Uzun süredir izlemek isteyip ya filmi ya da alt yazısını bulamamaktan muzdarip bir şekilde beklediğim bir filmdi Persepolis. Nihayet tüm gerekenler önceki akşam hazırdı ve başladım izlemeye. Beklediğimden fazlasını buldum bu filmde.
![]()
O kadar yalın bir biçimde sunulmuÅŸ bir hikaye ki bazı yerlerinde adeta kendinizi o coÄŸrafyaya ait hissedebilirsiniz. Siyah beyaz bir animasyon filmi oluÅŸuyla ve ifade biçiminin son derece basite indirgenmiÅŸliÄŸiyle hiç beklenmedik bir yerinizden vurabilir sizi. Küçük Marjene henüz hiçbirÅŸeyden habersizken baÅŸlayan olaylarla bir anda içinde buluveriyor kendini savaşın. Ailesinin isteÄŸi ile Viyana’ya gidiyor. Orada ilk gençliÄŸini yaÅŸarken öylesine yalınlaşıyor film. Sonrasında yeniden döndüğü Tahran’da kendini bir anda “kadınlaÅŸmış” buluyor Marjene.. Ve film artık bir genç kadının gözüyle devam ediyor. Baskı altında yaÅŸananları hele ki bir kadının tüm bunlara direnirkenki gücünü gördüm ben filmde. Güzel kokmak için her sabah göğsüne yasemin çiçekleri dolduran kadınların , kadınlıklarını yaÅŸayamadığı bir toplum.. Devrim, savaÅŸ, molla rejimi.
Yakınımızda ama bizden çok çok uzakta olan bir ülkenin , İran’ın hikayesi Persepolis. İran’da herÅŸeye karşın direnen kadınlığın hikayesi…
Facebook'ta PaylaÅŸFriendFeed'de PaylaÅŸ












