Tarihte Bugün:  3 Eylül 2005
Konuşmalar

Hay Allah, bu şarkının sırası mıydı!

Tam yerime yerleşmişim,tam da güzel hayaller peşine düşmüşüm,tam da elimde bir parça çikolata almışım;dudaklarımda mutlu bir an yakalamışım, şu yaptığına bak densizin!

Şarkıların beni etkilediği yılların çok geride kaldığını düşünüyordum. Öyle ki kendime bazı anları hatırlatma işkencesi yaptığım bir akşamda bile bu denli etkilenmemiştim. Genellikle mutlu bir an yakaladığımda çıkageliyor bu şarkılar. Ah bu şarkıların gözü kör olsun!

….

Günler süren sessizlikten sonra bir parça gürültünün sakıncası yok aslında. Aslında hiç birine gerek yok da, şu gönle bir söz geçirmeyi öğrenebilsem.. Benim gönül biraz garip çalışıyor, sükunetine hayran hayran bakarken daha da perçinliyor içindeki duyguları. Sandığın kadar duygusuz değil gönlüm. Geniş aynı zamanda.. Beyaz odamız kadar da ferah.. Hayata biraz farklı kanallardan bakıyoruz. İkimiz de aynı filmin oynadığını zannederek yapılabilecek en büyük salaklığa imza atıyoruz. Öyle ya tek derdimiz bir imza atabilmek.. Bana bırakırsak seni bir imzaya mahkum etmek hiç içimden geçmez. Sen engin denizlerin ortasında ama bir o kadar da küçücük bir limanda yalnızca bana ait olmanın hissini bir arada yaşamalısın. Tüm iyi niyetimle yaklaşmalıyım ben de sana. Görünen köy klavuz istemiyor lakin; bunu düşündüğünü her seferde anlatıyorsun.

Sen sustuğun zaman ben inatla daha çok konuşuyorum. Herkese konuşuyorum ama. Geçen gün minibüse binmiştim, halkın arasına karışmış bir prenses edası ile değil, tamamen onlardan biri olarak.. Arkamdaki koltuğa ben yaşlarında annesi ile bir küçük kız çocuğu bindi. Ne çok konuşuyordu! Annesi sıkıldı, konuşmayı sonlandırmasını istedi. “Ama anne ben de konuşmayınca sıkılıyorum!” dedi. O an dünyadaki tek arkadaşımın o kız olmasını istedim. Onu o an çok iyi anlamıştım; eminim o da benim duygularımı anlardı. Annesinden yüz bulamayınca etrafa bakındı,şarkı söyledi kendi kendine: biandöngelhepgel….Neyse, sonra daha fazla sıkılmış olmalı ki, saçlarıma uzattı ellerini. Sevecek zannettim ilkin, pat diye çekmez mi! Bir hışımla dönüp ben de onun saçlarını çekmek istedim. Ama annesi vardı. Anneler tehlikelidir. Benim annem de öyle. Ama ben o kızın annesi olmak isterdim, hem konuştuğunda sıkılmazdım ben. Ama lütfen o da ben çok konuşursam yüzüme vurmasın.

Çok konuşuyorum işte böyle. Sen sustuğun zaman daha çok konuşuyorum. Yola getiremiyorum çünkü kelimeleri. Sözcükleri hizaya sokamıyor,otoritemi sağlayamıyorum üzerlerinde. Konuştukça da istemsiz bir neşe ile doluyorum. Sanki karşımdasın,gülen gözlerle beni dinliyorsun, ben de şımardıkça konuşuyor, konuştukça şımarıyorum. Böyle anlarda hayat hiç akmasın diye düşünüyorum. Gerçeklerle yüzleşmek için birkaç saat vaktimin olduğunu anımsıyorum sonra. Büyüsüne kapıldığım romanlardan bir sayfa açıyorum kendime. Nedensiz bir uyku hali başlıyor.

Konuyu neresinden kesip, yazıyı nerede sonlandırmam gerektiğini bilmiyorum. Bence hiç birimiz bununla ilgilenmemeliyiz. Anlatmak istediğim şeyi anlattığım gün neresinden keseceğimi çok iyi biliyorum, ona saklayalım bu hevesimizi.

Salı 6 Nisan 2010
 Merush Hanım |  YORUMLA |  1 BEĞENİ
Doğum Günleri

Hasta günün akşamı ve ertesi de hasta bir gündü. Kayıtlara geçirilmesi gereken bir vukuatı yok, kendi hallerinde başını yastığa gömmüş bir şekilde hasta geçirilen bir gündü. Şu ana kadar da kendisini arattığı söylenemez. Akşam üzeri yeniden kendime bağlanıp bir durum değerlendirmesi talep edeceğim; şayet yine alarm veriyorsam başımı yine yastığa koyarım. Yine olsa yine yaparım!

2006 senesinde, o zamanların kalabalık sitesi Merush.com’da kalabalıktan bunalıp kendime bir subdomain açarak, blog.merush olmuştum. İlkokul çocuğu tadında yazılar yazıyordum ve bundan hiç utanmıyordum! Seneler sonra asıl Merush.com’dan ünlü olacağını ön görememiştim. Sonrasında yalan oldu tabi Merush.com, kaldım tek başıma. Zaten bir tek ben Meruşum! Hatırladığım kadarı ile komik de bir temam vardı, deftere benziyordu; bu sebeple uzun süre “defter n’aber ya?” tarzında yazılar yazmışım. Neyse efendim, işte bugün o günün yıl dönümü imiş. Sağolsun dostlar hatırlattı, zaten onlar olmasa bir hiçtin sen blog,kabul et.

Haliyle bugün doğum günüm. Hercai menekşe ile kutlanması talebi geldi, kırar mıyım hiç? Kendimi dağa taşa vurup hercai menekşeler ortasında bir poz vermek isterdim, ancak hala hasta sayılırım. Bu sebeple Google’dan bulduğum ilk hercai menekşe ile kutluyorum doğum günümüzü. Hepi börtdey!

Cuma 26 Mart 2010
 Merush Hanım |  2 YORUM |  2 BEĞENİ
Hasta Günler

Halsiz günün akşamı.. Eve nasıl girdiğimi, kendimi bu koltuğa nasıl bıraktığımı bilmiyorum, hatırlamıyorum. Elimi uzatma mesafesinde bulunan sehpanın üzerine hangi ara onca abur cubur konuşlandı onu özellikle hiç bilmiyorum. Üst üste konulmuş dergiler,özenle seçilmiş kitaplar.. Hepsi elimin altında. Ancak elimi kaldıracak dermanı çağırmayı atlamışız bu şölene..Aylardır ağız tadıyla yatıp bir hasta olayım diye bekleyen de bendim oysa. İnsan hasta olmayı ister mi? Kesinlikle evet.. Bayılırım ev tertemizken, koltuğa uzanıp hiç bir şey yapmadan geçirilen vakitlere. Ee hasta olmadığım sürede de içimdeki kurtlar buna izin vermediği için ancak hasta olunca beden dinleniyor.

Halsiz günün sabahı.. Uyandığımda güneşin içeri girmesine engel olan perdeyi araladım, bir kaç küçük parça işi hallettim. Sonrasında hasta olduğuma kesin kanaat getirip kendim tekrar uykunun kollarına bıraktım. Televizyondan gelen sesler hiç tanımadığım seslerdi. Kanallar arasında dolaşırken bilmediğim başka dünyanın daha var olduğu gerçeğine kafamı yordum. Kendimi o kadar aklı başında hissetmediğimden kısa kestim. Akşam üzeri uyanıp kendime çorba pişirdim, başka zaman zorlasan uğraşmayacağım ıspanak yemeğini yaptım, bol salçalı, az pirinçli…

Şimdiyse karşı koltuğa aldım kendimi. Televizyonu kendime çevirmeyi akıl ettim lakin şimdi de sehpaya uzak kaldım, üzerindeki çikolata,cips, kraker ve kurabiyelere.. Ha bir de kitaplara tabii, ama canım hasta hasta iki satır okuyunca uykum geliyor!

Çarşamba 24 Mart 2010
 Merush Hanım |  2 YORUM |  1 BEĞENİ
Halsiz Günler

Güneşli günün akşamı.. Annede patatesli börek eşliğinde içilen çay sonrası eve girdiğimde aklımda sadece Browni’nin yeni çıkardığı enfes tadı mideme indirmek vardı. Süreyi minimuma indirmek amacı ile üzerimi bile değiştirmeden koltuğa oturmuştum, o sırada TV’de Ezel başlamış, ben yine anlamayan gözlerle ekrana bakıyordum. Birden sıcak olduğunu hissettim evin; pencereyi açtım. Yetmezmiş gibi yazlık giysiler geçirdim üzerime. Artık sabırsızlıkla Browni’mi elime almışken ansızın bunu başaramayacağımı hissettim. Kollarım kalkmıyordu! Camdan zehir gibi bir soğuk geliyor, bedenimi kaskatı kesiyordu. Aynı anda hem yanıyor, hem donuyordum!

Güneşli günün ertesi. Kendimi zorla uyutmuşken bir de uyanma faslı çıktı başımıza! Yani madem uyanacağız, neden uyuyoruz? Yatalım 100 yıl.. Bu sabah 100yıl uyuma hayali ile çıktım yataktan. Süklüm püklüm attım kendimi bu koltuğa.Şimdiyse kendimi koyverdiğim bu masada gözüme çok büyük gelen işlerle bakışıyorum. Başımı geri yaslayıp hülyalara dalmak ve bir an evvel akşam olsa da uyusam diye düşünüyorum.

90lı yılların kötü sözlü pop şarkıları eşlik ediyorken bugüne, halsizliğime kılıflar arıyor, bulamıyor, mızmızlanıyorum. Hazır miskinliğim üzerimdeyken pencereden giren güneşle kavga ediyorum. Öyle ya, beni bu güneşli havalar mahvetti!

Salı 23 Mart 2010
 Merush Hanım |  YORUMLA |  1 BEĞENİ
Güneşli Günler

Güzel havalara uyanmak gibisi yok. Sırf bu yuzden bazı geceler yerimden kalkıp perdeyi aralarım.Uyandığımda hınzır bir güneş gözlerimi aralasın diye..Büyük bir hazdır bu, uzun uzun vakit yaratabilmeyi çok istediğim. Bu taptaze günlere uyanmak bütün hücrelerime iyi geliyor. Gözlerimi yorarcasına içine işleyen güneşe sövmek yerine onunla oyunlar oynamayı seçiyorum. Doğan güneş beraberinde içimdeki neşeli kızı da doğuruyor. Banaysa ona ciciler giydirip gün içinde keyifli olmasını sağlamak düşüyor.

Öyle kolay değildir ama beni sonsuz bir muhabbetle ağırlamak. Bir kere güneşe uyanmış neşeli kızlar, kızarmış ekmek isterler kahvaltıda.. Benim onu yapacak kadar vaktim olmadığı için daha evden çıkmadan söylenmeye başlar “bizim kız”. Neşeli şarkılar çalsın ister radyoda, güneş çekilsin ister araba kullandığında. Bizim neşeli kızlar masasına oturduklarında yeni sıkılmış taptaze bir portakalın kokusunu çekmek isterler içlerine.. Bütün bu koşullar sağlandığında kızımız huylu, günümüz keyifli, işlerimiz bereketli gider. Bir yerden arıza çıkmayagörsün, basar çığlığı! Sustur susturabilirsen…

Bu sabah da tıpkı öyle bir sabaha uyandım.

Evden çıkarken kapının üstüne yapıştırdığım minicik aynaya baktım. Göz hizasında öylece duran minicik bir ayna. Onu oraya, kapının açılmasını bekleyen kötü gözler için yerleştirdim. Olur da yolları kapımın önüne kadar düşerse baktıkları noktadan aynen kendilerine geri dönsün kötülükleri diye.. Belki ayna dile gelir de hala bu kadar gerizekalı oluşumla alay eder diye.

Bu sabah güneşle uyandım.. Akşam olmak üzere şimdi burada, giderek uzayan güne yaraşır biçimde uzun tutmak vaktidir umutları da..

Pazartesi 22 Mart 2010
 Merush Hanım |  YORUMLA |  3 BEĞENİ