“İkimize yetecek kadar” hayalimiz vardı önceleri, birimizden alınan kanla diğerimizin hayatı kurtulacaktı belki de, bir diğerimiz hiç acı çekmeden hemde.”
Bu bambaşka bir öykünün giriş cümlesi olabilir ancak. Şimdi ne öyküyü anlatmak için mecalim var , ne öykünün başkahramanı var, ne ben varım. Kimsenin içinde bulunmadığı bir öyküye biz öykü demiyoruz. bizim örtmenimiz öyle öğretti bize.
Ana fikrim beni terketti, kalemin yok diye ağlarken bir kutunun içinde bana göz kırptı iki tane kalem. Klavyemin üstüne kondular birden.
Sanki bir omuz dokundu elime bu sabah, “yaz” dedi bana sanki kahvaltı masasına doğru sürüklerken, ben bahane buldum kalemim yok diye, o bana derman verdi, kahvaltı yapabildim, pazar günü nostaljisi yapmak üzere kutulara yöneldim içinden kalem çıkardı, tüm huysuzluğumla ama bunların daha ucu açılmamış dedim, kalemliğin dibinden kalemtraş getirdi bana. Hiç değilse klavyeye dokunayım dedim, birden gitti, perdesi sonuna kadar açılmış bu ekran karşısında kaldım tek başıma.
Olsun bu da bir yazıydı, böyle resimli mesimli okuyamayan resmine baksın diye..

Edit (büdüt?) : Google da “hüznün kızı asude” aratıp bloğuma gelen pek sevgili insan.. Allah seni de güldürsün e mi.. Yalnız sana gülerken acıyan boynumun acısını düş hesaptan.. Evet Asude artık hüznün kızı.. Hüzün benim adım. Asude de benim kızım. Ahahahha ulan google… Neyse hadi.
Facebook'ta PaylaşFriendFeed'de Paylaş













8 Yorum Yapılmış