Salı 27 Mart 2007
Okul koridorlarında manasızca koşturmak için icad edilmiş olan Ortaokul 1. sınıfta sınıf penceresinin evimize bakan tarafına oturmuş bakarken tanıştım kendisiyle. İnce belli Oya Öğretmen “bunu anlasa anlasa sen anlarsın, oku güzelce anlat tüm arkadaşlarına” demiş kendime olan yersiz güvenime biraz daha pay çıkarmıştı. Aldım elime ve başladım okumaya :
Hayır, benim çocukluğumun hürriyeti, hiç de bu cinsten bir hürriyet değildir. Evvelâ, burası zannımca en mühimdir, onu bana hiç kimse vermedi. Bu sızdırılmış altın külçesini birdenbire kendi içimde buldum. Tıpkı ağaçta kuş sesi, suda aydınlık gibi. Ve bir defa için buldum. Bulduğum günden beri de küçücük hayatım, fakir evimiz, etrafımızdaki insanlar, her şey değişti. Vakıa sonraları ben de onu kaybettim. Fakat ne olursa olsun bana temin ettiği şeyler hayatımın en büyük hazinesi oldular. Ne dünkü sefaletim, ne bugünkü refahım, hiçbir şey onun mucizesiyle doldurduğu seneleri benden bir daha alamadılar. O bana hiçbir şeye sahip olmadan, hiçbir şeye aldırmadan yaşamayı öğretti.
Benden 10 yaş büyük ablamın edebiyat kitapları, sözlükleri derdime çare olamamıştı. Zira anlamıyordum ve bu zannımca çok kötü bir durumdu. Bunu izah etmek babında Oya Öğretmen’e doğru yürüdüğümde şimşekler çakmıştı gözümde. Ben “zira” diyordum, “ziyadesiyle” diyordum. olmuştum işte! Yersiz bir kendine güven aşılama girişimi değilmiş demekki ince belli öğretmenin bana aşıladığı. Evet ben süperdim! Ve evet diğer kişiler koridorlarda salak salak kayıyordu, hatta cindaşım olanlar kıç üstü düşmeleri yetmezmiş gibi oturup bunun için zırlıyorlardı. Ama bakın sevgili öğretmenim ben burada “zira”lardan dem vurup “ziyadesiyle” keyifleniyordum bu duruma!
Yazının başında tanışma sürecimi anlatmaya başladığım şey Ahmet Hamdi TANPINAR‘ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü kitabı gibi görünse de benim için çok büyük önem arzeden şey yeni kelimeleri kullanmak, okuduğumu anlamaktı.. Bu sebepledir ki ben yılda iki kere kendime hakim olamadan manasız bir çağrışımla yılda iki kez kendisini anarım ! Evet Oya Öğretmenin aklında şu an bile gözlerinden zeka fışkıran karakız olarak kalmış da olsam senede iki kez saatler ileri ya da geri alındığında aklıma düşüyor bu kitap. Oysa çocukluğuma dair naif çizgiler barındırması gerekirdi. Ama işte demek ki o günlerden eser kalmamış. Erken tüketmiş olduğum herşey gibi bunları da tüketmişim.
Saatler ileri alınmış. Ama benim kolumda saat olmadığından ve cep telefonunun saatini de bir türlü ayarlamak aklıma gelmediğinden bundan bihaber geçirmişim iki günü. Öyle ki bilgisayarım bile gün ışığından yararlanmaları otomatik olarak kapatmayı uygun görmüş. Dolayısıyla günlerdir süren uykusuzluğuma bir kılıf bulup bugün maske takıp gezinebilirim.
-Gözlerin şişmiş senin şekerim ?
-Ay sorma , saatimi ileri almayı unutmuşum paldır küldür çıktım yataktan.





“-Gözlerin şişmiş senin şekerim ?
-Ay sorma , saatimi ileri almayı unutmuşum paldır küldür çıktım yataktan. ”
..