Gözlerim bozuk benim. Epey bozuk. Lenslerim ne zaman ki gözlerimi acıtır veya yırtılırsa yenisini almadan önce bir süre gözlük takarım. Bu seferki süre de epey uzun sürdü doğrusu. Bu süre zarfında bir türlü gerçek göz numaram ile değiştirmediğim gözlük camlarım sayesinde dünyayı flu olarak görüyordum. Günün tamamına yakınını bir ekran karşısında geçiren gözlerim bu durumdan çok hoşlanmıyor olmalılardı ki akşamları erkenden koltukta sızmak sureti ile kapanıyorlardı. Hal böyle iken yazı falan yazmak da hakgetire. Bütün suçu gözlüğüme attıktan sonra bir alt paragrafa geçebileceğimi düşünüyorum gönül rahatlığı ile.
Aylardır dişe dokunur bir gelişme olmamış gibi hayatımda. Okuduğum herhangi bir şey etkilememiş, izlediğim filmlerin hiçbirinin büyüsüne kapılmamışım gibi. Oysa normal koşullar altında bunlara fırsat vermeyip üstüne gitmeliydim kitapların filmlerin. Öyle ya hayatıma değer katan birşeylerin eksikliği çok zorlardı ruh halimi. Muhakemesini yaptığım son bir iki ay içinde hayatıma katkı sağlayan tek şeyin edindiğim yemek kitapları olduğunu görüyorum. Bu uğraşım hem beni oyalıyor, ruhumu doyuruyodu. Hem de zaten yeterince yer etmiş fazlalıklarıma yenilerini ekliyordu. Durumdan işkillenmeye başlamıştım. Uğraş dediğin şey insanı sıkıntılarından arındırmalı, hafifletmeli, sevimli bir insan yapmalıydı. Oysa benim bu uğraşım başıma bela oldu. Şimdilerde sinirli ve şişko bir kadınım! Hayata küsmem ve kendimi yeniden yemeye içmeye vermem an meselesi.
Senenin bitmesine yakın bu yıl şu oldu, gelecek yıldan beklentilerim şudur başlıklı yazılar yazma isteğim de gelmiyor değil hani. Küçükken 2010 senesinin hayalini kurardım. Şayet hayal dünyam ve çocuk ruhum benimle kafa bulmuyorsa 2010 senesi kuşların kelebeklerin özgürce kanat çırptığı, at arabalarını neşe içinde taşıyan atların koşturduğu,denizinde balığın bol olduğu bir sene olacak. Eğer tersi olursa Noel Baba’ya küsecek ve bir daha hayal kurmayacağım.
Merush
|





