Tarihte Bugün:  Sweeney Todd: The Demon Barber of Fleet Street - Beni Bu Güzel Havalar Mahvetti
11 Yıllık Hayatım


Ön Not :  Bu yazı, “23 Nisan’da bu blog benim” etkinliği kapsamında yeğenim Berk tarafından yazılmıştır. Berk 11 yaşında.  her çocuk gibi bir hayat yaşıyor. Ricamı kırmayarak hiç tarzı olmayan bir şeye imza attı ve buraya kendi hayatından bazı küçük paragraflar yazmayı kabul etti. Kendisine çok teşekkür ederim.

 

————–

Basketbol oynamayı çok seviyorum. Aslında arkadaşlarımdan kısa boylu bir çocuktum, babam çok uzundur ama annem gibi kısa kalmışım. hem de sporu çok sevdiğim için basketbol oynamaya karar verdim. Basket oynarken çok keyif alıyorum. İleride basketbolcu olmayı istiyorum.

Halalarımı çok severim. Hepsi birbirinden güzeldir. Meruş halam artık uzakta yaşıyor. Eskiden daha çok beraberdik. Şimdi geldiği zaman birlikte bilgisayar oyunları oynuyoruz. Bana yeni çıkan oyunları getiriyor. Bilgisayarı çok iyi kullanmamı istiyor ve de yazmamı. Msnde bir cümleyi yanlış yazdıysam yeniden yazdırıyor. Pek herşeyi sevmiyor Meruş halam. Ama çok gülüyor.

Dedemlere gitmeyi çok seviyorum. haftasonları sık sık onların yanında olmaya çalışıyorum. Bebekken o evdeydim ben. Babam ben 2 aylık bebekken askere gittiğinde orda kalmıştık annemle. Çok hatırlamıyorum o zamanları, ama bir sürü fotografımız var.

Çok sevdiğim arkadaşlarım var. En çok Ataberk. Ataberk’in annesiyle annem arkadaş. Biz hep beraberiz o yüzden. Kahve içmeyi çok seviyor onlar. Biz de herşeyi severiz.

Annem çok güzeldir. Süslüdür. Babam da yakışıklı. Onlar biraz garipler. Büyük anne baba gibi değiller. Kızsalar da severim onları hep.

Bu yıl 23 Nisanda pankart kaldıracağız. Çok güneş olacağı için şapkamı da götüreceğim. Renkli kartonları havada tutup 23 nisan kutlayacağız. Bence çok saçma. Zaten 11 yaş 23 Nisana uygun değil. Küçükken oyunlar oynardık. Büyüyünce de zaten 19 Mayıs var. Çocuk olmak da garip zaten. Herşey çok garip değil ama. Neşeli olmayı çok seviyorum ben.

Meruş halamın isteği ile bugün bunları yazdım. Geldiğinde bana bir sayfa açacak. Kilitli yazılabiliyor mu diye sormuştum, evet dedi. Önce kilitli yazacağım, sonra yazım düzelince kilidi açacağız. Belki bu sayfada bir daha görüşmeyiz ama ileride bir yerde yeniden karşınıza çıkmayı çok isterim.

Atatürk’le ilgili şeyler yazacaktım ama günlük yazmak daha kolay oldu. Atatürk’e çok teşekkür ederim.

Bütün çocukların 23 Nisanını kutlarım.

Perşembe 23 Nisan 2009
 Merush |  12 YORUM |  12 BEĞENİ
23 Nisan’da bu blog Berk’in

Bir kaç aylıkken önüne kalem ve makas konulmuştu Berk’in. Kalem okur-yazarlığı, makas ise işi gücü temsil ediyordu. Berk eline kalemi aldığında en çok ben sevinmiştim. Eli kalem tutan bir çocuktum ben, çocukluğum yazdıklarımla alkışlanarak geçmişti. Her seferinde sonsuz bir neşe duyuyordum bir tebrik aldığımda. İstiyordum ki bu keyfi Berk de tatsın, Berk de yazsın, bol bol yazsın. Özü sözü doğru bir çocuk olsun.

Şimdi Berk 11 yaşında. Benim tam olarak hayatımın şekillendiği yaşta. 11 yaş, dünyanın en güzel yaşı aslında. Herşeyin birer birer netleştiği, artık adım atmaya başlanılan bir yaş. Ve yarın 23 Nisan. Bu yıl çok güzel bir oluşuma imza atacak blogcular. 23 Nisan gününü, çocuk bayramını, bloglarını çocuklara emanet ederek kutlayacaklar. Bu vesile ben de 23 Nisan günü bu sayfaları Berk’e armağan ediyorum. Yazmak istediği ne varsa yazsın diye, kendini size anlatsın diye. Beni size anlatsın diye..

Aynı zamanda Tohum Otizm Vakfı tarafından desteklenen bu projenin büyük ses getirmesini bekliyorum. her yıl kutlansın, çocuklarımız istedikleri gibi yazsınlar.. Çünkü dünya onların…

Projenin sitesi için tıklayınız..

Çarşamba 22 Nisan 2009
 Merush |  1 YORUM |  3 BEĞENİ
Geçip giden zamanları, bir yerlerde bulsam

Vaktin ne kadar hızlı olduğuna dair sayfalarca cümle kurabilirim. Aynı zamanda hızla akıp giden zamanda ne kadar çok sıkıldığımı, boğulduğumu,olduramadığımı.  Kimseye yetmeyecek denli ufak hayallerim; içine sığamıyoruz. Biraz geniş tutmayı öğrenir gibi olmuştum oysa. Vakit bir gün deli gibi akıp geçti, savurdu büyüttüğüm hayalleri. Vaktin darmadağın bıraktığı yerde ben ve minicik hayallerim kaldık.

Zaman, bana yetişemezken, beni bekleyenlere nasıl yetişebilirdi ki? Yine gerisinde kaldım bir çok hayatın. Yine arkadan izler oldum olanı biteni. Bazen kendi hayatımı da arkadan izlediğim oluyor; o anlarda düşüncem bile yetişmiyor zamana. Kimsesiz bir gün oluyor bazen, bazense sonsuz bir kalabalık içerisinde savruluyorum.  Bazen iki ay öncesini dün zannediyorum, kimi zamansa dünü seneler öncesinden bir sahne olarak hatırlıyorum. Kalbimse hepsinden bağımsız bir yerde öylece bekliyor zamanın kendisine gelmesini. Zaman, kalbimle buluşsun diye uyuyorum her gece.

Sonra gecenin sesi kesiliyor, bir kadın kahkahası savruluyor ışığa doğru. Orda durup zamanın geçmesini bekliyorum. Ve her geçen anın sonunda hala……..

“gözyaşıma bakıp bakıp, seni hatırlarım…”

Salı 21 Nisan 2009
 Merush |  YORUMLA |  2 BEĞENİ
Anne bana Marul diyolaar!

Wykkacığım lakaplarımı sormuş. Dünden bugüne ne tür lakaplarla çağrılmışım bunları yad edeceğiz bu yazımızda. “Hey gidi günlerim,hey” ile konuyu bağlar,ardından da derin düşüncelere sevk ederiz beynimizi.

Geçen gün, Facebook sağolsun çok eskilerden bir ablacığımla karşılaştırdı beni. Abla o kadar eskiydi ki, doğum günümü değil doğum anımı biliyordu. Haliyle çıkardığım ilk seslerden, büyümeye çalışırkenki tüm hallerimi bilir. Neyse bu ablacığım sayesinde hafızamın derinlerinde kaybolmuş bir lakabım gün yüzüne çıktı. Bu anıyı bir biçimde yazıya dökmek istiyordum zaten, bu vesileyle içimi okumuş olan Wykka kuşuma derin sevgilerimi yolluyorum.

Yaklaşık 3-4 yaşlarında olmalıyım. Biraz da balık etliyim tabi. Boy desen pek yok. Tıknaz,kısa saçlı garip bir kız çocuğuyum. Merdivenlerinden bahçeye inilen bir evimiz var. Tahmini 15 basamak falan. Balkondan gördüğüm bahçede oyun oynayan kızkardeşlerimin yanında olmak için can atıyor olmalıyım. Hızla evden çıkıyor ve merdivenlerin başına geliyorum. Bacak desen bir karış.Kaldırıyorum adım atmak için ve kendimi ansızın ilk basamakta buluyorum. Skandal olarak değerlendirilecek bu olayın günümüze eğlenilerek aktarılmasının ardında o ilk basamaktan gayet hoş bir eda ile kalkıp yoluma devam edişim yatıyor. Bana lakap olarak verilmesine neden olan şey ise, benim bu düşüşümle birlikte merdivende meydana gelen hafif çatlak! Merdivenden düşüp bir yerim kırılmaması bir yana ben düşüp merdiveni çatlatıyorum! Olacak şey mi? Herkesler hayretle karşılamış ve ben günün sonunda ilk lakabımı kazanmışım : Betonite!

Sonraki zamanlarda ise çoklukla “Marul” kelimesini duyuduğumu hatırlarım. Kızlar artık sadece bana kızdıklarında söylerler onu. Sinir bozucu bir çocuk olmalıyım ki Marul dendikçe kavga çıkardığımı hatırlarım. “Ben düz saçlıyım aptalsalakmanyakşey! Marul kıvırcık oluur!

Gözlüklü bir çocuk oluşumdan mütevellit, bolca “Gözlük” kelimesini de duymuşluğum vardır. Bu her yerde ve koşulda gerzek olan tüm çocukların yaptığı bir şeydi nasılsa. Lakap olarak değerlendirmek lazım.

Ha bir de babacığım ismimizdeki ilk hecelerimizi üst üste söylemek gibi eğlenceli bir oyun bulmuştu kendine. Bu sebeple bolca “Mermer” dediği de görülmüştür bana. Bunun Betonite’yi çağrıştırmadığına eminim, zira “Serser” gibi garip bir söz öbeği ile sesleniyordu kızkardeşime de.Orjinal bir adamdır, sevgilerimizi yollayalım burdan görür mörür,maazallah :)

Çeşitli sevgi sözcükleriyle de seslenildiği olmuştur bana. Balım, böreğim, peteğim,şekerparem vs gibi ama bunlar zannederim ki lakaplar kümesinin elemanları değil. Öylelerse şayet, söylemedim zannedin. Lakabım diye düşünüp “balım” diye seslenmenizden hoşnut olmayabilirim!

Bu noktada sorarım size; Meruş‘u lakap olarak görmeli miyiz? Meruş kelimesinin kendinden geçerek, hava olsun diye  ingilizce kelimeler türeten ortaokul çocuğu zekası ile -sh takısı getirilmiş hali olan Merush‘u lakap olarak saymalı mıyız? Bence sayılmaz. Çünküüüü,

-Adın ne senin?
-Meruş.

Pazartesi 30 Mart 2009
 Merush |  12 YORUM |  3 BEĞENİ
Minibüs İnsanları

Bazı günler halkın arasına karışmak istediğimde minibüs kullanıyorum. Minibüsler halkla bütünleşmek için en ideal mekanlardan biri. Mesafesi ne kadar kısa olursa olsun sinir bozuculuğundan taviz vermeyen bu minibüs seyahatlerim süresince edindiğim bazı bilgiler var. Tüm bu bilgilerimi seçim arefesinde bulunduğumuz şu günlerde hazır üzerimize vatan ve görev aşkı empoze edilmişken siz sevgili okurlarımla paylaşmayı düşündüm. Bu eserimde sizleri eğlendirirken yer yer düşündürmeyi hedefliyorum. Çünkü bugün günlerden Cumartesi!

Minibüsler renk renk yaşadığım yerde. Bugün pembe renkli bir minibüse bindim. Önceki gün ise arabayla giderken yeşil renkli bir minibüsle çarpışıyordum mesela. Bu renk mevzusu minibüslerin tek ayırdedilebilen noktaları. İki minibüs koysanız önüme arada 7 tane fark bulamam. Aradaki tek fark rengidir her zaman. Bu yazı sayesinde de aralarındaki ortak olan tüm özellikleri öğreneceksiniz. Genel kültürünüzle göz kamaştıracak ve bana binlerce kez minnet duyacaksınız. En azından öyle olmasını hayal ediyorum.

Minibüsler son derece yavaştırlar. Adeta bir kağnı üzerinde gidiyormuş hissi duyarsınız. Sanırım minibüs şöförlüğü, nostaljiye düşkün insanlar arasında yaygın bir meslek. Adım atar gibi ilerliyor ve her 50 metrede bir duruyorsunuz.  Durmak istediğinizde “müsait bir yerde” “uygun yerde” gibi cümleciklerle şöförü uyarabilirsiniz. Sizi ilkinde duymayacaktır, direnin. Hiç olmadı yüksek sesle ”alooo, kaptan” dediğinizde anlayacak ve sizi şevkatle indirecektir minibüsten.

Mnibüs ücretleri her yıl bir kaç komik insanın tercihi ile belirlenir. Bu insanlar, diğer insanlara eziyet etmekte beis görmezler ve 1,15 gibi garip ücretler belirlerler. İnatla paranızın üstünü isteyiniz, zira cebinizde 0,15 kuruş bulunmadığı zamanlar onlar sizden acımadan talep etmektedirler bu miktarı.  Bu uğurda 200 TL’lik banknotu bozmak istediklerine tanık olmuş bir kimseyim.

Mutlaka bir yere yetişmesi gereken yaşlı bir amca vardır minibüslerde. İnat eder ve “ben az sonra ineceğim” diyerek hep kapı dibinde durur. Genellikle aynı yerde inmişliğimiz bile olur kendileriyle. Bu sebeple binerken çok dikkatli olup tüm hazır cevaplılığınızı takınmalısınız.

Minibüslerde mutlaka perde olur. Güneşi gözünde hissetmekten hoşlanmayan şöförler kullanır bu minibüsleri. Korkum bir gün ön camı da perde ile kapatacaklarıdır.

Ve kadınlar. Dünyanın en güzel şeyi olan kadınlarımız minibüslerde de fark yaratırlar. Bir kadın asla ve asla herhangi birinin yanında oturmaz.  5 koltuklu bir minibüse sırayla 5 kadının bindiğini gözlemleyin. Her biri tek tek bir arka koltuğa oturmaktadırlar. Minibüs boşken belki mantıklı görünecek olan bu hareket, kadınlarımızın minibüs doldukça ve yanlarına erkek minibüs insanları oturdukça garipseyerek bakmaları ile yıkılmaktadır. Akıl ve fikir bir araya gelip bu kadınlara “manyak mısınız?” diye sormak istiyor lakin parfüm kokusundan yanlarına yaklaşamıyorlar, siz iletiverin bir zahmet.

Böylelikle bir genel kültür dersinin sonuna geldik. Arka taraflara ilerleyelim lütfen şimdi. Malum, arka taraflar da aynı yere gidiyor!

Cumartesi 21 Mart 2009
 Merush |  9 YORUM |  4 BEĞENİ