, senin o güzel ellerin ile sıyrılmıştım. O güzel ellerin bana gelecek güzel günlerin müjdesini veriyordu, titrekti, ürkekti ama sonsuz bir güç doluydu. Sevginin çokluğu ellerine derman veriyordu sanki. Gözlerin sonra. “ah o çocuk gözlerin..” Seni tüm varlığınla yanımda hissettiğim o akşam nasıl da benden kaçırıyordun gözlerini. “Sabaha kadar izlemek istiyorum seni” demiştin, “Ama bakmaya da kıyamıyorum.” Daha güzel bir sevilmek düşlememiştim o ana dek.

O andan sonra binlerce defa aynı duyguyu hissettirdin bana. Ellerin şifam oldu, gözlerin huzurum. Duruşundaki dinginlikle hayat bulmuştum. Anlamını arayan tüm hücrelerimde hissetmiştim nefesini. Nefesinin sıcaklığı bana yakın durdukça dünyadaki herşeyden güçlü, herkesten mutluydum.

Zaman zaman senden ayrı yaşamadım mı hüzünlerimi? Acılarımı? Kapılarımı kitlediğim o günlerde bana güç veren ellerin değil de neydi? Bazen çok yenik düştüm, bazen hırpalandım.Çoğu zaman çocuktum zaten; üzen, kırıp döküp hırpalayan. Herşeye rağmen ellerin saçlarımda uyuttun, her hatama rağmen gözlerin hiç ayrılmadı üzerimden..

Bugün seninle geçen günlerin kimbilir kaçıncısı. Her geçen gün artan sevginle bitirdiğim bu akşamda, sana verecek neyim var diye düşünüyorum. Senin sevgin o kadar güzel ki, yanına ne koyarsam koyayım göz doldurmuyor. Yapabileceğim en kolay şey olan yazmayı seçiyorum senin için..

Ellerine, gözlerine, duruşuna kurban olduğum.. Hiç ayrılma, hiç ayırma nefesini yakınımdan. Yaşayamam.

“Sızlayan her yerimin, şu çileli serimin
Sahipsiz dertlerimin, çaresini bul yeter”

*Bu yazı, ilk olarak  16 Temmuz 2009 tarihinde hergunbiri.com’da yayınlanmıştır.

Çarşamba 28 Ekim 2009
 Merush |  1 YORUM |  2 BEĞENİ
İnsan nasıl ölebilir?

fazilhusnudaglarca

Rüzgâr istiyorum ben ruhumun güllerine
Ki dökülsün, dağılsın, yok olsun hülyalarım
İlkokul yıllarında elimize tutuşturulmuştu şiiri, 23 Nisan’a az bir zaman kalmıştı, ezberlemeliydik. Öğretmenimiz de biz şiiri okurken arkada çalacak olan müziği araştırıyordu. Teybimiz vardı bir tane, toplanan paralarla almıştık. Herkes şiirin bir kısmını ezberleyecekti, en güzel söyleylenler okuyacaktı 23 Nisan gününde.. “Yediyordu Elif kağnısını, kara geceden, geceden….” diye başlıyordu şiir. Zordu. Küçüktük zira. “Yediyordu ne demek öğretmenim?”
Fazıl Hüsnü Dağlarca’yı o gün öğrenmiştim. Meraklı bir çocuktum, okuduklarımı öylece geçmiyor, kimin yazdığını araştırıyordum. Ablamın kitaplarından bulmuştum Dağlarca sayfasını..Hayatını,şiirlerini okumuştum.Giderek büyüsüne kapılıyordum şairin. Şiiri sevmeye, anlamaya başlamıştım. Hayata şiirle tutunan şairleri öğrendim sayesinde..
O 23 Nisan gününde Mustafa Kemal’in Kağnısı şiirini en güzel okuyanlardan biri olan çocuk, geçen yıl bugün, şairin öldüğünü öğrendi,ölen şairlerin dünyasına uğurlanmıştı Dağlarca da.. O Orda hayatına devam edecekti,bizse burada şiirle hayata tutunmaya..
Bugün ölümünün birinci yıldönümü.. “Göç dönümü..” Şairi anmanın en güzel yolu olan şiirlerini okumakla geçireceğim günü..Mekanın cennet olsun Dağlarca..
İnsan nasıl ölebilir,
Yaşamak bu kadar güzelken?

“Rüzgâr istiyorum ben ruhumun güllerine
Ki dökülsün, dağılsın, yok olsun hülyalarım”

İlkokul yıllarında elimize tutuşturulmuştu şiiri, 23 Nisan’a az bir zaman kalmıştı, ezberlemeliydik. Öğretmenimiz de biz şiiri okurken arkada çalacak olan müziği araştırıyordu. Teybimiz vardı bir tane, toplanan paralarla almıştık. Herkes şiirin bir kısmını ezberleyecekti, en güzel söyleylenler okuyacaktı 23 Nisan gününde.. “Yediyordu Elif kağnısını, kara geceden, geceden….” diye başlıyordu şiir. Zordu. Küçüktük zira. “Yediyordu ne demek öğretmenim?”

Fazıl Hüsnü Dağlarca’yı o gün öğrenmiştim. Meraklı bir çocuktum, okuduklarımı öylece geçmiyor, kimin yazdığını araştırıyordum. Ablamın kitaplarından bulmuştum Dağlarca sayfasını..Hayatını,şiirlerini okumuştum.Giderek büyüsüne kapılıyordum şairin. Şiiri sevmeye, anlamaya başlamıştım. Hayata şiirle tutunan şairleri öğrendim sayesinde..

O 23 Nisan gününde Mustafa Kemal’in Kağnısı şiirini en güzel okuyanlardan biri olan çocuk, geçen yıl bugün, şairin öldüğünü öğrendi,ölen şairlerin dünyasına uğurlanmıştı Dağlarca da.. O Orda hayatına devam edecekti,bizse burada şiirle hayata tutunmaya..

Bugün ölümünün birinci yıldönümü.. “Göç dönümü..” Şairi anmanın en güzel yolu olan şiirlerini okumakla geçireceğim günü..Mekanın cennet olsun Dağlarca..

“İnsan nasıl ölebilir,
Yaşamak bu kadar güzelken?”

Perşembe 15 Ekim 2009
 Merush |  3 YORUM |  8 BEĞENİ
Kendine benim için bir gül ver

Acısıyla, tatlısıyla, bayramıyla, şekeriyle bir Eylül ayını daha bitirmiş bulunuyoruz. Eylül ayına münhasır bir eda ile çeşitli ayrılık acıları tadan benliğim,ayın bitiyor oluşu ile garip bir keyfe doğru yolculuğa çıkıyor. Sıfat tamlaması bol bir cümlenin en gözde kelimesiyim adeta!

İşin içinde bir garip yan arayacak olursak bu gitmelerin kalmaların artık içimde zerre his uyandırmadığını seçebiliriz. İşin garip yanı bu olmalı. Oysa bakın ben bile garipsemiyorum. Kendimi işe adamış bir insan oluşum görüldüğünde ise altında yatan gerçeklerin ne derece apaçık olduğunu görebiliriz. Kendimizi accayip zeki hissettiğimiz anlarda hep derine inmeyi seçmedik mi?

Aylarca bakımsız kalmış bir kadın gibi zaman.Elini uzattığında sana koşmak istiyor ancak yitirmiş olduğu kendine güveni çekip alıyor onu bu istekten. Kadın gülümsedikçe güzelleşir oysa. Güzel hissettikçe kendine gelir güveni. Güveni geldikçe sana daha sıkı sarılır. Zaman da öyle. Kendini hayatın gidişatına kaptırmış huysuz bir kadın şimdilerde zaman.Ellerindeki çizgiler kadar derin yokuşları.

Senenin en melankolik ayı Eylül geride kalırken, içimden nehirler gibi akmak geliyor… Oturup orada öyle düşüneceğine sevgilim, kendine benim için bir gül ver.. Kendine benim için bir “gülüver”…

kendimin ellerinden tutunca
içimden nehirler gibi akmak geliyor
yollara çıkmak, yolculuklara bakmak geliyor
geberesiye içip salaş meyhanelerde
buralardan böyle ceketsiz kaçmak geliyor


Perşembe 1 Ekim 2009
 Merush |  YORUMLA |  4 BEĞENİ