Tarihte Bugün:  Ahkam Kuşu : Blog nasıl yazılır? - August Rush, Sadece hisset.. - 352 x 288
Keşke filmler hep mutlu sonla bitse

Slumdog Millionaire’i izledikten hemen sonra içimden geçen tamamen bu sözcükler oldu; keşke filmler hep mutlu sonla bitse, hayat zaten yeterince acı..

Minicik yüreklerin hayatın henüz başındayken yapayalnız kalışıyla başlıyor öykü. Boylarından büyük acılara direnç gösteriyorlar, koskocaman olmuş ama en ufak sarsıntıda yıkılan büyüklerine ders veriyorlar adeta. Onlar Mombay kentinin minik kahramanları. Dünyayı kurtaracak denli üstün bir enerjiye sahipler.

Bilgeliğin ne olduğunu düşünüyorum uzun uzun. Bilgelik salt okuryazarlıkla, salt eğitimle kazanılan bir yeti miydi? Peki ya aşk? Aşk sadece kavuşma arzusu muydu?

Slumdog Millionaire, bu sorulara daha evvel verdiğim yanıtları kökten değiştirdi.  Hayata başladığın yer ne olursa olsun, karşına ne kadar kötü çıkarsa çıksın, tek yakınının bile kötülük yaptığı bu evrene direnebilmek için sadece inanç yeterliymiş; öğrendim. Kendine, güzel bir dünyaya, barışa ve aşka olan inanç insan hayatını ne denli değiştirebiliyormuş meğer. Eğitim denilenin insan olmaya yetmediğini, zorluklarla dolu hayata bağlanmaya çalışırken öğrenmiştik, bu şaşırtıcı değildi. Aksi bir fikirle, entellektüel küstahlığı takınıp burun kıvıracak yerler arayacaksak da bulamıyoruz. Avamlık hiç böyle şahane bir boyutta önümüze sunulmamıştı.

Dünyadan insanlarla, asıl dünyayı bize gösteriyor Danny Boyle. Dünyanın kaç bucak olduğunu öğreniyoruz. Filmi izlerken kırılan yanlarımızla, insan olabildiğimize şükrediyoruz. Farkında olmanın o gösterişli sesiyle şarkılar dinliyoruz, mutluğunun nerde aranması gerektiğini öğreniyoruz. Mutluluk, içinizdedir.. İçinizdeki o çocukta..

Salı 17 Mart 2009
 Merush |  2 YORUM |  2 BEĞENİ
O zaman şarkı söylemek lazım avaz avaz

Bir e-posta aldım,

Ajda Pekkan hayranı olduğunuzu biliyoruz, Kürtçe şarkı söylemesi konusunda ne düşünüyorsunuz? Devam edecek misiniz bu kadar karaktersiz birini dinlemeye? “ 

E-posta tam olarak böyle değildi, öncelikle bunu belirtmeliyim. Her yerinden imla hataları fışkıran, son derece özensiz bir Türkçe ile yazılmıştı. İşin komik yanı, diline bir cümle ile bile sahip çıkamayan biri tarafından sırf Kürtçe şarkı söylediği için karaktersiz ilan edilebiliyordu Ajda.

Evet bilenler gayet iyi bilir Ajda’ya ne kadar düşkün olduğumu. Hatta bu sorunun bana yöneltilmesi belki de çocukluğumun hayali bile olabilirdi, bununla çok eğlenebilirdim. Yaşasındı, Ajda ile ilgili bir hususta kapım çalınıyordu! Lakin içimdeki bir ses ciddi olmam gerektiğini söylüyor şu anda. Konudan epey rahatsızım.
Maalesef ki Kürtçe söylediği şarkıyı internetten videolarla izleyebildim, sahnede tam karşısında dinlemek isterdim. Tıpkı Fransızca şarkılar söylerken olduğu kadar büyüleyiciydi Ajda.

Diline ve vatanına düşkün onlarca okumuş aydınlar bu sabah eleştirilerini yazmışlar bolca. İşin güzel yanları bunlar, elbette ki eleştiri olacaktır. Ancak benim lafım her konuda olduğu gibi burada da “çıkıntılık” gösteren, aslında hiçbir bilgi birikimi olmayıp da sırf sokakta duydukları sözlerle, cahilce büyütüldükleriyle bir şarkı için kıyameti koparanlara..Bana bu e-postayı gönderen de bunlardan biri, iş yaptığım kimi insanlar da, bakkalından ekmek aldığım adam da, belki de en yakın arkadaşım da…

Bilmiyoruz. Bilgi birikimimiz yok. Konuları saptırmada üzerimize yok. Okumakla aydın olunamıyor. Aydınlık insanın içinde olmalı. Kürtçe söylenen bir şarkı, Fransızca söylenen bir şarkı gibi alkış toplayamıyor. Madem eleştireceksiniz gidin müzikal açıdan eleştirin. Madem birikiminiz yok bu konuda ahkam kesmeyin.

Ve siz, benim gibi düşünenler. Şarkı söyleyin avaz avaz. Kulakları sağır edercesine, şarkı söyleyin.

Çarşamba 11 Mart 2009
 Merush |  4 YORUM |  4 BEĞENİ
Beyhude Geçti Günler


-boynu bükük bir papatya olduğuma bakıp da, senden vazgeçtim sanıp , sakın aldanma-

Aylardır bu sayfayı ziyaret edenleri “Gerizekalılar” diye bir başlıkla karşılıyor olduğum için çok üzgünüm. Lakin bu gerizekalılar hayatımın her alanında olduğu gibi başarıyı getirmediler bu sefer. Sayelerinde yazıdan oldum. Öyle bir olmak ki bu,gecelerce beynimi kemirdi. Ancak fırsat bulup oturabildiğim zamanlarda aklımın dehlizlerinde yalnızca içi dolu olmayan sözcüklerin dolaşmasına izin vermek zorundaydım. Beynimi ertesi sabah yaşanacaklara hazırlamalı ve gerizekalılarla başedebilmek için kendime güç toplamalıydım. Koca bir Şubat ayı bu şekilde geçti gitti hayatımdan. Senenin en küçük ayı olması vesilesiyle daha katlanabilir olacağını düşünmüştüm,ancak küçük ama çok etkili bir ay oldu nazarımda. Neyse ki bitti ve ne güzel ki Mart ayındayız.

Mart geldi de birşey mi oldu? Kedi miyiz ki biz birşey olsun! Olmadı tabi. Ama Şubat ayının bitmiş oluşu bile yeterince kan kaybetmiş pozitifliğimi hareketlendirmeye yetti. Ufak bir kıvılcım arayan ellerim bu akşam eve giderken havanın çok güzel fırsat oluşunu bilip, önce arabanın camlarını açtı, sonrasında güzel telefon konuşmalarına vesile oldu ve ardından klavyeye dokunmamı sağladı. Ellerime hiç olmadığı kadar minnettarım.

Asıl olanın, gerçek dünya olduğunu biliyor ve bu koşturmacalar arasında bir yerlerde unuttuğum o değerlerin ardında ilerliyorum. Büyümenin, bir olmanın sonsuz huzuruna eriyorum. Ardımda bıraktığım günler birer papatya; her dalından bir fal arıyorum. Dünyanın işi bitmez, daha çok işim var. Önce kendim ama. Mart iyi gelsin, dünyaya, bize, kalemime…

Dünya yalan dünyadır üstü altı rüyadır
Özü aslı hayatın aşka olan yolundur
Çul desen altın desen beyhudedir beyhude
Yok desen tamam desen beyhudedir beyhude..

Cuma 6 Mart 2009
 Merush |  4 YORUM |  3 BEĞENİ
Gerizekalılar!

İnsanları seviyorum; insana ait olan duyguları, tavırları, olayları analiz etmekten büyük keyif alıyorum. İnsan doğasında bulunan her değere karşı sonsuz bir sabır içerisindeyim. İnsana özgü olan hiçbir şey bana yabancı değil. Çoğu zaman insan ilişkilerinde taraf tutmayan, eğrisi ve doğrusu ile herkesi kolayca kabullenen bir insan oldum. Bugüne kadar da konudan mütevellit bir muzdariplik durumum olmadı.

Ancak bazen, hücrelerime sinir öyle bir işliyor ki, bu gibi durumlarda beni sakinleştiren tek şey yine insanlara duyduğum sonsuz sevgi oluyor. Evet hepimiz insanız, doğrular olduğu kadar yanlışlar da bizim. Böyle anlarda “Gerizekalı” diye tanımadığım kişileri daha bir seviyorum. Çünkü onlar olmasaydı ben şu anda sahip olduklarıma kim bilir ne zaman erişecektim.

Akıllı olmayı öğrettiler. Sağolsunlar. Kendileri hiçbir işi tam yapmadıkları, fikir yürütmedikleri  için bu iş bana düştü. İşleri yoluna koydum, fikir geliştirdim ve aklımla daha bir sürü şeyi başardım.

Sabırlı olmayı öğrettiler. Sağolsunlar. Sabrımı sonuna kadar sömürmek için her yolu denediler. Herkese yetecek kadar sabırlı olmayı öğrendim. Beklemek nedir bildim.

Güleryüzlü olmayı öğrettiler. Sağolsunlar. Herkese ve herşeye surat asmayı marifet bildikleri için, kimseyi kırmamak görevi bana düştü. Çünkü insanlara inanan bendim ve kimsenin benim özel durumlarım yüzünden suratsızlık çekmeye hakkı yoktu. Herkese karşı güleryüzlü oldum, hepsinden daha değerli oldum insanların gözünde.

Yardımsever olmayı öğrettiler. Sağolsunlar. Lafta bıraktılar yapacakları şeyleri. Vaatlerde bulundular, insanları kendilerine inandırıp son anda vazgeçtiler. Kimsenin üzülmesini istemeyen ben elimdeki tüm imkanlarla onların vaadettiklerine yanıt bulmaya çalıştım. Karşılığında takdir topladım. Karşılığında güleryüz gördüm, mutlu oldum.

Hepsini bu gerizekalılara borçluyum. Onlar benim hayatımda önemli birer yapıtaşları oldular hep. Onları sevmeyi de yine onlar sayesinde öğrendim. Gerizekalılar varoldukça kimbiilir daha ne çok erdeme sahip olacağım. İyi ki varsınız ve iyi ki beni deli ediyorsunuz!

Cumartesi 24 Ocak 2009
 Merush |  2 YORUM |  2 BEĞENİ
Oyuncak Düşleri

Aslında iyi başlamadı.

Son günlerinde uzun soluklu olacağına inandığım korkular beslemeye başlamıştım. Gidip yerinde gördükten sonra daha bir temkinli durmaya çalıştım hayata; her an o kötü haber gelebilecek gibiydi. Kalbim kanatlarını çıkarmış boşlukta sarsılıyordu. Görüp, bilip, anlayıp çaba gösteremezken yaptığım en kolay şeyi yapıyordum bense; tepkisiz kalıyordum öylece..  Her an sevdiklerime bir zarar gelecek endişesi taşıyarak geçiyordu. Hepsini kendi kendilerinden korumak istiyordum. Korkuyordum.

2007′nin gelişi gibiydi 2009′un gelişi. Nasıl korktum bilemezsin. Bir kaç gün geçince rahatladım, korkuyu bu sefer başka bir yerde aradım. Yanımda kızkardeşimle, güvendeydim. Korkacak hiç birşey yok gibiydi. Sesler yumuşadı, az da olsa su serpildi içime.

Ama sonra, tüm bu olan bitenden bağımsız, bir yerde öylece bekleyen sen, vazgeçtin. Apaçık bir biçimde vazgeçtin. Benden mi, kendinden mi, bizden mi vazgeçtin; bilemedim. İlgi bekleyen insanlar, çözülmesi gereken durumların ortasında bıraktın beni. Kızdım mı,hayır. Arada sesim düştü, kalemsiz kaldım, öksürük nöbetleri geçirdim geceler boyu, ama kızmadım. Kızgınlığımı alıp götürdü vazgeçişin.

Olmadığın bir yerde, vazgeçtiğin hayallerimizle bir hayata uyandım.

Evet geldin,2009. Yıllar artık büyük halime geliyor. Küçük kız sevinçleri taşımıyorum artık gelen senelere. beklenti duymuyorum. İstediğim sadece sahip olduklarımın korunması. Sahip olduğum herşeyin bir gün gerçek anlamda elimin altında olması.. Çünkü onlar benim; biliyorum.

Günebakan çiçekleri gibi, gökyüzüne uzatıp başımı karşıladığım 2008 bana çok şey öğreti. 2009′un sensizliği öğretecek oluşunu bilseydim orada öylece bırakırdım bedenimi.

Cumartesi 17 Ocak 2009
 Merush |  YORUMLA |   Bu yazıyı sevdim!