Hay Allah, bu şarkının sırası mıydı!
Tam yerime yerleşmişim,tam da güzel hayaller peşine düşmüşüm,tam da elimde bir parça çikolata almışım;dudaklarımda mutlu bir an yakalamışım, şu yaptığına bak densizin!
Şarkıların beni etkilediği yılların çok geride kaldığını düşünüyordum. Öyle ki kendime bazı anları hatırlatma işkencesi yaptığım bir akşamda bile bu denli etkilenmemiştim. Genellikle mutlu bir an yakaladığımda çıkageliyor bu şarkılar. Ah bu şarkıların gözü kör olsun!
….
Günler süren sessizlikten sonra bir parça gürültünün sakıncası yok aslında. Aslında hiç birine gerek yok da, şu gönle bir söz geçirmeyi öğrenebilsem.. Benim gönül biraz garip çalışıyor, sükunetine hayran hayran bakarken daha da perçinliyor içindeki duyguları. Sandığın kadar duygusuz değil gönlüm. Geniş aynı zamanda.. Beyaz odamız kadar da ferah.. Hayata biraz farklı kanallardan bakıyoruz. İkimiz de aynı filmin oynadığını zannederek yapılabilecek en büyük salaklığa imza atıyoruz. Öyle ya tek derdimiz bir imza atabilmek.. Bana bırakırsak seni bir imzaya mahkum etmek hiç içimden geçmez. Sen engin denizlerin ortasında ama bir o kadar da küçücük bir limanda yalnızca bana ait olmanın hissini bir arada yaşamalısın. Tüm iyi niyetimle yaklaşmalıyım ben de sana. Görünen köy klavuz istemiyor lakin; bunu düşündüğünü her seferde anlatıyorsun.
Sen sustuğun zaman ben inatla daha çok konuşuyorum. Herkese konuşuyorum ama. Geçen gün minibüse binmiştim, halkın arasına karışmış bir prenses edası ile değil, tamamen onlardan biri olarak.. Arkamdaki koltuğa ben yaşlarında annesi ile bir küçük kız çocuğu bindi. Ne çok konuşuyordu! Annesi sıkıldı, konuşmayı sonlandırmasını istedi. “Ama anne ben de konuşmayınca sıkılıyorum!” dedi. O an dünyadaki tek arkadaşımın o kız olmasını istedim. Onu o an çok iyi anlamıştım; eminim o da benim duygularımı anlardı. Annesinden yüz bulamayınca etrafa bakındı,şarkı söyledi kendi kendine: biandöngelhepgel….Neyse, sonra daha fazla sıkılmış olmalı ki, saçlarıma uzattı ellerini. Sevecek zannettim ilkin, pat diye çekmez mi! Bir hışımla dönüp ben de onun saçlarını çekmek istedim. Ama annesi vardı. Anneler tehlikelidir. Benim annem de öyle. Ama ben o kızın annesi olmak isterdim, hem konuştuğunda sıkılmazdım ben. Ama lütfen o da ben çok konuşursam yüzüme vurmasın.
Çok konuşuyorum işte böyle. Sen sustuğun zaman daha çok konuşuyorum. Yola getiremiyorum çünkü kelimeleri. Sözcükleri hizaya sokamıyor,otoritemi sağlayamıyorum üzerlerinde. Konuştukça da istemsiz bir neşe ile doluyorum. Sanki karşımdasın,gülen gözlerle beni dinliyorsun, ben de şımardıkça konuşuyor, konuştukça şımarıyorum. Böyle anlarda hayat hiç akmasın diye düşünüyorum. Gerçeklerle yüzleşmek için birkaç saat vaktimin olduğunu anımsıyorum sonra. Büyüsüne kapıldığım romanlardan bir sayfa açıyorum kendime. Nedensiz bir uyku hali başlıyor.
Konuyu neresinden kesip, yazıyı nerede sonlandırmam gerektiğini bilmiyorum. Bence hiç birimiz bununla ilgilenmemeliyiz. Anlatmak istediğim şeyi anlattığım gün neresinden keseceğimi çok iyi biliyorum, ona saklayalım bu hevesimizi.
Merush Hanım
|





