Kişinin Kendi Dünyasına Yolculuğu

Herşeyi araştıran insan neden kendini araştırmıyor?

Bu cümleyi okuduÄŸumda “neden?” dedim. DiÄŸerleri olabilmek uÄŸruna kendi olmaktan vazgeçen insanların yaÅŸadığı bir toplumdayız. Herkes birininin aynısı olmak istiyor.  Hep bir baÅŸkasında olana sevgi besliyoruz. Kendi kazağı yerine baÅŸkasındaki kazak güzel geliyor insanların gözüne. Kendimiz olmaktan ne zaman vazgeçtik?  İnsan kendini tanırsa mutlu olabiliyor, kendini beÄŸenirse seviliyor. “Bugün kendimi güzel hissediyorum” diyebilen insan herkese güzel görünüyor. Tecrübeyle sabittir ki sinirli olursan sinirleneceÄŸin olaylarla karşılaşıyorsun. Öyleyse iÅŸin özündeki mesele ne? Kendini sevmek olabilir mi? Kendini sevilmeye deÄŸer bulmak…  Asıl mesele bu olsa gerek.

KiÅŸinin kendini tanıması meselesini dünyanın en önemli meselesi olarak gören bir dernek var ; İDAYDER. Web sitelerinde insan ve insana dair herÅŸeyi anlatıyorlar.  İnsan Nedir? baÅŸlığı özellikle dikkatimi çeken. “İnsan kendini tanıyınca mutlu olabilir” gerçeÄŸinden yola çıktığımda bir yerde yol tıkanıyordu. Bunun çok güzel bir izahını okuduÄŸumda kafamda daha çok ÅŸey ÅŸekillendi. KiÅŸinin kendi iç dünyasına yolculuÄŸu en baÅŸta kendini tanımasıyla baÅŸlıyordu.  Neydi insan? Åžu ÅŸemada görebileceÄŸimiz üzere 3 ana kısımdan oluÅŸuyor insan. Beden, Nefes Alıp Veren ve Gezen.  (açıklamaları için bkz.. )

Kendimce yorumlamak istediÄŸimde Beden ve Gezen’e hayat veren olarak “Nefes Alıp Veren”i görüyorum. En stresli anlarımda nefes alış veriÅŸimi dinlerken huzur buluyorum mesela. Beni yaÅŸatanın ne olduÄŸunu bilirsem daha çok sahip çıkarım kendime diye düşünüyorum.  Ruha can veren müzik eÅŸliÄŸinde nefesinizi dinleyin mesela siz de, yaÅŸadığınıza o zaman inanacaksınız.

Aslında ben çok kızgındım.
Kırılmasın diye çıkarıp akvaryuma koyduğum kalbim akvaryumdaki suyu değiştirmek istediğimde önce bir çizik aldı, sonra bir burukluk üzerine de kocaman bir kırık geldi. Şimdi yeniden akvaryuma koyabilmek için yeniden tamir olmasına ihtiyacım var. Ya da artık kalbimi saklamayı bırakmalıyım. Sakınan göze çöp batar malum.

Kendine Güvenen Şöyle Gelsin

Bu Cumartesi günümüzü kendisine ayırdığımız Sıla isimli bir hanım kızımız. HanımKız dediÄŸime bakmayın, kendisi bir gecede meÅŸhur olan ÅŸarkısında sezildiÄŸi üzere bir asabi ağır abla. Özellikle “hesap mı vericez bundan sonnra!” derken üzerine bastığı “n” harfinden anlıyoruz bunu.

İtiraf etmeliyim ki Sıla adlı bayık dizinin müziğini söyleyediğini (müzik söylemek?!) öğrendiğimde kendisine olan sempatim biraz olsun azaldı. Uzun düz sarı saçları ve kafasına taktığı delikli bandanası ile gözüme aniden şirin göründü.  Beni böyle çelişkilere gark eden bir ablamız kendisi. Kenan Doğulu ile yakın gelecekte bir ilişki düşünürler mi bilemem. Bu tamamen ikisi arasındaki çekim gücüne kalmış. Bizi bağlamaz. Nerden bu magazinel noktaya geldiğimi anlamayarak hemen bir alt paragrafa geçiyorum.

Åžarkı tuhaf. Sözlerini anlamak bakımından ÅŸiirmiÅŸ gibi yaparak okudum. Ve tahmin edersiniz ki tüm zamanların en berbat ÅŸiiri oldu. Vaktiyle “Çakkıdı Çakkıdı” nın gazına gelmiÅŸ bir kimse olduÄŸumdan müzikli halini pek sevdim. (iÅŸte tam bu noktada müzik zevkimi kendisinden aldığım eski metalcilerden abiciÄŸime çok selam ederim.) Hatta iÅŸi abartıp telefon melodisi olarak kullanıyorum kendilerini. (Bir telefon melodisi olarak ..dan sonra) İşin ironik yanı ÅŸu anda telefonumun çalma ihtimali kadar beni korkutan birÅŸey yok.

Bu yazıyı buraya kadar sıkılmadan okuyanlar için (ben yazarken sıkıldım zira) sayfa sonu fırsatları : Bir mp3 olarak …dan sonra , Bir klip olarak ..dan sonra.  Yazı biter, ben giderim. Nereye mi ?

- Hesap mı vericez bundan sonnra!

Yalnız Şarkılar

Yalnızlığım yaşamak zorunda olduğum beraberliğimsin
Yalnızlığım kanımsın canımsın sen benim çaresizliğimsin
 

Bireylikten çıkıp biz olmaya adım atmaktı “mutluluk”. Küfesine yalnızılığını alıp gelmez insan sevdiÄŸinin yanına. yalnızılığını yanında taşıyacaksa ne anlamı olurdu ki “biz” olmanın?

İzmirİçinde yalnızlık geçen ÅŸarkılardı bu akÅŸam menümüz. Åžef garsonumuz bizi bunu layık görmüştü, ellerine saÄŸlık. İlk olarak popüler bir giriÅŸ olsun diye Emre Aydın tabağında “Afilli Yalnızlık” geldi. Yapay geldi tadı, gerçek yalnızlık kokmuyordu. Belki de yalnızlığa çok aç olmadığımdandır.  Eskilerden bir tat almak istediÄŸimi söylediÄŸimde Mor ve Ötesi bir tabakta “Yalnız Åžarkı” geldi. Bunun tadı yerindeydi, ne “yediÄŸini” hissettiriyordu.  İliklerine kadar iÅŸliyordu.. “Tesadüfen yalnızsın, henüz yolun başındasın ……” Duman’ı üzerinde bir tabak geldi üzerine, “Yalnızlık Paylaşılmaz”, bu yemeÄŸi sevmedim. Tek başıma bitirebileceÄŸim kadar deÄŸildi tabak, paylaşılması gerekn bir tabaktı bana göre. Oracıkta öylece kaldı tabak. İki kiÅŸilik yalnızlıklar için beklemeye alındı.  Sonra bir dost “Yalnızlığım yollarıma pusu kurmuÅŸ beklemekte…” diyerek Sertab Erener tabağını uzattı.. O anda seninle aynı fikirde olan birinin varlığı kadar muhteÅŸemdi…

Yalnızlığın sözlük anlamını bilmediÄŸim yıllardı. Çok cocuklu ailelerin “büyüyen çocuÄŸu” olunduÄŸunda ilk karşılaşılan terimdir yalnızlık. Küçükken olsaydı belki daha kolay olurdu öğrenmesi, büyüdükçe öğrenme yetilerimiz azalıyor öyle deÄŸil mi?

İçinde yalnızlık geçmeden yalnızlığı anlatan ÅŸarkılar da vardır belki. Düşününde aklıma Sezen Aksu geliyor, yanımda belirip “Gülümse..” diyor, bilmiyor kırgınlığımı. Herkese yaptığım gibi sahte gülümsüyorum.  O da inanıyor. Bir çok insanın içten attığı kahkahadan daha güzeldir benim sahte gülüşüm unuttun mu?

Yalnızlığım bugünüm yarınım sen benim hüzünlerimsin
Yalnızlığım tek bilebildiğim sen benim vazgeçilmezimsin

New Age ; SonsuzluÄŸun Ritmi

New Age gerek müzik türü olarak gerekse de bir terim olarak ilgimi çekmiÅŸtir. Yeni Çağ´ın önemli savunucularından David Spangler´e göre, Yeni ÇaÄŸ bir metamorfoz, bir deÄŸiÅŸim, simgesel olarak ise dünyanın kendisini evrensel zekaya tam anlamıyla açması anlamında ve bu açıklığın metodolojisi sevgi ve olabilirlik anlayışı. Metamorfoz, deÄŸiÅŸim, evrensel zeka…

Bunlar tamam, peki ya sonsuz sevgi ve olabilirlik? Yaşadığımız dünyada herşeye karşı sonsuz ve koşulsuz bir sevgi beslemek mümkün mü? Bu felsefeyi benimseyenlere göre olmayacak hiçbir şey yoktur. Dünyanın merkezi insan, herşeyi oldurandır.

Müzikte New Age severim. Hele ki sonsuz bir dinginlik özlediğim zamanlarımda imdadıma yetişir. İçimdeki huzuru başka türlü ortaya çıkaramayacağımı düşünürüm. Zaten çok canım sıkıldığı zamanlarda derin düşüncelere sevk ederim beynimi ; basit şeylerin karanlığından uzak düşlediğim bir zaman zarfına giderim.

New Age’deki tutkulu ritimler, sonsuz güven duygusu, huzur ve koÅŸulsuz sevgiyi aşılar bana. SessizliÄŸin kavgasıdır kimi zaman da.

Enigma, Era, Gregorian, Loreena McKennit ve Kitaro en sevdiklerimdendir. Tınılarında sevgi , tınılarında huzur tınılarında sonsuzluk vardır.

Huzursuz günlerimde bana eşlik eden melodileri yan taraftan dinleyebilirsiniz.

Çikolata Kalpleri Yumuşatır

Kalabalık bir haftaydı ; hala daha bitmiÅŸ deÄŸil. Bir türlü bitmek bilmedi hafta. Bitsin diye beklemeye Salı’dan baÅŸladığım için olsa gerek.Bu hafta öyle çok yazı yazmak istedim ki. Ama hep birÅŸeyler aldı yerini yazma isteÄŸimin. Laf tam aÄŸzıma gelecekken susturulmuÅŸ gibiyim ÅŸu anda. Kelimelerin kifayetsiz kaldığını anladığım günden beridir sanırım ilk kez hissiyatıma dair cümleler kuruyorum. Ama biliyorum ki yine içimdeki mantık abidesi insan beni susturacak , “yeri deÄŸil beybi!” diyecek; duracağım.

Evet yeri değil. Hiç bir şeyin yeri değil. Ne oluyorsa yersiz bir biçimde cereyan ediyor.Evet şu anda uykum olabilir (bilmelisin ki ben uykum varken ve uyuyamıyorken çok huysuz olurum) belki de bazı sancılarım vardır, ama bunların hiç birini karamsarlık için kullanmıyorum ben. Bunu yapmayacak kadar büyüğüm artık. Benim istediğim çok başka birşey ve ben gün geçtikçe asıl istediğimden uzaklaşıyorum. Buna tanıklık ediyor olmak çok yoruyor gözlerimi.

Bugün hissettiğim şey çok başkaydı. Hayallerim vardı öncelerden kalma, onları yüzdürdüm aklımın denizinde. Dolana dolana kayboldu hayallerim beynimde. Oysa kötü bir gün değildi, oysa herkes için herşey yerli yerindeydi. Ama ben belki de daha evvel hissetmediğim bir şeyi hissettim bugün : Yarım kalmak. Bu fikrimi destekleyecek şeyler arka arkaya geldi akşam saatlerinde. Akşam saatlerinde yaşananlar, gördüklerim, hissettiklerim hepsi birlik olup bu fikrimi desteklemişlerdi. Ellerine pankartlar almış bağıra çağıra doluşmuşlardı kalbimin ortasındaki boşlukta. Kalbim boştu bu akşam üzeri, ben midemi doldurmayı seçtim bir çikolatalı pasta ile. Çikolatası çok yoğundu, ağzımda kuru bir tat bıraktı, ne acı olacak çikolata dediğin ne de bebek çikolatası gibi tatlı.

Çikolata aşkına dair bir paragraf yazmalıyım yeri gelmişken (yeri? biz neyden bahsederken geldik buraya?). Çikolatayı çok severim. En güzel antidepresandır çikolata. Ancak bugün aldığım bir haber üzerine elimin tersi ile ittim bugüne kadar yediğim çikolataları bütün kaprisliliğimle . Magnum çikolata çıkarmış, yaklaşık bir ay kadar olmuş. Ancak bu haber bana ne reklamlar aracılığı ile ne de geveze bakkalın sözleri ile ulaştırılabilmiş değil.  Bunu bu akşam alelade öğrendiğimde saat çok geçti. Bilmelisiniz ki ufak kızlar bu saatte bakkala gidemezler. Zira gitseler bile bakkal uyumuştur, bakkalın evini bilmediğimizden de gitmiyoruz. Sahi bakkallar neden ev tutarlar ki , orda yaşasınlar. Yağ var, un var, şeker var ; helva yaparlar.

Şimdi ben kalbimin acısını bir yana bırakıp sabah alacağım Magnum çikolatanın hayali ile uykuya dalacağım. Dünyadan bu kadar uzak, yaşıma bu denli yabancıyım.

“Kırılmasın diye durur kalbim……”

Yağmur Şarkıları

Dün akÅŸam eve girer girmez uyumuÅŸum sevgili günlük. Saatler sonra gözlerimi araladığımda TVde Beyaz Show baÅŸlamış, Beyaz ve saz arkadaÅŸları geyiÄŸin dibine vurmuÅŸlardı. Gözlerim o sırada yeniden uykuya yenik düşerken konuklardan BertuÄŸ Cemil isimli bir genç adam bir ÅŸarkı söylemeye baÅŸladı. İsmi “YaÄŸmur” imiÅŸ ÅŸarkının, uyku mahmurluÄŸu ile iyi gittiÄŸini söyleyebilirim. Kendimi yeni bir uykuya uÄŸurlarken de kafamda bildiÄŸim tüm YaÄŸmur isimli ÅŸarkıları mırıldandım…….

İçinde yaÄŸmur geçen ve yahut ismi bizzat YaÄŸmur olan ÅŸarkıları düşündüm. Epey çoktular..  BirinciliÄŸi sultanım Ajda Pekkan’ın YaÄŸmur isimli ÅŸarkısına vermek istedim ,ancak torpilin sırası deÄŸildi.

 İnce eleyip sık dokudum ve YaÄŸmur Åžarkıları Top 5 ‘imi  yayınlıyorum.

5. Bulutsuzluk Özlemi  - Yağmur

Yağmur yağıyor yine
Hüzün çöküyor yine
Hayalin
Hep yanıbaşımda olsa bile
EksilmiÅŸim yine
Kimbilir
Åžimdi nerelerdesin
Belki bir küçük odada
Mum ışığında yalnızsın

4. Işığın Yansıması - Yağmur

DeÄŸil mi ki yorgundun
Karanlıktan yorgan örttü geceler
Takılıp maviye uçtun bütün günü
Yağdın gül yaprakları gibi
Sonra dereye doÄŸru koÅŸtun
Şimdi uyu denizde yarın gene bulutsun

3- Teoman - YaÄŸmur

Oysaki özgürlüğü seçmek
Başka vücütlar sevmek
Bir ÅŸehri tam kalbinden
Beyninden vurup gitmek
Var aklımda bir yağmur
Çok uzaklardan çağırıyor
Gelirsen severim diyor

2- Cem Adrian - YaÄŸmur

Sokaklarda yanımda dolaşan yağmur
Geceleri baÅŸucumda duran yaÄŸmur
Avucumda ellerin yerine yaÄŸmur
Vur yüzüme vur yüzüme
 

1. Bülent ortaçgil / Zuhal Olcay - Yağmur

Sen ki aşkla aldatıldın
Yüreğin taş parçası
Dinle yaÄŸmuru dinle
Teselli bul türküsünden 

BilmediÄŸim baÅŸka ÅŸarkılar var mı diye yaptığım araÅŸtırma neticesinde epey çok olduklarını gördüm. Dün dinlediÄŸim BertuÄŸ Cemil, süperim starım AjdaPekkan, naif sesli Gökhan Kırdar, üstad Erkin Koray… ve hatta Yalın insanının da varmış YaÄŸmur diye bir ÅŸarkısı..

İçinde Yağmur geçen şarkılar var bir de, yağmur kokulu şarkılar.. Onları da başka bir yazıda büyüteç altına alırız.

Ve son olarak, yıllar öncesinden bir melodi..  İsmini cismini unuttuğum biri söylüyor. Duymuyorum hiçbir yerde,kendi kendime söylüyorum bu şarkıyı..Alıp beni taa seneler öncesine, o deniz gören balkona götürüyor. Kuyumda ne kadar pişmanlığım varsa çıkarıyor ortaya..

“YaÄŸmur artık giden aÅŸkım,
yağmur şimdi gözyaşlarım
Yere düşen her damlada,
seni hatırlarım”

Amour

Fransızca şarkılar hep bir hüzün aşılar bana. Şarkıların içinde mutluluk geçer, kavuşma geçer ama bana yansıyan hep hüzün, hep ayrılıktır. İngilizce şarkılarda bunu yaşamam , vermek istediği tüm duyguyu verir İngilizce şarkılar.  Fransızca öyle değil ama.

İşin özünü anlamak için bu sabah playlistime Carla Bruni, Lara Fabian ve Estrella Morente’yi davet ettim. Bu 3 kadın ÅŸarkı söylüyor ve bana bir tek ayrılık duygusunu aşılıyorlar. Fransızca’nın tınısıyla alakalı bu belki de. Dünyanın en romantik dili hatta bana göre. Bu sebeple Fransızca öğrenmek istiyorum. Belki söylemek istedilerimi Fransızca olarak dile getirirsem söylediÄŸimin beyninde daha bir anlam kazanırım. Bence Fransızca daha buÄŸulu, daha kadınsı bir dil. Bir örnekle pekiÅŸtirelim ÅŸimdi de bu söylediklerimizi .

AÅŸk - Love - Amour

Elbette ki “amour” derken daha bir anlamlı aÅŸk.. AÅŸk derken ÅŸ’nin üzerine basılmışlık hissinden hoÅŸlanmıyorum ben. Love’da ise bir soÄŸukluk var. Belki de çok ayak altında gezdiÄŸi içindir sevmeyiÅŸim. Ama bakar mısınız “amour”a… Öyle buÄŸulu ki.. Nasıl da anlam kazanıverdi nazarımda..

//AÅŸk’a anlam yüklemek tüm çabam aslında…

Radiohead - In Rainbows

Tartışmasız en iyi gruplardan biri olan Radiohead, yeni albümünü nihayet yayınladı. Nihayet diyorum çünkü plak ÅŸirketinden ayrılış haberleri ve albümün gecikmeleri albümü bekleyenleri epey yordu. 10 Ekim günü piyasaya sunulacağı haberi gelince derin bir “oh” çeken dinleyenlerine bir sürpriz vardı internet sitelerinde. Dileyen albümü 41 Sterlin ödeyerek özel hazırlanmış bir kutu halinde alabilecekken , dinleyicilerinin önüne 10 parçadan oluÅŸan albümü “gönüllerinden ne koparsa” ödeyerek edinecekleri bir seçenek daha belirdi. Albüme biçtiÄŸiniz deÄŸeri yazıp, siteye üye olarak albümü indirebiliyorsunuz.

Sitedeki yoğunluğu tahmin eden bir Radiohead sever olarak bir kaç gün gecikmeyle albümü indirdim. 10  parçalık albüm gayet de tatmin edici. Genel olarak Radiohead albümlerinde olan herşey bu albümde de var. Bunu eleştiri olarak algılamak yersiz. Kimsenin tarzlarının dışında bir albüm yapmalarını beklemediğini umuyorum.

Şu an itibari ile Videotape ve All I Need listemin başını çekiyor. Her şarkıyı tek tek özümseyene kadar bu liste sık sık değişecektir. Yeni albüm edindiğimde en az bir hafta sürekli dinleme alışkanlığımı en çok böyle harika albümlerde seviyorum.

Bakarsın..

Sevinci arıyor ve
buldukça
yavrusuyla suya inmiÅŸ suna gibi coÅŸuyorsa da
sevdadan sevdaya koÅŸarken insan
sonuçta acıdır yöneten aÅŸkı…

Tanıdığımda ortaokul yıllarımda idim Nihat Behram’ı.. Devrime merak salmış ufak bir kız çocuÄŸu iken almıştım elime DaraÄŸacında Üç Fidan’ı. Ne sürgün yıllarıydı, ne o kuÅŸaktan eser kalmıştı o günlerde. Hatta belki de en süt liman senelerdi. Ama içimde dizginleyemediÄŸim öğrenme merakım beni o yıllarda yaÅŸarcasına içine almıştı. SevmiÅŸtim edebiyatı; kurguyu.. SevmiÅŸtim sonra siyaseti. İkisini birlikte harmanlayan Nihat Behram’ı keÅŸfetmem hiç de zor olmamıştı. O yıllardaki öğrenme merakımı eskisi gibi koruyabilseydim diye hayıflanmıyor deÄŸiliim ÅŸimdilerde.. Åžimdilerde kafamı boÅŸaltmak isteÄŸi dışında yüz sürmüyorum edebiyata, sırf aklıımı oyalayayım diye de siyasi kitaplarımı bekletiyorum elimin altında. Eskisi kadar kolay anlamıyor, eskisi kadar özümsemiyorum okuduklarımı. Hızla çoÄŸalan tüketim çılgınlığı okuma hevesimi de alıp uzaklaşıyor bu dönemimden de. Bazen kendimi ÅŸartlandırıp o ortaokul kızı yapıyorum, ÅŸimdiden daha akıllı hissediyorum kendimi.

PHOT0004 

Nihat Behram diyordum.. Yıllar öncesinin dizeleri bugün hiç olmadık bir anda aklıma düştü. Uzun süredir okumadığımı farkettim. Eskiden olsa kitaplığımın önüne dikilir aklıma gelen konu ile ilgili kitabı bulup okurdum. Åžimdi devir deÄŸiÅŸti; Google bakıyor bu iÅŸlere. O kadar yakın deÄŸil kitaplık artık, ya da o orada duruyor da ben gitmiyorum.. Bugün aklıma düşen dizede “ah, çılgın bir aÅŸkın kollarında incelen bıçak seni öperek bilemeliyim” diyordu ÅŸair.. Tam da hissettiÄŸim gibi, tam da demek istediÄŸim gibi bir cümle tutturmuÅŸtu. Orada öylece benim yeniden okumamı bekliyordu o dizeleri. OkuduÄŸumda günlerdir içimde biriktirdiklerim bir anda dökülüverdi eteÄŸimden. Kalbimin orta yerinde kondurduÄŸum acıydı yaÅŸatan aÅŸkı. Fuzuli gibi oluyorum bazen “aÅŸk acı çekmektir” diye düşünürken buluyorum kendimi. YaÅŸadığım aÅŸka biraz acı katıyorum, tatlandırıyorum kendimce aÅŸkımı. Fuzili bir iÅŸ tutturuyorum..

Yedeğimde hep bir şiir olmalı
Korusun diye beni,
Sarsın
Solusun diye…

Birden kendimi ÅŸiire sığınmış buluyorum sonra. Akıp giden dizelere isimler kazıyorum. Harfler yüzleri oluyor onların, harfler çoÄŸalıyor, milyon oluyor.. Sonra bir dize geliyor, susturuyor tüm yüzleri.. Unutuyorum tüm kelimeleri…Kayboluyorum içinde.

Kanla beklediğim şarkılarda gelişen sevgilim
belki de kalbinde düğümlenen
ölüme giderken duyduğum gülümseyiştir
bakarsın seninle artık görüşemem
alnına vuran ışığı
sakın kaybetme geceleri.

Wykka’nın Ebesi (hö?)

 Wykka Hanımkızımız beni ebelemiÅŸ, saÄŸolsun. Bunca zamandır kimse tarafından ebelenmemiÅŸ olmanın getirdiÄŸi derin bir üzüntüye gark oluyordum ki bu ebelemece beni bir nebze olsun yatıştırdı. Ancak ebelemecenin mahiyeti “kendinizin rutuÅŸsuz bir resmini yayına veriniz” idi. İşte burada tuhaf bir nokta var. Sevgili Wykka, sen ki beni daha dün tanımış insan deÄŸilsin, neredeyse yazmaya baÅŸlamamdan (ilkokulu kastetmiyorum) beri beni biliyorsun. Bre bacım, bu konuda ebelenmeyecek tek insan oluÅŸumu aklına getirmedin mi? Ben ne zaman kendi fotoÄŸrafımı yayınladım da ÅŸimdi rutuÅŸsuz doÄŸal halimi yayına vereceÄŸim?

Hayır gerekli araştırmayı yapmadım da değil, bloğumu aradım taradım, flickrdaki fotoğraflara baktım ama yok, aynı anda hem kaşımı hem yüzümü hiç bir şekilde kadraja almamışım.  Yine bana hüsran, bana yine hasret var anlayacağınız.

pul  

Yine de bloğu tararken böyle birşey buldum, belki kaptırırım.

Yol Çilesi ve Çevre

Her bayram öncesi ve sonrası -çok lazımmış gibi- yollara dökülür insanlar. Evet bayram tatil demektir, hasret giderme demektir. Uzaktaki insanlara bir biçimde ulaÅŸmak demektir. Dün gece saat başı her haber bülteninde yollardaki insanların “çilelerini” izledik. Zar zor evlerine vardı insanlarımız.

Özel araçla değil otobüslerle gitsenize kardeşim!

Hemen “e otobüs de yolda kalmıyor mu?” diyeceksiniz. Sizler o güzelim arabalarınızı kapı önünde bırakıp otobüslerle yola çıktığınızda haliyle yollarda kalabalık yaratmayacak, kazalara belalara sebep olmayacak ve üstüne üstlük yollarda helak olmayacaksınız.

Ve aklınıza bile gelmeyen çevremize de katkıda bulunacaksınız bu vesile ile.

Kullandığınız benzin mesela, karbonmonoksid, azot oksit ve kükürtdioksit gibi zehirli gazların bizlere ne büyük zararlar olarak geri dönüş yaptığını?  Benzine göre %30 oranında ozon tabakasına daha az zarar veren LPG bir çeşit can kurtaran görevi görebilir belki. Açık havada hemen buharlaşması nedeniyle, toprak ve suda ya çok az ya da hiç kirlenmeye sebep olmaz.

Bu vesile ile ben de bu yazımı Blog Hareket Günü için yazmış olayım.  Tabi bu konuya böyle üstünkörü bir yazı yetmez.  Ama bir çok blog bu konuda yazılar yazacak bugün. Okumanızı tavsiye ederim. 

Nane Likörü Tadında Dostluk

Uzun süredir seslerini duymamıştım onların. Uzun zaman önce birbirimize sevdiğimiz kitapları ödünç verir, üzerlerinde uzun uzun tartışmalar yapardık. Okulu asıp o şahane köy kahvesine giderdik. Denize karşı türküler söylerdik. Nane likörü tadında geçen günlerimiz vardı onlarla. Aşık olurduk, ağlardık, çılgıncasına gülerdik. Omuz omuzaydık her daim.  Hayat akıp giden bir nehirdi oysa, o günlerde bilemezdik. Gün gelip herbirimizin sandalı başka yollara aktı o nehirde. Kiminin yolları yeniden kesişti, kimi hatıralarda kaldı.

Bugün, çok uzun zamandır sesini duymadığım iki kız arkadaşım aradı. Tesadüf eseri bir baÅŸka kız arkadaşımla yolda karşılaÅŸmışlar. Benden bahsetmiÅŸler, diÄŸeri onlara numaramı vermiÅŸ. “Telefonun çalıyor” dendiÄŸinde hiç aklımda yoktu seslerini duyacağım. Ama ilk saniyesinde alınca seslerini birden, nane likörü tadı geldi dilime. Dost kelimesinin anlamını yitirdiÄŸi bu günlere en büyük cevabı sesleri verdi.

En güzel bayram hediyesiydi bu bana. Bir daha asla bu duyguyu kaybetmek istemiyorum. Ey nehir, dur bu limanda…

Faranjit Hanım

Karşı binada Nihayet Hanım diye bir teyze oturuyor. İsmini ilk olarak “Cinayet Hanım” olarak algıladığımdan kendisini gördüğümde birden ürperiyorum. Maazallah.

Tanıştırayım, yeni arızamız : FARANJİT.

Gecenin köründe öksürükten tüm binayı inletmiÅŸken bir de acil servistekilere yazık edeyim diyerek evden acil servise doÄŸru yol aldım. (benim bu kadar çok hasta olmamda hastane ile komÅŸu olmamın alakası var mıdır?) ÇocukluÄŸumdan beri hiç bir iÅŸe yaramadığını düşündüğüm bir aletle dinledi sırtımı doktor bey ben öksürürken. Kendisine öksürük taklidi yapmama gerek de kalmadı ayrıca. CiÄŸerlerimin saÄŸlam olduÄŸuna kanaat getirdikten sonra  “Faranjit olmuÅŸsunuz hanımefendi.” deyiverdi.  Bir ondan olmamıştım, saÄŸol doktor bey diyerek reçetemle çıktım oracıktan.  Hastaneler ve haliyle eczaneler diyarı olan mahallemizde nöbetçi bir eczane bulmak hiç de zor olmadı. Zaten bizim burda mahalle bakkalından çok mahalle eczacısı terimi yaygındır. AÄŸzıma sıkmam için verdiÄŸi lanet spreyi denedim ilkin. İğrençti! Hala aÄŸzımdaki berbat tat geçmiÅŸ deÄŸil ve ben mecburen o spreyi bitirmeliyim.

Faranjit denen arkadaÅŸ, Google sonuçlarında ilk çıkan siteye göre “Yutağın arka duvarındaki örtücü dokuda meydana gelen bir iltihaplanma” imiÅŸ. Bu ya tahriÅŸ olmadan veya bakteri enfeksiyonundan ileri gelebilirmiÅŸ.

Hastasını başından savmak isteyen her doktorun yaptığı gibi o da “sigara içmeyeceksiniz hanfendi” dedi. O sırada top bendeydi! Bre doktor sigara içen bir insan olmadım ki ben hayatımda dedim.  Sustu. O anda aklına geliveren baÅŸka bahanesi yoktu, yolladı beni evime. Bir an , boyun aÄŸrımı “sosyal anksiyete bozukluÄŸu”na baÄŸlayan psikopat doktorum geldi aklıma. “Hepsi manyak bu doktor milletinin” ÅŸeklinde bir genellemeye sevk edecektim düşüncelerimi , vazgeçtim.

Adeta sağlık sitesi haline gelen bloğumdan siz sevgili hastalarımı , pardon okuyucularımı selamlarım.

Bir FaceBook Denemesi

HerÅŸey, siz sevgili okurlarıma konu ile ilgili detaylı bir sunum hazırlama isteÄŸimle baÅŸladı… Demek isterdim. 

Ben ki , Lost izlememiş bir insanım. İnsanların hurra daldığı çoğu şeye baya geç yetişiyorum. Ama bu sefer buna izin vermedim. İnsanların henüz hevesi geçmemişken kendimi attım Facebook diyarına.

İzlenimlerime gelelim dimi,

Åžimdi efendim, her yerde okuyoruz “İlkokul arkadaşımı buldum oley” diye yazıları. Heves ettim, search kutusuna soyadları aklıma gelen bir tutam insanı yazdım, ama bulamadım.  Derin hüzünlere gark olmuÅŸken birden mezun olduÄŸum lisemi buldum gruplar arasında. Oley. Ancak gelin görün ki listede sıralı hiç bir ismi tanımıyorum. Burda yılmayacaktım ama.  Yılmadım, applicationlar arasında eÄŸlenedururken ben sanal dünyadan tanıdığım insanları gördüm. Ay ne ÅŸekerdi. Çiçek yolladık birbirimize, bira ısmarladık. Çok eÄŸlendim ben. Konsept dahilinde ordan oraya savruluyorum. Popüler dünyayı geriden takip etmemiÅŸ olduÄŸum için kendimi kutluyorum bir yandan da.

Ancak atladığım bir şey var sanırım. İlkokul arkadaşlarımın soyadlarını cücük hafızasında tutamayan ben ad soyad kısmına ismimi ve soyad(lar)ımın baş harflerini yazmışım. Beni nasıl seach edip bulacaklar merak ediyorum. Ama içimde bir ses beklememi söylüyor. Yılmayacağım. Neyse böyle işte.

Mevlana

 

Bugüne kadar belki de hiç bir yerde dile getirmediÄŸim benim için çok özel bir kelimedir “Mevlana”.  Olumsuzluklara yenik düştüğüm her vakit, hastalıklara boyun eÄŸdiÄŸim her zaman birden durdur beni Mevlana. “Otur” der, “kendine gel;dinle beni.”

Hayat çoÄŸu zaman garip gelir bana, hayat çoÄŸu zaman istediklerimi vermez. ben oturup, kendime gelip dinlediÄŸimde O’nu birden filizlenir içimdeki orman. Birden görmez olurum olumsuzlukları, birden hayata fazladan bir gülümse katmak için çabalamaya baÅŸlarım.

30 Eylül 1207 de dünyaya gelen Mevlana, 17 Aralık 1273 günü sona eren yaÅŸamını “Hamdım, piÅŸtim, yandım…” diyerek özetler. Öyle deÄŸil miyiz gerçekten de? Sorgusuz, sualsiz bir hayat.. AÅŸk’la…

” gel, gel;
daha yakına gel!
beni, benliÄŸi;
bizi, bizliği bırak!
çabuk gel..
vakit geçirmeden gel!

gel, daha yakına gel!
biz’den de ben’den de vazgeç : gel!

“sen”lik ve “biz”lik yok oluncaya kadar gel..
öyle bir gel ki;
ne sen kalasın, ne de biz.. ”

Mevlana Celaleddin Rumi