Tarihte Bugün:  3 Eylül 2005
Orta şekerli kahve

Arkamı döndüğümde yaşlı gözleriyle bana bakıyordu. Bakışlarında az da olsa kin seziyordum. Bu neşeli hallerimi çok kıskanıyordu. Kem gözleri vardı onun; mutlaka bir yerde tökezletiyordu. Üç beş keyifli gün çalmışım şunun şurasında hayattan, bunu bile çok görecekti neredeyse.

Arkamı döndüğümde oradaydı. Kısa bir süre önceki yaslı halim. Orda olması demek, geri dönme ihtimalimin olması demek. Orda bana kin dolu gözleriyle bakıyor olması demek, hala içimde yerine oturmamış duygular demek. Tedirginliğimin tedavisi öyle kolay olmuyor artık. Eskiden bir kaç güzel an yeterdi oysa üzerimden atmaya. Artık uzun sürüyor, tıpkı yaslı günlerin eskisinden uzun sürdüğü gibi. Kolay kırılmıyorum belki bu sefer, ama kolay da tamir olmuyorum. Düşüncelerimin hızına yetişebilseydi parmaklarım daha uzun cümlelere dökebilirdim yokluğunu. Kısacık aralara serpiştirmek çoğu zaman benim de işime geliyor ama. Kendimi ifade edemediğim zaman dilimlerinden inatla kaçıyorum.

Şimdi hava güzel. Parçalanmış bulutlar bir kenara yığılmış. Üstüne bir yağmur daha yağarsa solacak çiçeklerim başlarını pencereden uzatmış umutla bekliyorlar. Aidiyet duygusunun etrafını tavaf ediyorken kuşlar, herşeyden habersizmiş gibi yapıp balkonda güneş batarken çayımı yudumluyorum. Sanki şimdi içeriden küçük bir kız çocuğu gelip eteğimden çekiştirecekmiş gibi. İçerden gelen seslere aldırış etmiyorum böyle hayaller akşamlarında. Süreyi uzun tutamıyorsam da bırakıyorum kendimi uykunun koynuna. Bahar çabucak gelsin diye çarçabuk bitiriyorum günleri. Bahar gelecek bu sefer, neden erkenden tüketmişim günlerimi diye hayıflanmama izin vermeyecek, konuştuk biz.

Kandırılması çok kolay bir kız çocuğu ile sütten ağzı yanmış temkinli bir kadın arasındayım. Orta şekerli kahve kıvamında, oysa ben şekersiz severim kahvemi.Daha yolum var demektir. Yine de neresine bakarsam merkezinde durduğum bir dünya var. Gözlerim yönetiyor dünyayı yine.

“……Yeryüzünün neresinde bulunduğumu bilmiyordum. İçimi bulandıran nefretle kapıyı dövüyordum ve ellerimle boğmak, öldürmek istiyordum onları. Sadakatin yalnızca iyimserlik ve umuttan ibaret olduğunu böyle, kanatlarım ateşe tutularak öğrendim…” İnci Aral-Sadakat

Çarşamba 17 Mart 2010
 Merush Hanım |  YORUMLA |  1 BEĞENİ
Kavga Edelim

Senin hayatında neyin değerli olup olamayacağını belirlemeyi görev addetmiş insanlar var.Kimi zaman bilerek ve isteyerek “tüm kalbinle” bunu onlara teslim ettiğin doğru; bunu kabulleniyorsun. Bunun dışında gelişenlerse seni paramparça etmek dışında bir işe yaramıyor. Hayatın konusunda sonsuz yetki verdiğin mercii, bunu kendi iç savaşına kolayca dahil edebildiği gibi, yenilgiye uğradığını da sana haber vermiyor. Diğer tarafta da zaten konumuzun dışında olanlar var; hayata karışmayı, ortalığı karıştırmak olarak anlayanlar.

Daha çok ilki hüsranla sonuçlanacak hikayelere imza atıyor. Sen alıyorsun kalbini eline, uzatıyorsun. Alıyor, oynuyor, kırıyor, bozuyor, tamir etmeye kalkarken onarılmaz hale getiriyor. Kalbin köşesinde çizikler oluyor, eski güzelliği kalmıyor. Çizikler çatlaklara dönüşüyor, bilirsin ki çatlaktan içeri kötülüklerin girmesi çok kolaydır.

İki kere elime aldım kalbimi, birinde kırıp dökenden daha acımasız oldum. İnsan kendi parçalayınca toparlaması daha kolay oluyormuş kalbini. Bu sefer yine aldım, almak zorunda kaldım asllında.Ama yok. Bir damla çiziği bile haketmemiş kalbim. İnsan kendi kalbini elinde tutmak istemez mi? Oysa ne zordur değil mi başına ne geleceğini çok da önemsemeden uzatıp vermek kalbini. Bilerek isteyerek uzatığın anda sana geri yollanmasına ne dersin peki? Çok mu soru soruyorum? Cevaplasan ölür müsün?

Kavga edelim.
Bana sırtını dön ve uyu.
Sabaha geçmiş olsun.

Salı 9 Mart 2010
 Merush Hanım |  5 YORUM |  3 BEĞENİ
Benim için üzülme.

Sevmiyorum diye tekrarladım bu akşam. Sevmiyorum, sevmiyorum, sevmiyorum. Üçmilyonbeşyüzbin kere sevmiyorum dedim belki de.İnandırdım kendimi sevmediğime.

Güçsüzlüğü sevmiyorum,sessizliği sevmediğim kadar.Kendince anlamlar yükleyip olaylara kafanı kuma gömmeni sevmiyorum. Bana izin vermemeni sevmiyorum, müsaade etmemeni yaklaşmama. Sana neden soruyorsam ben de,kararsızlığımı sevmiyorum.Boş gözlerle oturmayı sevmiyorum,okuduklarımdan bir şey anlamamayı sevmiyorum.

Sevmediğim bunca şeyin aksine çok seviliyorum.Dünyadaki her şeyden çok seviliyorum bir adamın yorgun kalbi tarafından. Sevmiyorum diye haykırdığım anda anlayıp, arayıp beni sevdiğini söyleyen sese kulak veriyorum şimdi yalnızca. Hani demiştin ya bana, senin için endişelenmiyorum diye..Endişelenme benim için.

Ben öyle çok seviliyorum ki, bütün kötülüklerden korur beni bu sevgi. Ve ben bunca sevilmeye karşı, her koşulda mutlu olurum elbette ki..

Cuma 5 Mart 2010
 Merush Hanım |  YORUMLA |   Bu yazıyı sevdim!
Mercimeği fırına, gönlümü sana eyledim.

Vakitsizlik denen mereti en çok mutsuz olmaya vakit bulamadığımda seviyorum. Son günlerin kalabalıklığı üzerimde emeği çok olan mutsuzluğu küstürmeye yetti de arttı. Ancak mutsuzluk hayatımda bu kadar yabancılaşırken geride bıraktığı bazı körelmişliklerle başetmem gerekti. Yaratıcılığımı en çok besleyen şeyken mutsuzluk şimdi gözlerini üzerimden çekmişken yaratıcılığımı arttırıcı bazı etkenler arayışına girmem gerekiyor.

Arayışlarım genellikle mutfakta başarıya ulaşıyor. Bir bardak mercimeği yıkayıp tencere alıyor üzerine de 2 bardak suyu ekleyerek veriyorum ateşe.. Yumuşadığında ekliyorum bir bardak da ince bulguru.. Az dinlenirken onlar ben yeşil soğanlarla oyalanıyorum, ince ince doğruyorum onları, kuru soğan kavuruyorum tavada, üzerine biber salçasını ekliyor bir güzel içime çekiyorum kokularını. Mercimek ve bulgur yeterince dinlendiğinde ekliyorum üzerilerine soğanla salçayı. İki elimle başlıyorum birbirine harmanlamaya. Ellerimin tadı gelsin maksat yemeğe. Kusursuz bir kırmızı tonu yakaladığımda ekliyorum yeşil soğanları, baştan çıkaran baharatları.. Bir limonu ellerimle sıkıyorum üzerine. Bir kaç parça kıvırcık koparıyorum, sudan geçiyorum. Genişce bir tabağın altında yerleştiriyorum onları, ellerim yeniden buluşuyor kırmızı tonuyla; minik parçalar koparıp sıkıyorum elimde.. Kıvırcık yatağına bırakıyorum usulca.. Arada şehvetle ağzıma bir kaç parça atıyorum..

İşte bu anlarda teşekkürler ediyorum bunları akıl edip ortaya çıkaranlara. Yemek salt karnı değil, kalbimi ruhumu da doyuruyor. Ruhu dinlenmiş anlarımda da keyfime keder ekleyip daha lezzetli ürünler çıkarmak üzere kaleme sarılıyorum.

Gündüzüm mutfakta, gecem yazı masasında geçsin istiyorum. Ellerim bulaşıktan çıkıp daktiloya dokunsun. Sonra ben dünyanın en güzel kadını olayım.

Pazar 28 Şubat 2010
 Merush Hanım |  YORUMLA |  3 BEĞENİ
Telaşe Hanım

Nasıl özeniyorum bir bilseniz, akşamları bir kadehi yanına alıp geceye yakışan müzikler açıp keyfe dalan insanlara.. Hayatım boyunca hep bir yerlere yetişme, bir şeyleri yetiştirme telaşı ile bir gram keyif alamam akşamlarımdan. Bu yalnız Cumartesi akşamım için planım çok basitti. Bir kadeh alacaktım elime, açacaktım güzel bir müzik oturacaktım bir yazının başına. Belki elimde birkaç parça da çikolata olurdu. Hazırladım. Ama “dur oturmadan şunu da yapayım” demelerim yüzünden saat oldu gece 11… Çamaşırlar temiz, yatak toplu, bulaşıklar yıkanmaya hazır, çöpler atılmış ve sabaha yenecek olan poğaçalar mayalanmak üzere bekliyor. Ancak planını kurduğum akşam kesinlikle bu değildi. Şu işleri de bir gün plan yaparak halletsem gam yemeyeceğim. Halbuki kadınlar programlıdır, bugün çamaşır günüm, bugün evi sileceğim şu bu.. Ben aynı anda her birini yapmaya programlamışım kendimi. Aslında niyetim suya sabuna dokunmadan akşamı keyifle geçirmek idi. Zaten başıma ne geliyorsa hep bu akşamlarda geliyor.

Aynı anda her şeye yetişme telaşı bu bendeki.Sakince oturmak ne mümkün! Sürekli içimde beynimi kemiren titiz bir ev kadını varken ne mümkün kendime zaman yaratmak. Şu satıları yazarken bile aklımda hala beyaz çamaşırlar var; acaba şimdi mi yıkansalar sabahtan mı atarım? Utanmadan şu anda bile kalemime hükmediyor.

Aynı anda bir kaç kadınla yaşamaktan, her birine laf anlatmaktan çok yoruldum. Şimdi kilitleyip kapılarımı imamın abdest suyuna dönmüş olan kadehteki sıvıyı tazeleyip kendimle kalacağım. En çok özlediğim, en çok sevdiğim, en iyi anlaştığım kendimle.

Belki üstümüzden bir tır geçer, ne dersin?

Pazar 28 Şubat 2010
 Merush Hanım |  YORUMLA |  2 BEĞENİ