Herşeyi araştıran insan neden kendini araştırmıyor?
Bu cümleyi okuduÄŸumda “neden?” dedim. DiÄŸerleri olabilmek uÄŸruna kendi olmaktan vazgeçen insanların yaÅŸadığı bir toplumdayız. Herkes birininin aynısı olmak istiyor. Hep bir baÅŸkasında olana sevgi besliyoruz. Kendi kazağı yerine baÅŸkasındaki kazak güzel geliyor insanların gözüne. Kendimiz olmaktan ne zaman vazgeçtik? İnsan kendini tanırsa mutlu olabiliyor, kendini beÄŸenirse seviliyor. “Bugün kendimi güzel hissediyorum” diyebilen insan herkese güzel görünüyor. Tecrübeyle sabittir ki sinirli olursan sinirleneceÄŸin olaylarla karşılaşıyorsun. Öyleyse iÅŸin özündeki mesele ne? Kendini sevmek olabilir mi? Kendini sevilmeye deÄŸer bulmak… Asıl mesele bu olsa gerek.
KiÅŸinin kendini tanıması meselesini dünyanın en önemli meselesi olarak gören bir dernek var ; İDAYDER. Web sitelerinde insan ve insana dair herÅŸeyi anlatıyorlar. İnsan Nedir? baÅŸlığı özellikle dikkatimi çeken. “İnsan kendini tanıyınca mutlu olabilir” gerçeÄŸinden yola çıktığımda bir yerde yol tıkanıyordu. Bunun çok güzel bir izahını okuduÄŸumda kafamda daha çok ÅŸey ÅŸekillendi. KiÅŸinin kendi iç dünyasına yolculuÄŸu en baÅŸta kendini tanımasıyla baÅŸlıyordu. Neydi insan? Åžu ÅŸemada görebileceÄŸimiz üzere 3 ana kısımdan oluÅŸuyor insan. Beden, Nefes Alıp Veren ve Gezen.  (açıklamaları için bkz.. )
Kendimce yorumlamak istediÄŸimde Beden ve Gezen’e hayat veren olarak “Nefes Alıp Veren”i görüyorum. En stresli anlarımda nefes alış veriÅŸimi dinlerken huzur buluyorum mesela. Beni yaÅŸatanın ne olduÄŸunu bilirsem daha çok sahip çıkarım kendime diye düşünüyorum. Ruha can veren müzik eÅŸliÄŸinde nefesinizi dinleyin mesela siz de, yaÅŸadığınıza o zaman inanacaksınız.
Aslında ben çok kızgındım.
Kırılmasın diye çıkarıp akvaryuma koyduğum kalbim akvaryumdaki suyu değiştirmek istediğimde önce bir çizik aldı, sonra bir burukluk üzerine de kocaman bir kırık geldi. Şimdi yeniden akvaryuma koyabilmek için yeniden tamir olmasına ihtiyacım var. Ya da artık kalbimi saklamayı bırakmalıyım. Sakınan göze çöp batar malum.










