Çarşamba 7 Mayıs 2008
Çok küçüktüm.. Ablamın edebiyat kitaplarıyla başlamıştı yazma tutkum. O kelimeleri gördükçe, okuduklarımı anlamıyor olsam da, bir gün benim de bazı sayfalarda yazdıklarım olacaktı diye umuyordum. Belki bir çocuk görüp o da yazmaya heveslenecekti. En büyük isteğim bir gün kitaplıkların en değerli yerlerinde bulunan bir kitaba imzamı atmaktı.. Yazmak öylesine güzel bir tutkuydu ki , hiç bırakmak istemedim.
Sonra zaman aktı, okullar, oyunlar girdi araya.. Yazmak hep benimle yürüdü bu yollarda. Kocaman olup iş güç sahibi olduğumda da bırakmadı beni. Çeşitli yerlerde yazdıkça yazdım. Ne ismim önemliydi ne kişiliğim. Yazıyordum, yetiyordu bu bana..
Sonra internet.. Kocaman olmuştum, üstüne üstlük yaptığım iş de çok yakınından geçiyordu internetin.. Kendime ait bir dünyam olsun istedim. Dünyamı yarattım, bazen insanlarla paylaştım dünyamı, sonra esti rüzgar; tek başıma kalmak istedim. Neler geçtiyse başımdan, ne üzüntüler atlattıysam, ne hastalıklar, ne sevinçler, ne özlemler yaşadıysam yazı beni hiç bırakmadı.. Yazı hep vardı.. Bu bana büyük güç veriyordu..
Sonra bir gün hiç olmadık biryerinden sarsıldı yazı..
En güzel paragraftayken üzerine mürekkep döküldü yazdıklarımın.. Mürekkebin yarattığı çirkinlik önüne geçti yazdıklarımın, hepsini ezip geçti gitti insanlar, çirkinliği görüp…
Üstüne suçlandım, reklam yapmış oldum, hatta karalama kampanyaları düzenlediğim söylendi. Kimisi destek olduğunu söyledi, kimi sadece söyledi; diğer tarafa köstek olmak niyeti ile.. Zahmet buyurup bir kaç sayfa yazı okuyanlar anlayacaklardı oysa bu durumun beni ne kadar üzebileceğini, iğrendirebileceğini..
Siz, yazıma gölge düşürdünüz.. Hangi birinizi affedebilirim şimdi?
“Oyuncağı elinden alınmış bir çocuk” kadar basit olsaydı bu keşke… Şimdi SİZ, şayet kazara bu sayfaya yönlendirildiyseniz LÜTFEN DAHA FAZLA BULUNMAYIN…. Daha fazla kirletmeyin yazıyı..
Yazı öyle güçlüdür ki, mürekkebin altındaki çirkinlikten sıyrılmayı bilir.. Şimdi lütfen müsade edin…





“Söz uçar, yazı kalır”, demişler. Yazınıza dökülen mürekkep de temizlenir, izi bile kalmaz, unutulur gider. Kendinizi üzdüğünüze değmez.
meruşşş..ya üzülme ama yaaa..bak ben seni takip ediyorum..hatta yazmadığın zamanlarda özlüyorum..seni bilen biliyor..başından beri takip ediyorum..başta 2 yetişkin insan kendi aralarında çözer dedim ama araya olmadık insanların girdiğini görünce çok daha fazla üzüldüm..
bak sana bişey söyleyeyim mi?ben şu pc işlerinden çok anlamam,kendime yeterim sadece..senin adresini şans eseri buldum kaydettim sonra format atılınca yine kaybettim..ama bi gün moralim bozuktu senin yazılarını çekti canım..bi baktım ellerim senin adresini yazmış siteni bulmuş gözlerim dolu dolu olmuş okuyor…
çıkar yok işte…bu kadar bas,t..menfaat yok..
bi de ben mürekkep izlerini severim biliyor musun?daha sonra geriye dönüp baktığımda o sayfanın üzerinde ne kadar çok duruluduğunu hatırlarım..bi de sonra fark ederim ki eğer hala geri dönüp bakabiliyorsam demek ki ilerlemişim o geride kalmış..sonra şükrederim geriye dönüp bakabilecek zamanım ve yaptıklarım olmuş diye..(aslında meruş hanım diye yazmam lazımdı üzgünüm..ama sanki karşı komşunun kızı,çocukluk arkadaşım gibi geliyosunuz bana..o kadar yakın yani..arayı ‘hanım’ kelimesiyle uzatmak istemedim)
meruş ben sana daha önce lakabımla yazmışım essur diye..kediseverliğinle ilgili yazıda yorum yapmışım haddim olmayarak..gerçi yorumdan ziyade tavsiye demek lazım
Artemis,
Beni anladığınızı hissediyorum, bu çok güç verici.. Teşekkürler farkında olmadan yaydığınız bu enerji için..
Sevgili Esra,
Sözleriniz o kadar güzel ki.. Kendimi çok mutlu hissettim okuyunca… Hatırladım elbette, lütfen daha sık yorum yapın, varlığınızı bilmek güzel..
Bir vesileyle sizin gibi değerli bir insanı çok az da olsa tanıma imkânım oldu. Siz güzelliklere isteseniz de istemeseniz de devam edeceksiniz. Sizin yapınızda bu var.
Okyanus kir tutmaz ama bir bardak suyu her şeyden korumak gerekir. Siz kendinizi bir okyanus bilin.
Yazılarınızı takip edeceğim. Kuru sözler değil manalar saçan yazarların değeri bilinmeli.
E. Ali,
Ben de aynı vesile ile sizi tanımış olmaktan çok memnunum. Teşekkür ederim görüşlerinize..
benim degil, bir ba$kasinin yorumuyla yanindayim meru$:
“ne kadar bilirsen bil, soylediklerin kar$indakinin anlayabildigi kadardir.”
mevlânâ
Ben de wykka‘dan özendim; konuyla ilgili birkaç Mevlânâ özlü sözü de benden:
“Pişmişin hâlinden hiç anlar mı ham,
Sözü kısa kesmek lâzım, vesselâm.”
“Dünle beraber gitti cancağızım, düne ait ne varsa…
Bugün yeni şeyler söylemek gerek…”
“Cahil olanların merhameti ve lütfu azdır.”
Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki, haklı ya da haksız olmak fark etmiyor. Arkası kuvvetli olan kazanıyor hep. Tıpkı şu hikayecikte anlatıldığı gibi:
SAHNE 1 :
Bir tavşan önüne bir daktilo almış tak tuk tak tuk birşeyler yazıyor.
Oradan geçen bir tilki :
-Hey tavşan ne yazıyorsun?
-Doktora tezimi yazıyorum.
-Ha öyle mi, çok güzel ne hakkında?
-Tavşanların tilkileri nasıl yedikleri hakkında.
-Yok canım olur mu öyle şey hiç tavşanlar tilki yerler mi?
-Olur canım gel istersen sana isbat edeyim.
Beraberce tavşanın yuvasına girerler biraz sonra tavşan tek başına çıkar ve yine daktilosunun başına geçer tak tuk birşeyler yazmaya devam eder.
Daha sonra oradan geçen bir kurt tavşanı görür.
-Hey tavşan ne yazıyorsun?
-Doktora tezimi.
-Ne hakkında ?
-Tavşanların kurtları yemesi hakkında.
-Yayınlamayı düşünmüyorsun herhalde buna kim inanir?
-Doğru olmaz mı gel istersen göstereyim.
Yine beraberce yuvaya girerler tavşan biraz sonra tek başına dışarı çıkar.
SAHNE 2 :
Tavşanın yuvasının içi.
Bir köşede tilkinin kemikleri. Bir köşede kurdun kemikleri. Diğer tarafta bir arslan kürdanla dişlerini temizliyor.
SONUÇ VE ANAFİKİR :
Doktora tezi yapmak için tezin önemi yoktur, konunun da önemi yoktur;
Önemli olan tez danışmanıdır.
Wykka ve Artemis,
En az Mevlana kadar güzelsiniz…
Kazuo,
Bahsi geçen hikayeciği biliyordum, bu konuyla ilişkilendirmek aklıma gelmemişti, çok yerinde oldu.