Tarihte Bugün:  Sweeney Todd: The Demon Barber of Fleet Street - Beni Bu Güzel Havalar Mahvetti
Üzeni Yolla

Sizin de sabah llk duyduğunuz şarkı gün boyu kulaklarınızı işgal ediyor mu? Sırf bu nedenle arabaya bindiğimde iki kere düşünüyorum radyoyu açmak için. TRT Fm ve bir yerel kanalı zar zor çekebilen radyomda, günümü felaketle sonlandıracak bir şarkıya rastlamam büyük bir olasılık dilimini kaplıyor.

Bu sabah da öyle sabahlardan biriydi.. Fonda bir kadın “üzeni yolla, ardına bakma asla” diyordu. İlkin ne dediğini anlamadım, dikkatle dinlemeye verdim kendimi ne gerek varsa. Dinledim. “Salla, ardında bakma asla” dedikçe ben salladım direksiyonu. Ardımla işim yoktu benim zaten, iş önüne bakmaktı. Bir kaç şarkı sonra gelmiştim. Ama kulaklarım hala orada o şarkıyı söylüyordu..

Şu saat olmuş hala aynı şarkının esirindeyim. Oysa üstüne dünya güzeli caz şarkıları dinledim. Güzelim Eldar, “üzeni yollaaağğ” şeklinde bir şarkının fon müziği olmayı haketmemiştin.. Affet, mazur gör. Üzücü bir durum değil mi? Ama üzeni yollayamıyorum bir yere, ardıma bakmadan sallayamıyorum. Çık kulaklarımdan kadın!

Cumartesi 5 Eylül 2009
 Merush |  4 YORUM |  9 BEĞENİ
Bir Eylül sabahı

Eylül sabahı denince akla sonbahar yapraklarıyla hışırdayan,hafifmeşrep bir güne uyanıldığı gelir. Pencereden bakıp sonbaharın geldiğini anlayan kadın topuklu ayakkabılarına basarak bindiği arabasında meleklerin eşlik ettiği şarkılarla yolculuğa çıkar. Bir Eylül sabahdır bu; buram buram romantizm kokar.

Yalan!

Gece üşüyüp buz kesmiş bir halde uyanan kadın pencereye baktığında beyninin hakaret sözlükleri rafından beğendiklerini havaya iletir. Önceki günden çamurlanmış ayakkablarına bakıp eksik kalan sözlükleri düşünür. Ama kelime dağarcığı bu kadarcıktır, ayakkabıya laf söylemez. Biner arabasına cızırdayan radyoya en uykusuz hali ile bakar. En net çeken yerel kanalda bulur kendini, başlar yolculuğuna.. Eylül sabahıdır bu, buram buram gerçek kokar; yaz bitmiştir!

Her sabah, her akşam masayı toplayıp çıkacağına dair karar alır ama her akşam yine unutur. Dağınıklığa merhaba demekten hiç hoşlanmaz, söylene söylene toparlar. Eziyet arıyor ya kendine, kalkar radyo açar. Öylece dalmış ekrana bakarken birden radyoda çalan şarkının sözlerine takılır. Şarkıcı deli midir nedir şöyle der şarkıda : Ne kadar güzel bir sesin var, ne söylesen masal gelir La Fontenden… !

Ah La Fonten, yaşamalıydın, görmeliydin ismine yazılan şarkıları. Bir Eylül sabahında kendisine şarkı yazıldığını farketmek kadar iliklere kadar işleyen bir duygu olabilir mi? Ruhumda açtığı derin yaralara bakarak anını tazeleyeceğim La Fonten.

Sonra aniden kendimi televizyonun o şevkatli kollarında buluyorum. Akbank reklamı bana her ihtiyacımı karşılayacağımı müjdeliyor, ne çok mutlu oluyorum… Aniden “home sweet home demeye ihtiyacım var” diyor kadın… O an dünyam duruyor! Evet ya, benim şu hayatta tek istediğim home sweet home diyebilmek. Bu ihtiyacımı karşıla Akbank..

İhtiyacım var demek istiyorum çılgıncasına! Elim telefona gidiyor, Akbank Müşteri Hizmetleri.. Ah… Öyle güzel sesin var ki sevgili müşteri temsilcisi, şu an ne anlatsan masal gelir bana la Fontenden…

Çarşamba 2 Eylül 2009
 Merush |  1 YORUM |  3 BEĞENİ
Kara bulutları kaldır aradan

Duygu seline kapılmış gidiyor olmuşuz meğer aylardır. Tekneden biri atsa da insek diye içimizden geçirmedik değil de hani. Sürekli olarak aynı ayarda ilerlemek bir ikizler insanını ne kadar deliye döndürür bilmenizi isterim. Ben de deliye döndüm az evvelki “şu son ayları bir gözden geçirelim” seansında. Monitörün bir kenarından gözyaşı süzülecek zannetim adeta!

IMG_3030 by merush IMG_3015 by merush

Huzura erdiren kareler bunlar. Dönerken ardımda kalan yollara bir sürü şarkı bıraktım. Kızkardeş bilgisayarından aşırılan albümlere eşlik eden sesim adeta ovalara yayılıyordu! Kuş sesleri gibi! Sesimi kuş seslerine eş gördüğüm bu vakitler işte bizlere bugünün bir Cumartesi olduğunu hatırlatmıyor da nedir? Yoksa ben manyak mıyım kendimi kuşla bir tutayım?

Cumartesi günlerinin neşe içerisinde geçmesi lazım. Kendimi bildim bileli bu duyguyu aşılamaya çalışırım kendime. Ancak kendim bazen öyle huysuz oluyor ki bir türlü söz geçiremiyorum kendime. Bak böyle sürekli kendim yazarak bu boş konuşma sanatını ne çok özlediğimi farkettim. Sen aslında hiç bir şey anlatmıyorsun ama koskocaman bir paragraf ortaya çıkıyor. Bu da kendini bilmez bir yazar için ne kadar hoş bir görüntü! Aylardır yazamayan insan aniden bu kadar paragrafı doldurduğunu görünce gözlerinden yaşlar süzülür gibi oluyor. Ama o da ne! O yaşlara sebebiyet verenin burnumun dibinde dolanan sigara dumanları olduğunu farketmemle kendime geliyorum! “Hey sen terbiyesiz, dumansız hava sahasını destekliyorum ben! Kaybol şimdi!” diyor kendim. Benim bu kendim biraz huysuz bir insan, yanında hata yapmamak lazım.

Yani demem o ki, aylardır melankoli denizlerine yelken açmışız.Hazır denizin ortasına gelmişken şu ensemize çöken kara bulutları dağıtma vaktidir. Zaten yaz bitmek üzere, önümüzde bolca zırlayıp geçirilecek bir sonbahar var.

Bulutlar, kara bulutlar, kapkara bulutlar.. Dağılın!

Cumartesi 29 Ağustos 2009
 Merush |  4 YORUM |  6 BEĞENİ
Ben bu dertten ölürsem, söyle küçük bey…

Bir Pazar sabahıydı. Uykudan kalkmış boş gözlerle balkondan bakıyordum. Bana sabah gelen saatler oyun çocukları için epey ilerlemiş olmalıydı; dışarıda oyun oynuyorlardı. İçlerinden biri ismini söyledi diğerine. “Çok mızıkçısın ama!” dedi. Sen mızıkçı değildin oysa. Seni bıraktığımda 4 yaşındaydın, bir mızıkçılığını görmemiştim. Aksine ne kadar da uyumlu bir çocuktun.Çocukların en güzeliydin.Balkonda türlü düşünceler içerisinde hava alamadığımı hissettim. Gökyüzü ile aramda bir set yokken nefes alamamayı nasıl başarabildim? İçeri gittim sonra, bir kahve yaptım kendime.Yanında çoktandır masada bekleyen kurabiyeden yedim. Düşüncelerim gibi kurabiyenin tadı da çok acıydı……

Oysa yanı başımda adaşların büyümüştü. Buraya geldikten bir kaç ay sonra bir adaşınla tanışmıştım. Senin iki sene önceki halinle karşıladı beni. Kocaman göbeği vardı onun da. Oyunlar oynadım onunla koridorlarda. Seni özledikçe ona baktım. Gözümün önünde kocaman adam oldu O; sense hala 4 yaşındaydın…

5 yıl geçmişti üzerinden.. 5 yılın içinde neler neler olmadı ki? Seni görmeden geçen bir 5 senenin ardından o minicik fotografın üzerinde seni seçmeye çalışırken monitöre ne kadar yaklaştım bilemiyorum. Minicik bir fotograftı, ama ona sahip olmak için deliye dönmüştüm.. Sonrasında ilk mesaj.. Beni davet edişiniz..Sonra senden gelen ilk mesaj.. 4 yaşında değildin işte, kocaman olmuştun, klavyeye dokunabiliyor, bana mesaj yazabiliyordun. Herşeyden kıymetlisi beni anımsıyordun.. Dünyalar benim olmuştu..

Orda olacağım demiştim..
Ordaydım. Minicik yüreğinde bana açtığın o kocaman yerde olduğumu gördüm. Sana sarıldıktan sonra bir kere daha şükrettim dünyaya geldiğime. “Ben artık büyüdüm ki…” dedin, “artık hep görüşebiliriz…” Görüşeceğiz…

Salı 25 Ağustos 2009
 Merush |  19 YORUM |  6 BEĞENİ

Gürültüye mahal yok. Tarihte Bugün yazıları hep 2006 yılını gösteriyor olabilir. 3 sene geçmiş üzerinden; e tabi Çelik de değişecek bu süre zarfında. Lost’u ele alalım misal. Öğrendim ki ilk sezonlar 24 bölümken, artık sezon başı 13 bölüm çekiyorlarmış. Demek ki büyük prodüksiyonların genel durumu bu şekilde. Sezon aralarının 9 ay sürdüğü gerçeğini gözardı ediyorum ama; o kadar da değil. 9 ay sezon arası mı olurmuş!

Bizde de olmayacak; ürkmeyin.

Perşembe 6 Ağustos 2009
 Merush |  1 YORUM |  1 BEĞENİ